Şuanda 39 konuk çevrimiçi
Üyeler : 1
İçerik : 2322
İçerik Tıklama Görünümü : 116617
JoomlaWatch Stats 1.2.7 by Matej Koval

Countries

64.6% 
31.3% 
2.9% 
0.1% 
0.1% 
0.1% 
0.1% 
0% 
0% 

Visitors

Bu Gun  643
Dun  697
Bu Hafta  2000
Gecen Hafta  2126
Bu Ay  3283
Toplam  4569


Yazdır ePosta

Mistizm ve Fanatizm  - 5

 

İslam'ın emrini inkar etmeye kalkmak, Müslümanların kurban kesmesini önlemeye kalkışmak, Bahailik dinine hizmet etmekten başka bir şey değil... Bahaullah müritlerine kurban kesmeyi kesinlikle yasaklamıştı. İşte yapılan çalışmaların amacı bu...

Kendisi hukuk profesörü olduğu halde inatla ilahiyatçı profesörlerimizin karşısında dinimizin emri olan kurban ibadetini bir İran kökenli kişi sabote etmiştir.

Bahailer aslında faaliyetlerinin çoğunu artık gizli değil açıktan yürütüyorlar. Bu anlattığım da örneklerden sadece bir tanesi.

Türk ulusunun son yularda tutulduğu en kotu hastalık, unutkan­lık illeti... Başımıza gelen herşeyi çok çabuk unutabiliyoruz. Türkiye'de gazeteler ve televizyonlar, genç bir doktorun kan kanserine yakalandığını acıklı ifadelerle işleyerek hissiyatlı ve mer­hametli olan milletimizin yardım duygularını harekete geçirerek büyük bir kampanya düzenliyordu... Netice olarak 70 bin ünite, Türk ulusunun sosyoantropolojik sırlarını içeren kan rezervi ABD'nin eline geçiyordu. Zaten yaşadığı vatan icabı ile Amerikalı olan Oktar Babuna olayın iç yüzü ortaya çıkınca da ne hikmetse birden iyileşiveriyordu. Öldürücü kanser hastalığından hiçbir emare kalmıyordu...

Bu konuda Kuvayı Milliye ruhunu temsilen halkımızı uyaran Sağlık Bakanı Osman Durmuş ise Nurcu basının boy hedefi haline geliyordu... Devletin güvenlik kuvvetleri bana göre olayın üzerine gitmemişti. Öncelikle Oktar Babuna kesinlikle bir üniversite heyetinin önüne çıkartılıp, gerçekten kan kanseri olup olmadığı tespit edilmeliydi. Olay ortaya çıktıktan sonra nasıl birden bire şüpheli şekilde iyileştiği tıbbi bir heyetin kontrolü ile anlaşılmalıy­dı... Fakat yapılmadı. İnsani bir yardım kampanyası görüntüsü altında Türk halkının kan örneklerinin yurt dışına kaçırılması bir çeşit genetik casusluğu olarak algılanmalıdır.

Şu anda ABD'de bulunan, ulusumuzun etnik sırlarını barındıran kan örnekleri, ne pahasına olursa olsun geri getirilmeli... Bu olay, kesinlikle unutulmamalı, üzeri örtülmemeli...

Kan skandali ve Adnan Hoca cemaatinin üzerine devletin güvenlik güçleri ve devletin savcıları, ceza yasasının 125. maddesi olarak gitmeli... Bu skandal, uluslararası Bahai şebekelerinin ülkemiz üzerinden gerçekleştirdiği casusluk faaliyeti olarak değerlendiril­erek bütün dünyaya ilan edilmeli...

Bahaullah'm kardeşi Harun Yahya'nın ismini kendisine kod adı olarak seçen, namazı üç vakte indiren, Bahailerin yaptığı gibi kadınlarla ters ilişkiyi mubah gören, Türk toprakları üzerinde casusluk ve bölücü faaliyetlerle uğraşan Adnan Hoca grubu kadın­ları istismar eden ucuz bir çete suçuyla paçayı sıyırmamalı... Bu say­falardan devletin savcılarına çağrı yaparak söylüyorum... Bu insan­lar, işledikleri suçların vasıfları itibariyle Öcalan'ın yargılandığı maddeler ile Türk adaletinin karşısına çıkarılmalı ve Müslüman Türk halkının adalete inancı zedelenmemelidir.

Biz milletçe bir şeye karşı aç ve muhtacız: Bizi bağrına basacak, acılarımızı dindirecek ve kötü tutkulardan kurtara­cak Baş Yüce insana. Aslında dünden bugüne, çekilen bütün ıstırapların arkasında da, hep bu aranan insanın buluna­mamışı vardır. (Çağ veNesil     s. 18)

Fethullah Gülen'in yıllardır gizlice, yakalanma korkusuyla hizmet ettiği, hatta foyası çıkacak diye korku nöbetlerine girdiği Bahailik dinine özlemini anlatan ifadeler bunlar... İnsanları mehdi beklentisine sokarak kendine zemin hazırlamak için elinden geleni yapıyor. Kitaplarında sarf ettiği her cümlenin, Farsça ve dini terim­lerin arasına özenle gizlenerek Bahai propagandasına hizmet ettiğini anlayacaksınız. Bir de kendisinin gizli toplantılarda yaptığı konuşmalar var... Sanırım bunlar da ileride ortaya çıkarak, bul­macanın eksik parçaları bir bir yerine oturacak...

