Mistizm ve Fanatizm - 6
Hak için halkın temsilcisi demek, peygamber mesleğine talip olmak ve onu temsil etmek demektir. Onu yapabilmek için de peygamberane aşk, şevk, gayret, azim, cehd ve irade gerekir. (Priznıa3 s. 114115)
Hep aynı hazırlıkları, yazdığı bütün kitaplarda farklı farklı tarzlarda işler. Makrodannıikroya, ezeldenebede, fasıldaııfasıla gibi anlatımlarla Hz. Muhammed'in son peygamber olduğunu inkâra çalışır...
Çünkü Müslüman Türk halkını bu küfre ne kadar alıştınrsa, ileride kendini peygamber ilan ettiği zaman o kadar az tepki alacağını umuyor...
Gerçek bir cemaat, fertleri ebediyete teslim olmuş öyle mukaddes bir topluluktur ki, Bediüzzaman'ın yaklaşımıyla: "Onlar, Allah için işler, Allah için başlar, Allah için konuşur; Hilali (Allah'a mahsus) livechillali, lieclillalı (Allah'ın izni) ve rızası dairesinde hareket ederek ömrünün saniyelerini seneler haline getirir ve faniliğin çehresine bakilik damgasını vurur." (Çağ ve Nesil)
Hasan Sabbah nasıl ölüme gönderdiği suikastçilerine 40 gün sonra başka birinin bedeninde dirileceğini ve o bedende yaşayıp öldükten sonra cennetle mükafatlandırılacağım telkin etmişse, dirilişe inandırdığı müritlerini gelen yabancı elçilere gözdağı vermek için bir el hareketiyle kalenin burçlarından aşağıya intihara nasıl göndermişse, O'nun çılgın yolunu takip eden Mirza Muhammed Bab, İran ordusuyla savaşa tutuşan Babi isyancıları aynı telkinle ölüme göndermişti...
İranlı tarihçiler Kurretü'lAyn, Mirza Muhammed Bab'ın ve Babilerin liderlerinden Süleyman Han'ın idama türkü söyleyerek, çılgınca şeytani kahkahalar atarak gittiklerini naklediyor...
Bu korkunç sahneleri şayet gözünüzde canlandırdığınız an, kendine munis bir din adamı görüntüsü veren Fethullah'ın insanlık için Hitler kadar tehlikeli olduğunu anlayacaksınız.
Bence bu toplum çapındaki restorasyonu gerçekleştirmelidirler. Ve bunun adına bir kısım radikal gibi görünen kimseler, bizim cephemize münafık diyeceklerdir, dönek diye
çeklerdir.
Burada, tarikatıyla beraber Bahailiğe geçeceği anda alacağı tepkileri hesap ederek buna karşı müritlerine fikri hazırlık yapıyor.
Dinde reform adı altında veya Türkiye Müslümanlığı olarak takdim edilmek suretiyle uygulayacağı Bahailiğe geçiş sürecinde karşısına çıkacak zorluklara şimdiden müritlerini hazırlamaya çalışıyor... Ve aynı yerde söylediği gibi teknik ve taktikler vermek suretiyle müritlerini adım adım Bahailiğe götürüyor...
Batı dediğiniz bu insafsız dünya, hemen her zaman ya bizzat ve iğfal ettiği bir kısım çapulcularla, hem de medeniyet adına, vahşetlerin en utandırıcılarını irtikap etmiş, insanlığı ışığa çıkaracağım diye, yığınları sürekli kara delikler etrafında dolaştırmıştır.
Fethullah Gülen burada tam anlamıyla büyük bir aşama kaydetmişken, Devletin Başbakanı ve Cumhurbaşkanını kontrol altına almışken, 27 Mayıs İhtilali'nde yedikleri darbeye hayıflanıyor...
Batı dünyasının, 27 Mayıs Devrimi'nde hem kendilerini kandırdığını hem de kullandığını anlatır... Türkiye'deki Bahailerin 27 Mayıs İhtilali'nden sonra uzun yıllar propaganda şansını ve Saidi Nursi liderliğinde kazandıkları ivmeyi kaybettiklerini hayıflanarak anlatır...
