• İçeriğe geç
  • Ana yönlendirmeye ve giriş yapmaya geç

Gezinme görünüm arama

Gezinme

  • MEDYA

Arama

Buradasınız: GİRİŞ
  • GİRİŞ
  • FIKIH
  • HAT SANATI
  • KURAN’I KERİM
Bu Gün19
Dün22
Bu Hafta19
Bu Ay398
Toplam16862

VCNT - Visitorcounter
  • Yazdır
  • e-Posta

MADDÎ ve HÜKMÎ TEMİZLİK

Şüphesiz  ki  maddî  temizliğin   ölçütü  ve  temizlenme  yolları  toplumların kültür  ve gelenekleriyle, şart ve imkânlarıyla  sıkı sıkıya bağlantılıdır.  Bu sebeple de İslâm dini, hem temizliğin  gereklilik ve önemini sıklıkla vurgulayarak bu konudaki  ana fikri  canlı tutmaya,  hem de hitap ettiği toplumların  temizlik kültür  ve usullerini  imkânları  ölçüsünde daha iyiye  doğru geliştirmeye  önem vermiştir.  Böyle olduğu  için de İslâm toplumlarında  temizlik  ana fikri,  İslâm kültürünün aslî unsurlarından  birini  teşkil  etmiştir.  Suyun  İslâm medeniyetinde ayrı bir önem kazanmasının bir sebebi de bu olmalıdır.

Devamını oku...

  • Yazdır
  • e-Posta

SULARIN HÜKMÜ

Kur'ân-ı  Kerîm'de Allah'ın  insanı  ve diğer  canlıları  sudan yarattığı  (elEnbiyâ  21/30, en-Nûr  24/45, el-Furkan  25/54), temizlenme dahil birçok hikmete mebnî olarak  gökten  temiz  su indirdiği (el-Bakara  2/22,  164,  el-Enfâl 8/11,  el-Furkan  25/48) belirtilerek suyun yeryüzündeki varlıkların hayatı açısından önemine ve aslî temizlik  aracı olduğuna  işaret edilir. Hz. Peygamber'in hadislerinde de yine su ile temizlenmenin önemi sıklıkla vurgulanarak durgun  ve akarsuların,  yağmur,  kaynak,  deniz ve göl sularının  maddî ve hükmî  temizlikte  kullanılmasıyla ilgili  temel açıklamalar yer alır.

Devamını oku...

  • Yazdır
  • e-Posta

MADDÎ ve HÜKMÎ KİRLİLİK

İslâm dini ferdî ve sosyal hayatın her alanında maddî temizliğe âzami titizliğin gösterilmesini istediği, belirli ibadetler için de buna ilâve olarak hükmî temizliği şart koştuğu içindir ki, maddî ve hükmî temizlik ve onun karşıtı olarak maddî ve hükmî kirlilik  fıkıh ve ilmihal  kültürünün  temel kavramları arasında yer almıştır.  Fıkıh literatüründe "tahâret" her iki  tür temizliği  de içine alan geniş bir kapsama sahipken maddî kirlilik   genelde "necâset", hükmî  kirlilik   de "hades" terimleriyle ifade edilir.

Devamını oku...

  • Yazdır
  • e-Posta

TEMİZLEME YOLLARI

Hükmî  kirlilik hali  demek olan hadesten, hükmî  temizlik  usulü  olan ve her birinin  kendine mahsus ayrıntılı hükümleri bulunan  abdest, gusül ve teyemmümle  temizlenilir. Dinen temiz sayılmayan  maddî kirliliğin (necâset) ise çeşitli yol ve usullerle giderilmesi mümkündür. Hanefî mezhebinde necâseti temizleme yolları  konusunda  sosyal şartlar ve ihtiyaçlar  dikkate  alınarak  daha toleranslı  davranılmış ve kolaylık  ilkesine ağırlık verilmiştir.

Devamını oku...

  • Yazdır
  • e-Posta

ABDEST

MAHİYETİ ve ÖNEMİ

Farsça âb (su) ve dest (el) kelimelerinden  oluşan  ve "el suyu" anlamına gelen abdest, belirli ibadetlerin ifasının ön şartı olan ve kendisi de ibadet mahiyetinde   görülen  bir  nevi  hükmî  temizliktir. Arapça  karşılığı  güzellik, temizlik  ve parlaklık  anlamına  gelen "vudû"dur.  Fıkıhta abdest, "belli uzuvları usulüne uygun  olarak su ile yıkamak  ve bazılarını da eldeki su ıslaklığı ile meshetmek" şeklindeki ibadet temizliği  olarak tarif edilir.