Kendi saadetlerine karşı yabancı ve alabildiğine diğergamdırlar. Nübüvvetin özünden gelen bir uzantı ile, daha çok başkalarının lezzet ve açılarıyla dolu ve onlar için vardır­lar. (Çağ ve Nesil 1 s. 22)

Burada Fethullah, yüzlerce örnekte görüldüğü gibi yine, Bahai olduğunu itiraf ediyor. Zira, Bahailiğin kuruluş felsefesini oluştu­ran doktrin, Fazlullah tarafından Cavidanname isimli sapık kitapta üç ana prensip üzerinde toplanmış... Önceki bölümlerde Fazlullah ile ilgili anlatımlarda da gördüğünüz gibi, Nübüvvet bunun ilk devre­sidir.

Fethullah Gülen, bu geleneğe göre kendini mehdi ilan edebilmek için Nübüvveti ve sonraki kavramları Müslümanların beynine yerleş­tirmek zorunda... İşte burada bu çabanın ürünü satırlar görülüyor.

Kim bilir, belki de bir gün gide gide insanlık, yeniden bu kadim çizgiye gidip dayanacaktır.

Bu sıradandır ki, Yahudi, ruh köküne ondan daha yakın bir alternatif zuhur edeceği ona kadar, Mescidi Aksa ile beraber, komşulan üzerinde de hakim bir güç olarak devam edecektir. Bu hakimiyet, suri dahi olsa onun havraya dönmesinde aran­malıdır. Prensipleri aşınmış olmasına rağmen havraya dön­meşinde... Kilise de, düne kadar üzerinden atamadığı ortaçağ zihniyetinden sıyrılarak St. Ogüst'lerin arkasında yeni bir bakışa ulaşacak gibidir! (Çağ ve Nesil1, s. 113114)

Bakınız burada Bahailerin üç dini de aynı pota içerisinde eritme çabalan görülüyor. Fethullah, burada dinler diyalogu olarak uygu­lamaya koyduğu faaliyeti, 1996 yılındaki altyapı ifadelerini sergili­yor... Yahudilere hitaben, onların dini akidelerine uygun ama Musevilik dinine aykırı gelmeyecek yakın bir alternatif olarak Bahailiği takdim ediyor...

Hitap ettiği Müslüman kitleye de bir gün Yahudilerle ve Hıristiyanlarla aynı noktada birleşmeleri gerektiğini telkin etmeye çalışıyor... O'na göre bu birleşme elbette Bahailiğm altında ola­cak...

Bugün dinler arası diyalog platformu olarak kurduğu şer komite­si, Bahaullah'ın emrettiği yolda üç dinin birleştirilmesi çabalannın bir parçası.. Tabii bu çalışmaların yekünü daha sonradan Fethullah'ın kendini Mehdi ilan etmesinin zeminini oluşturacak. İşte o zaman Cumhuriyetçi, Milliyetçi, Fazilet Partili, Devrimci demeden Türk halkının bütün kanatlan artık çok geç olduğunu anlayacaklar...

Emniyet teşkilatına nasıl girecek bu insanlar? Bu insanlar nasıl asker olacak? Bu insanlar nasıl vali olacaklar? Kaymakam olacaklar? Biraz da takılma, onu da sen yetiştir. (Küçük Dünyanı)

Bu sözler, İslam'ın Şeriatını hakim kılma yolunda bir din adamının öğütlediği taktikler değil... Kaleyi içerden fethetmeye soyunmuş bir Bahainin Türk devletini, Müslüman Türk halkını örgütleyerek ele geçirme telkinleri... Yani Fethullah'ın amacı "Çayın taşı ile çayın kuşunu vurma" oyunundan başka bir şey değil...

İttifak ve birleşme, rüşde ermemize bağlı bir husus olup, Allah bir gün onu da şu aziz millete lutfedecektir. Yeter ki biz, arzetmeye çalıştığımız prensiplere ve daha nice güzel düsturlara riayetle, tevfiki ilahinin en büyük bir vesilesi olan ittifak ve vifak için hergün dua edelim. (İnancın Gölgesinde2s.236)

Fethullah Gülen, Hıristiyan cemaatler ve Musevi cemaatlerden kopardığı kitlelerle birleştikten sonra, o zaman dünya çapında bir güç olacağını şimdiden biliyor. Zaten daha şimdiden devlet başkanı üzeri bir misyonu üstlenmiş edalarıyla diplomatik ilişkilere girmek­te. Netice itibariyle adam, bugün hiçbirimizin inkâr edemeyeceği bir diplomatik güce ulaşmış bulunuyor...

