PDF Yazdır ePosta

Hristiyanlık'ta "Peygamberlik" Kavramı

 

Önde gelen Katolik teologlardan Kari Rahner'in, Sacramentum Mundf nin teolojik bir özeti içinde bulunan "Peygamberlik" adlı makalesinde, (1) Hristiyanlığın peygamberlik hakkındaki gö­rüşleri özetlenmiştir.

Hristiyanlık inancı doğrultusunda hazırla­nan paygamberlerin bu karakteristlik özellikleri hakkındaki mad­deleri takip ederken, Müslüman okuyucularımdan ricam, Kur'an ve hadis perspektifinde bu özelliklerin Hz. Muhammed'in yaşa­mında ve misyonunda ne oranda bulunduğu hakkında biraz dü­şünmeleridir. Benzer bir gayreti, İncil'den pasajları hatırlamak su­retiyle Hristiyan okuyucularım da Hz. İsa'nın yaşamı ve öğretisi üzerinden gerçekleştirebilirler.

Peygamber her zaman yeni bir mesajla gelir,

Sıdkma dair kendi delilini hayatıyla ortaya koymalıdır.

Yaptığı işin benzersizliği, peygamberliğin olmazsa olmazlarındandır.

O dînî bir kökten değişim öncüsüdür. Toplumda tenkit onun görevidir.

Kendini, dinleyicilerinin zaten malumu olan şeylerle sınırla­maz.

Kendini Hayy ve Ferd olan Allah'n vasıtası olarak görür.

Sadece kendi için değil, öncelikle diğerleri için bir çağrı getir­mektedir.

Söz, peygamberi ve misyonunu teşkil eden şeydir.

Peygamber, dine, topluma ve tarihsel olayların yorumuna ge­tirdiği eleştirisinde, onların gerçek derinliğini ve doğruluğunu meydana çıkarmak ve toplum eleştirisinde yeni ve geleceğe dö­nük durumlar teklif etmek suretiyle hadiselerin üstünde bir etki hâsıl eder.

Statükoyu dönüştürme arayışında olan peygamber, dinî ve toplumsal değişimlerin örgütleyicisidir, ki böylelikle, çağrısını kurumsallaştırır.

Bu maddelere biraz daha yakından bakmakta fayda var. Müs­lümanlara, peygamberleri Hz. Muhammed'i öğretmek haddime düşmeyeceğinden bu özelliklerin izini Hz. İsa'nın yaşamı üzerin­den süreceğim.

Peygamber yeni bir mesajla gelir.(l) O sadece geçmiş doğrula­rın öğreticisi değildir, dinleyenlerinin "yeni" olarak algılayacağı bir mesajla gelmektedir. İncil'de Hz. İsa'yı dinleyenler devamlı: "Bu yepyeni bir şey!" demekteydiler. Yeni demek, illa ki bunun eski peygamberlerin öğrettiğinden farklı olacağı anlamına gel­mez. Çoğunlukla peygamberler, önceki peygamberlerin öğrettiği­ni doğrular ve tekrar ederler, ama bunu yeni bir şekilde ve daha önemlisi, yeni bir yetkiyle gerçekleştirirler. Peygambere, doğru­dan Allah tarafından, "insanları yeni bir sorumluluğa çağıran ta­ze ve beklenmedik bir mesajı taşıma yetkisi" verilmiştir.

Peygamber sıdkma delilini kendi hayatıyla ortaya koymalı­dır. (2) Yahudilerin önde gelenleri, Hz. İsa'ya, "ne hakla insanlara bir şeyler öğrettiğini, hastaları iyileştirdiğini ve kötü ruhları kov­duğunu sorarak karşı çıkmışlardı. Kendisinin Yahudi başrahipten bir izin belgesi var mıydı? Yoksa bunu kendi başına mı yap­maktaydı?... Benzer şekilde Müslümanlar da, Hz. Muhammed'e karşı gelen Mekkeli müşriklerin ona, "çağrısının gerçekten Al­lah'tan olduğuna dair elinde ne tür bir delilin olduğu"nu sorarak karşı çıktıklarını hatırlayacaklardır...

Her peygamber benzersizdir. (3) İncil'de bazı peygamberler mucizeleriyle öne çıkarlar: llyas ve Elyesa gibi... Zekeriya ve Yeşeya vecd hâlini tecrübe ettiler ve mesajlarını sembolik hareketler ve işaretlerle taşıdılar. Amos toplumun öfkeyle kınanmasını yan­sıttı, Hoşea ise mutsuz aile yaşamını. Yeremya asla bir peygamber olmak istemedi, ama Allah onu, onun iradesine rağmen bu vazi­feyle görevlendirdi, llyas ve Nathan krallarla uğraşırken, mesela Yahya çölde vaaz etmek için şehir hayatını arkasında bırakmıştı. Peygamber asla kendinden bekleneni yapmaz ve alışıldık yoldan yürümez, dinî bürokrasinin geleneklerine uymaz.