Devamını oku...

  • Yazdır
  • e-Posta

ABDESTİN  GEREKLİLİĞİ

Abdest başlı başına ve bizzat amaç olan bir ibadet değil belli ibadetleri yapmayı  mubah kılan,  kulun  bu ibadetlere mânen ve ruhen hazırlanmasına ve bu ibadetlerden âzami verim  elde etmesine yardımcı olan vasıta (vesile) ibadettir.  Bazı ibadetler ve fiiller  içinse abdestli olmak  dinen  gerekli  görülmemiş  olsa bile, taşıdığı birçok maddî ve mânevî faydalar  sebebiyle tavsiye edilmiştir. Bundan  dolayı  abdestin  dinî  değer ve  bağlayıcılık  hükmü  farz, vâcip ve mendup şeklinde üç çeşittir.

Devamını oku...

  • Yazdır
  • e-Posta

ABDESTİN  FARZLARI

Abdestin  farzları,  bir fiilin  abdest sayılabilmesi  için onda bulunması  zorunlu  olan  ana  unsurlar  demektir.  Abdestin  farzları  ilgili  âyette  (el-Mâide 5/6)  zikredildiği üzere dörttür:

Devamını oku...

  • Yazdır
  • e-Posta

ABDESTİN  SÜNNETLERİ ve ÂDÂBI

Hz. Peygamber'in farz ve vâcip kapsamında olmaksızın sürekli veya genelde yaptığı  ve ümmetine  de yapılmasını tavsiye  ettiği  fiillere  fıkıh  ilminde ve ilmihal  dilinde sünnet, Hz. Peygamber'in bazan yapıp bazan da terkettiği fiillere  ise mendup,  müstehap veya  âdâp denildiğini, fıkıh  usulünde  ise bu gruba giren bütün  fiillerin, şer‘î hükmün beşli taksimi  içinde "mendup" olarak nitelendirildiğini biliyoruz.

Devamını oku...

  • Yazdır
  • e-Posta

ABDESTİ  BOZAN  DURUMLAR

Abdestin maddî temizlik olma özelliği de taşımakla birlikte esasen hükmî temizlik  olduğunu yukarıda görmüştük.  Bu sebeple abdesti bozan durumların bir kısmı maddî kirlilik,  bir kısmı da hükmî kirlilik  grubunda yer alır.

Devamını oku...

  • Yazdır
  • e-Posta

ABDESTİN  ŞEKLİ

Sünnet ve âdâbına riayet edilerek, ayrıca dört mezhebin farz saydığı hususları da içerecek şekilde abdest şöyle  alınır: Abdest suyunun  elbiseye sıçramayacağı bir konum  alınır, mümkünse  kıbleye dönülür.  Niyet ve besmele ile abdeste başlayıp  önce eller bileklere kadar ve parmak araları da ovuşturularak üç defa yıkanır,  cilt üzerindeki hamur, boya, sakız gibi maddeler temizlenir.   Parmakta  yüzük   varsa  oynatılır.   Misvak   veya  diş   fırçası  ile, bunlar  yoksa sağ elin parmaklarıyla dişler  temizlenir. 

Devamını oku...

  • Yazdır
  • e-Posta

ÖZÜRLÜNÜN ABDESTİ

Devamlı burun kanaması, idrarı tutamama, devamlı kusma, yaranın devamlı kanaması, kadınların akıntısı gibi abdesti bozan ve kısmen süreklilik taşıyan  bedenî rahatsızlıklara  ilmihal  dilinde özür (mazeret), böyle kimselere de özürlü kimse (mâzur,  mâzure) denilir. İslâm dini kolaylık  ve rahmet dinidir.  Namaz başta olmak üzere kişilerin ibadetlerini  zamanında  ve  gerektiği  şekilde  yerine  getirebilmeleri  hem  bir görev hem de bir haktır. 

Devamını oku...

  • Yazdır
  • e-Posta

MESH

İslâm dini  namazın  ifasını dinin  temel vecîbelerinden saymış  olmasının yanı  sıra her türlü  mükellefiyette zorluğu  gidermeye ve kolaylığı  temin  etmeye de ayrı bir önem vermiştir. Bunun  bir örneği de, mükellefler  için mest ve sargı üzerine mesh yaparak  abdest alma ve böylece üzerine düşen  ibadetleri ifa etme imkânı getirmiş  olmasıdır.

Devamını oku...