Günümüzün Türk toplumunda ilahiyat profesörleri dururken aslen İranlı olup, Erzurumlu olduğunu iddia eden, tahsil olarak yetersiz bir vaizin içerde ve dışarda büyük destekler alarak önce Orta Asya'yı fethetme misyonuna talip olması, sonra da dünyayı fethedecek yapılanmalar içine girmesi bütün Türk toplumunun mana veremediği bir gelişme oldu. Bu şüphe bulutları Türk ulusunun bütün fertleri gibi son dört yıldır benim de kafamı meşgul ediyordu...
Yedisekiz ay süren araştırma ve çalışma döneminde elde ettiğim bulgulann hepsine bu kitapta yer vermeyi toplum huzuru için tehlikeli buldum... Şimdilik, bazı belge ve bilgilerden istifade etmeyi uygun gördüm.
Ve Amerika'dan Avustralya'ya, Balkanlar'dan Çin Seddi'ne ve Avrupa'dan Afrika'nın derinliklerine kadar her yerde, İslam şemsiyesi altında iman, ümit, emniyet, dolayısıyla da huzur ve itminan son bir kere daha dalgalanacak ve beş milyar insanlık, hayal edebilmenin çok üstünde yepyeni bir cihan düzeyiyle tanışacak ve herkes, fıtrat ve düşünce dünyasının müsaade ettiği ölçüde bu yeni esintiden mutlaka istifade edecektir. {Ruhumuzun Heykelini Dikerken, s. 3)
Yeni esintiden kastedilen artık sizin de anladığınız üzere Bahailiğe geçiş süreci... Bilindiği üzere Bahai nüfusun yoğunlaştığı yerlerin başında ABD, Avustralya, Malezya, Srilanka ve Hindistan gibi ülkeler geliyor.
Fethullah Gülen'in 300'e yakın okul yapmak suretiyle başlattığı dünyaya Bahailiği kabul ettirme operasyonu, adeta bir virüs gibi İslam dinini tehdit ediyor. ABD'yi devlet genelinde ele geçirmiş olan Bahailer, Somali'deki dindar Müslümanların dinlerini savunmak için Bahailerle giriştikleri mücadelede ABD'nin silahlı gücüne başvuruyor ve ABD öncülüğünde BM kuvvetleri tarafından birçok Müslüman katlediliyor. Amerikan askerleri tarafından Müslüman direnişi kırıldıktan sonra, başta Fethullah Gülen'in organizasyonu olmak üzere, yüzlerce Bahai vakfı Somali'ye giderek evmabedler, kolejler, öğrenci yurtları kurarak Bahai harekat açısından Somali'yi istila ediyorlardı. Artık, Somali onların kalesiydi.
ABD ve İngiliz hükümetleriyle el ele gerçekleştirilen uluslararası bir Bahai tertibine sırası gelmişken burada yer vermek istiyorum:
Dünya Bahai mahfilleri tarafından, Salman Rüşti isminde Hintli bir Bahaiye yazdırılan ve Peygamberimize küfürlerle hakaretler içeren kitap, bütün dünya Müslümanlarını ayağa kaldırmış, inananları tahrik etmişti. Şeytani Ayetler ismiyle piyasaya sürülen bu tahrik kitabı, İslam şeriatına göre yönetilen İran'dan idam fetvasına çıkmasına sebep olmuştu, İranlıların bu şuursuz tepkisi, Bahai tezgahının hedefine ulaşmasına sebep oluyordu...
Netice itibariyle hem İslam dinine hakaret ediliyor, hem de yoğun propaganda faaliyetleriyle bütün İslam dünyası Fımdamenîalist damgası ile damgalanıyordu. Türkiye'deki dinci terör örgütü İBDAC netice itibariyle Nurcuların hizmetinde olan bir terör örgütüdür. Radikal dincilik adına yapılan her eylem ile kendilerini ılımlı İslam olarak adlandıran gizli Bahai propagandasına kan vermektedirler...
Artık konunun uzmanları Bahailik tehlikesini, Nurculuk akımını, radikal dinci hareketleri bu çerçevede değerlendirmeli, devlet için öncelikli tehdidi yeniden tahlil etmelidir...
New York Bahai toplumunun Ruhani mahfillerinden Ncıncy Lozar Moore, devamlı ülkemize gelip gider ve Nurcularla ve Fethullah'ın kurumlarıyla irtibatlı çalışır... 30 Ocak 1999 tarihli Hürriyet gazetesindeki röportajda, "Brezilya'daki Türk diplomatlarının çocuklarının Bahailer tarafından eğitildiğini" söyleyecek kadar da pervasızdır.