Peygamber dinî bir kökten değişim öncüsüdür (4) ve toplu­mun bir münekkitidir. (5) İsa Yahudi şeriatını ihlal ederek günah­karlarla yemek yemiş, insanları iyileştirmeye cumartesi günü de devam etmiştir. Kudüs Tapmağı'nda insanların artık Allah'a iba­det etmeye ihtiyaç duymayacakları bir günü haber vermişti. Dö­viz bozanları tapmaktan kapıdışarı etmiş ve "insanların üstlerine ağır yükler yükleyen ve bunları kaldırmak için parmaklarını bile oynatmayan" zamanının dinî liderlerini eleştirmişti. Benzer şekil­de Müslümanlar, Hz. Muhammed'in, "kız çocuklarını öldüren müşrikleri, dulun ve yetimin hakkına el uzatanları, borçlulara ağır faizler uygulayanları, gayr-ı zarurî şeylere büyük paralar dö­kenleri, kölelerine kötü muamele edenleri" nasıl eleştirdiğini ha­tırlasınlar...

Peygamber herkesin bildiği şeyleri tekrarlamaz ve klişelere te­veccüh etmez.(6) O, Allah'dan geleni ve insanların akıllarıyla ve­ya bilimle bulamayacakları hakikatleri öğretir. Kendi nefsinden konuşmadığı, doğrudan doğruya Allah'dan gelen bir mesajı in­sanlara yaydığı hususunda ısrarcıdır. Yuhanna İncil'inde İsa, ağ­zından çıkanın yalnızca "Allah'dan duyduğu" olduğunu söyler. Öyleyse peygamber, Allah'ın bir vasıtası, sözcüsüdür.(7) Peygam­berin çağrısı esasen diğer insanlar içindir.(8) Bu, kendini geliştir­mesi için değildir, Allah'ın iradesini insanlara iletme yoludur. Yahya'yı dinlemek için çöle çıkıp gelen Yahudileri düşünelim ve­ya Celile'nin basit insanlarına pişman olup tövbe etmelerini ve Allah'ın kurallarına göre yaşamaları gerektiğini ve din âlimlerinin de böylesi bir pişmanlığa muhtaç olduklarını anlatan isa'yı gözü­müzün önüne getirelim. Hz. Muhammed'in de, Mekkeli müşrik­lere mesajını iletmesini ve onları pişman olup tövbe etmeye, Al­lah'a ve ahirete inanıp iyi ameller yapmaya davet edişini hatırla­yabiliriz...

Peygamber, Allah'ın kelamının taşıyıcısıdır.(9) O rahip, mistik veya şaman gibi diğer dinî şahsiyetlerden ve hikmeti öğretenler­den "vahyin taşıyıcısı" olduğu iddiasıyla ayrılır. Geleneksel öğre­tileri bir vaiz gibi tekrarlamaz. Daha önce vahyedilenleri de bir te­olog gibi yorumlamaya kalkmaz. Onun getirdiği şey Allah'dan ye­ni bir vahiydir. "İlahî bir mesajı taşıdığı" iddiası olmasa, peygam­ber, siyasî ve dinî yapının dışında ve onları eleştiren karizmatik bir yabancı gibi kalır.

Peygamber, zamanının dinî uygulamalarını eleştirir ve tarihî olayları yorumlar. (10-11) Din âlimlerini eleştiren İsa'yı veya Ka­be'yle ilgili müşrik âdetlerine karşı duran Hz. Muhammed'i aklı­mıza getirebiliriz... Hz. İsa, Kudüs'ün yaklaşan yıkımını yorum­larken, hadiseyi, insanların onu Allah'ın gönderdiğini kabul et­mekteki isteksizliklerine bağlamaktadır.(12) Hz. Muhammed de, peygamberlerini reddeden Nuh kavminden, Ad ve Semud'dan, Musa'nın çağrısını duymazdan gelen Firavun'dan bahsedip, "bunların iman etmeyi kabul etmeyişleri sebebiyle yok edildikle­ri" yorumunu getirmiştir. Peygamberlerin bu sözlerinden de anlı­yoruz ki, insanlık tarihi tesadüfi bir süreç değildir. Tarih, Allah'ın kudret elindedir.(13)

Bir peygamber, halkın imansızlığını ve ahlaksızlığını eleştire­ceği zaman daima ileriye bakar.(14) Isa, insanların Allah'a şu ve­ya bu dağda ibadet etmelerinin fark etmeyeceği, ama insanların "tüm kalpleriyle ve ihlasla" ibadet edecekleri bir günü öngörü­yordu. O öyle bir gün olacaktı ki, Kutsal Ruh gelecek ve insanla­ra azamî sıdk ile rehberlik edecekti. Havarilerini çağırdı ve onlar­dan bir topluluk meydana getirdi. Bu topluluktakilerin en temel özelliği sevgi ve iman idi.(15) Benzer şekilde Hz. Muhammed de Mekke'de İslam'ın mesajına uygun yaşayabilecek bir topluluğu ortaya çıkarmaya başlamış ve Medine'de bu toplumsal hayatın kurallarını ashabına öğretmiştir. (16) Böylece İsa'nın ölümünden sonra havarileri, "İsa'da ve İsa yoluyla insanların kendiyle olan ilişkisinde dramatik bir değişimi vücuda getirdiğine iman ettiler ki bu değişim kendini ilk Hristiyan topluluklarında ifade eder.(17) Hz. Muhammed ise, öldükten sonra arkasında, Kur'an'a ve sünnete uygun yaşayan bir toplum bırakmıştır.

  

____________________________

(1)  Kari Rahner, "Prophetism," Encyclopedia of Theology: The Concise Sac-ramentum Mimdi, New York: Crossroad, 1986, s. 1286-1289.