  • Yazdır
  • e-Posta

GUSÜL

Sözlükte gusül  (gasl ve gusl) "bir şeyi su ile yıkamayı",  fıkıh  ilminde  ise "bütün  vücudun   temiz  su  ile  yıkanması  şeklinde  yapılan  hükmî  temizlik işlemi"ni  ifade eder. Fıkıhta abdeste küçük temizlik,  abdest almayı gerektiren hallere küçük  kirlilik (hades-i asgar), gusle büyük  temizlik,  guslü gerektiren hallere de büyük  kirlilik (hades-i ekber) denilir.  Guslün Türkçe'deki bir başka adı da boy abdestidir.

Devamını oku...

  • Yazdır
  • e-Posta

GUSLÜ GEREKTİREN  DURUMLAR

Esasen hükmî-dinî   temizlenme  ve  arınma  vasıtası olan  guslün  sebebi hükmî  kirliliktir. Bu sebeple hükmî  kirlilik hali  sayılan  cünüplük,  hayız  ve nifas halleri guslü gerektiren üç temel sebeptir. Ancak bu üç durumun dinî literatürde büyük kirlilik olarak anılması, bu durumdaki kimselerin dinen necis sayıldığı  anlamına  gelmez. Mümin  necis olmaz.  Hatta  müşriklerin necis olduğu  meâlindeki  âyet  de (et-Tevbe  9/28)   onların  hükmî  kirliliklerine  işaret olarak anlaşılmıştır. 

Devamını oku...

  • Yazdır
  • e-Posta

GUSLÜN  FARZLARI

Gusül, ilgili  âyette de (el-Mâide  5/6) işaret  edildiği  gibi  bütün  vücudun kuru  bir yer kalmayacak  şekilde  tamamen  yıkanmasından  ibarettir.  Bunda bütün fakihlerin ittifakı  vardır. Ancak Hanefî ve Hanbelî mezhebinde ağız ve burnun  içi gusülde bedenin dış kısmından  sayılmıştır.  Böyle olunca guslün; ağza su almak (mazmaza), burna su çekmek (istinşak) ve bütün vücudu yıkamak   şeklinde   üç  farzından   söz  edilir.   Mâlikî   ve  Şâfiîler  ile  Şîa'dan Ca‘ferîler'e göre ağız ve burnun  içini yıkamak  sünnettir. 

Devamını oku...

  • Yazdır
  • e-Posta

GUSLÜN  SÜNNETLERİ ve ÂDÂBI

Bu ibadeti oluşturan fiillerden  hangilerinin farz veya vâcip, hangilerinin sünnet  ve  âdâb olduğu  konusunda  fakihlerin görüş  ayrılığına  düşmesinin sebebi, Hz. Peygamber'in sahâbeye ibadetleri, hangi alt fiilin  farz veya adâb, emredilmiş  veya tavsiye  edilmiş  olduğu  açıklama ve ayırımını  yapmaksızın bütün halinde uygulayarak ve fiilen örnek olarak göstermiş, sahâbenin de ibadetleri  Hz. Peygamber'den gördüğü  ve öğrendiği  şekilde  yapmaya  çalışmış  olmasıdır.

Devamını oku...

  • Yazdır
  • e-Posta

TEYEMMÜM

Sözlükte "bir işe yönelmek,  bir şeyi  kastetmek"  anlamına  gelen teyemmüm  dinî literatürde,  suyu temin etme veya kullanma  imkânının bulunmadığı durumlarda  hadesi yani  büyük  ve küçük  hükmî  kirliliği gidermek maksadıyla,  temiz  toprak  veya  yer  kabuğundan   sayılan  bir  maddeye  sürülen ellerle yüzü  ve iki  kolu  meshetmekten  ibaret hükmî  temizlik  demektir. 

Devamını oku...

  • Yazdır
  • e-Posta

TEYEMMÜMÜN SEBEPLERİ

Teyemmüm  abdest ve gusül  yerine  geçen bir  bedel ve istisnaî  hüküm olup ancak belli bir mazeretin  bulunması  halinde  yapılabilir.  Bu mazeretler de iki grupta toplanabilir:

1. Abdest veya gusle yetecek miktarda  suyun bulunmaması.

Devamını oku...

  • Yazdır
  • e-Posta

TEYEMMÜMÜN YAPILIŞI

Teyemmüm, hükmî temizlenme niyetiyle temiz toprağa sürülen el ayasıyla yüzü  ve kolları dirseklerle birlikte  meshetmekten ibarettir. Bu sebeple teyemmümün niyet, yüzü meshetmek, kolları dirseklerle birlikte meshetmek şeklinde üç farzı vardır. Diğer bir anlatımla teyemmüm bu üç fiilden oluşur.