Bu salgın virüs, özellikle Adalet Bakanlığı, (Nurcuların son 10 yıllık kadrolaşma hareketinin baş hedeflerinden biri de Adalet Bakanlığfdır. Çok sayıda hakim ve savcının, yargıtay mensuplarının Bahaileşme virüsünün kurbanı olabileceğini düşünmek bile beni tedirgin ediyor.) Üniversitelerimiz, emniyet teşkilatımız, kamu kurum ve kuruluşlarımız bu tehdidin açık muhatapları olarak görünüyorlar...
Diğer bir tehlikeli durum da, 300 trilyon bütçesi vc 120 bin personeli olan Diyanet İşleri Başkanlığına Bahailerin yaptığı sızmalardan dolayı ortaya çıkıyor... Fethullah'ın ve Nurcuların yönlendirilmesiyle Diyanet'e sızmış olan Bahailer, Diyanet*in bütçesinden maaş alarak vc imkanlarını kullanarak devlet sırtından Türk ulusunun inancını tahrip etmeye çalışıyorlar...
Vatandaş vc devlet olarak, Kurtuluş Savaşında nasıl işgalcilerle savaştıysak, tekrardan Kuvayı Milliye ruhuna sarılarak, hak din
olan İslamiyet'i, devletimizi, ulusumuzun, topraklarını Bahai istilasına karşı müdaafe etmeliyiz. Artık uyanma zamanı gelmedi mi?
Yozgat Cezaevi'nde yaklaşık 19 aydır 30 metrekare hücremde çalışarak ve kitap okuyarak vakit geçiriyorum. Bundan iki ay kadar evvel sohbet ettiğim dürüst ve mutaasıp bir başgardiyan, Yozgat'ın ilçelerinden Şefaatli'de oturduğunu ,birkaç sene evvel Fethullah'ın adamlarının oraya gelerek bir yurt yaptırmak istediklerini söyledi. Yurt yapılırken fakir ama dindar, fakir fakat çalışkan ve inançlı Şefaatli halkından, kiminin tenekelerle buğday mahsulünü götürüp bağışladığını, kiminin de tek varlığı olan bir çift öküzünü verdiğini, kiminin ise aylarca inşaatta çalışarak bu hayır teşebbüsüne yardımcı olduklarını anlattı.
Ben ise kandırılmışlığımıza, dinimizi tahrip etmek isteyen kalleşlerin taktiğini düşünüp, kendi kendime isyan ettim. İşte, dindar Anadolu halkının Bahailerin hizmetinde olan Nurcuların sinsice suistimal etmelerine bir örnek.
Devlet yönetmek demek, gidip Fethullah'ın elinden ödül almak olmamalı. Devlet adamlığı demek de, özelleştirme ihaleleri arefesinde gözden ırak yerlerde şaibeli işadamlarıyla pazarlığa oturmak olmamalı.
Devlet adamlığı demek; Davos toplantılarına katılıp herşeye rağmen Fethullah'ı müdafaa etmek değil... Devlet adamlığı demek tutuklanan Fethullah'a Turgut Özal'ın emriyle bir gecede Bakanlar Kurulu kararıyla serbest bırakılmasını emreden iradeye imza koymak da değil...
Devlet adamlarının görmemezliğe geldiği konular olabilir. Hatta devlet adamlarından bazıları bir takım akımlara kendilerini kaptırarak sorumluluklarını ihlal bile edebilirler...
Hatta bir kısım idarecilerimiz dış güçlerin etkisiyle Türkiye'yi tehdit eden cereyanlara ortam sağlamaya çalışabilir. Ama, bu devletin de, bu toprakların da gerçek müdafisi Türk gençliğidir. Görevlilerin ihmal etmeleri, vurdum duymaz olmaları, Atatürk'ün emanetini asla sahipsiz bırakmaz. Yöneticilerin vurdumduymazlığı Türkçü gençleri tahrik eder, gençliğe müdahale etme ruhsatı verir. Sonucunun muvaffakiyet olacağı bir hareketi ateşler.
Atatürk ve Kuvayı Milliyeci yiğitlerin kurduğu devlet, hiçbir zaman sarsılmayacak, bu sarp kale, tunçtan yığınlar halinde omuz omuza yürüyen Türk gençliğinin sırtında, ulaşılmaz bir kartal yuvası olarak ebediyete kadar var olacaktır.