Devamını oku...

  • Yazdır
  • e-Posta

TEYEMMÜMÜ BOZAN  DURUMLAR

1.  Abdesti  bozan ve guslü  gerektiren  durumlar  teyemmümü  de bozar. Çünkü  teyemmüm   bu  ikisinden   bedeldir.  Cünüp  olan  kimse  teyemmüm yaptıktan  sonra abdesti bozan bir durum meydana gelse, yalnız abdesti bozulmuş  olur, cünüplük  hali geri gelmez.

Devamını oku...

  • Yazdır
  • e-Posta

KADINLARA MAHSUS HALLER

Kadınların  fizyolojik  yapılarından   kaynaklanan  özel  durumlar,   temizlenme başta olmak üzere fıkhın  çeşitli alanlarını ilgilendiren  ayrı hükümlerin sevkedilmesini gerekli kılmıştır. Bu fıkhî hükümlerin bilinmesi mükellefleri yakından  veya şahsen alâkadar ettiğinden,  ilmihal  bilgileri arasında yer alır. İlmihal dilinde, kadınlara mahsus haller denince hayız, nifas ve istihâze terimleriyle  ifade edilen üç durum kastedilir. 

Devamını oku...

  • Yazdır
  • e-Posta

HAYIZ

Fıkıh ilminde hayız, ergenlik çağına giren sağlıklı kadının rahminden düzenli aralıklarla akan kanı ifade eder. Kadınlarda ergenlikten menopoza kadar görülen  bu fizyolojik  olaya  da hayız  hali  (mensturasyon,  regl),  âdet görme, âdet kanaması, aybaşı hali gibi isimler verilir.  Hayız hali, kadında döl yatağının  (rahim)   iç  yüzünü  kaplayan  zarın,  yumurtanın   döllenmeyip  ölmesi  ve hormon salgısının kesilmesi üzerine parçalanarak kanla birlikte  dışarı atılmasından ibarettir. Hayız kanının kesilmesiyle kadının temizlik dönemi başlar.

Devamını oku...

  • Yazdır
  • e-Posta

NİFAS

Fıkıh dilinde nifas yani loğusalık,  doğumdan hemen sonra kadının cinsel organından  gelen kan veya bu şekilde kan gelmesinin  sebep olduğu  hükmî kirlilik (hades) halinin  adıdır. Böyle kadına da loğusa (nüfesâ)  tabir edilir. Nifas  fizyolojik ve  tıbbî  bir  olay  olduğundan   nifasının  en  kısa  ve  en uzun süresinin belirlenmesi konusunda  yine tıp bilim  dalının ve uzmanlarının  görüşü  esastır. Fakihler  bu konuda  bir  süre telaffuz  etmekte hayli  çekimser  davranmışlardır.

Devamını oku...

  • Yazdır
  • e-Posta

İSTİHÂZE

Rahim içi damarlardan  hayız  ve nifas hali  dışında ve bir hastalık  veya yapısal bozukluk  sebebiyle gelen kana istihâze (özür  kanı) denilir.  Diğer bir ifadeyle  istihâze,  kadının  âdet ve  loğusalık  dışındaki  kanamalarının  genel adıdır. Fakihlerin,  hayız ve nifasın âzami sürelerini belirleme çabalarının bir amacı da hayız ve nifas kanı ile istihâze kanını birbirinden  ayırt etme konusunda kadınlara genel ve pratik  bir ölçü vermektir. 

Devamını oku...

  • Yazdır
  • e-Posta

Namaz

GENEL OLARAK İBADETLERİN AMACI

İbadet, Allah'a  gönülden  isteyerek yönelmek,  tapmak,  boyun  eğmek ve itaat etmek demektir.  Türkçemizde kullanılan kulluk  etmek deyimi  de aynı anlamı karşılamaktadır. İbadet, yaratıcı kudret karşısında boyun bükmenin zirvesi  ve O'na olan  sevginin  sonucu ve göstergesi olarak  değerlendirilmiş ve sırf Allah  için, Allah'ın  rızâsı için yapılması ve sadece Allah'a  tahsis edilmesi gerektiği  belirtilmiştir. Gerçekten de yaratan,  yaşatan  ve öldüren  Allah'tan  başka, ibadete lâyık olan bir varlık  yoktur. 

Devamını oku...

Sayfa 1 / 13

  • Başlangıç
  • Önceki
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • Sonraki
  • Son

Her türlü görüş ve eleştirileriniz için : tesbihat.com@tesbihat.com