İslam, eğer insanlar böyle birisini başlarına kendi arzu­larıyla getirirlerse ona itaat etmeleri gerektiğini asırlarca evvel beyan buyurmuştur. Ayrıca burada hilafete giden yolun herkese açık olduğu hususuna da dikkat çekilmiştir.

Bahai inancına göre ve Fethullah'ın da ittifakıyla; dünya ezelden ebede, nıakrodan nükroya bir sonsuzluk alemi... İnsanlık sonsuz bir süre devam edeceğine göre peygamberlik de sonsuz bir süre devam edecek... Hilafete giden yolun açık olduğunu iddia etmesi, tamamıyle mehdilik iddiasının daha şimdiden zeminini hazırlama çalışmalarından başka bir sey değil...

Kendince kurnaz olan Fethullah, İslam toplumuna; şayet birileri ortaya mehdi peydahlarlarsa bunu sorgulamadan kabul etmelerini ihtar ediyor. 21. asra girdiğimiz şu günlerde düştüğümüz durum hem çok komik, hem de uygar Türk toplumu için utanç verici. Sapkın cemaatlerle, Çin ve ABD'nin dişe diş mücadele ettiği bir dönemde bizim güvenlik güçlerimizin harekete geçmeyişi son derece vahim bir hata...

Hatırlarsanız, ABD'nin bir eyaletinde kendini peygamber ilan etmiş olan David Koresh isimli sapık ve ona iman etmiş yüzlerce Davidien tarikatı müritleri FBI'nın özel timleriyle günlerce çatışmış, dünyanın en büyük ülkelerinden ABD'ye kafa tutmuştu. Bu sapık­larla başa çıkamayan FBI kuvvetleri Davidienleri sağ yakalayama­yacaklarını anlayınca hepsini yakmak suretiyle imha etmişlerdi...

Bir başka örnek de; Çin devletinin başına bela olmuş bir tarikat hadisesi... Koskoca Çin devletini tehdit edecek kadar güçlenen bu sapık harekete karşı kararlı bir tutum izleyen Çin yönetimi, tarikatı yayma çalışmaları yapan toplam birbuçuk milyon propaganda görevlisini tutuklamak suretiyle şimdilik halkını bu çılgın tehlike­den koruyabiliyordu...

Ülke güvenliğini tehdit eden bu istila hareketine el koyacağını, gerekli duyarlılığı gösterip bu sapkın istiladan Müslümanlığı en temiz şekilde yaşayan necip Türk milletini koruyacağına eminim. Zaten benim kimseyi göreve davet etmem şart değil... Bu saatten sonra Türk güvenlik kuvvetleri olayın üzerine gerekli kararlılıkla gidecektir. Çünkü, artık tehdit en üst boyutlarda Bahai istilasına karşı bir Kuvayı Milliye iradesi gerekiyor.

İlim, 'duyu organlarımızla' kavranan nesnelerle meşgul olur. Bunun dışında kalan gerçekleri de tecrübelere dayanılarak elde edilen neticelerin ışığı altında izah etmeye çalışır. Duyularla (hasse) tesbit edilememiş, doğruluğu ispatlanamamış ise (ilmi metodolojiyle) gerçek olduğu belir­leneceği ana kadar bünyesinde yer vermez. Mesela: Gözle gördüğümüz şeylerin keyfiyetleri bir tarafa, onların sabit birer hakikat olduğundan kimse tereddüt etmez. Keza: Kulaklarımızla duyduğumuz, dokunarak hissettiğimiz ve diğer duyu organlarımızın sahasına giren eşya için de, aynı şeyleri düşünebiliriz. Duyu organlarımızla varlığını sezemediğimiz manyetik ve elektronik alanların mevcudiyetini ise pusula ve benzeri aletlerle tesbite çalışırız. İlim, bugün sahip bulunduğu alet ve vasıtalarla, ancak bu kadarını tesbit edebilmekte elektrik, manyetik ve kütleçekim sahalarının dışına çıkamamaktadır. Bu alanların mevcudiyet ve keyfiyetini ispatlayacak alet ve vasıtalar keşfedildikçe, bunlar da ilmin araştırma mevzuu içine girecektir. (Buhranlar Anaforunda İnsan, s. 126)

Bahaullah da diyor ki:

Din ile bilim, hikmetle tam ahenk içindedir. Eğer dini inançlar ve doktrinler akıl ve mantıktan ayrılmışsa, bu Tanrı tarafından değil, insanın sınırlı ve kıt düşüncesinden çık­mıştır. Bu sebeple bu inanç değersiz ve dikkate layık değildir. Din bilginlerinin dinin bilime üstün olduğunu ve bilimin de, din öğretilerine karşı olduğunu iddia etmeleridir. Zira Tanrı insana aklı, eşyanın hakikatlerini araştırması için vermiştir. (Bahai Dini, s.6)

Hatırlarsanız, TGRT televizyonunda Cevat Babuna'nın astrono­mi, biyoloji, tıp gibi bilim kollarıyla kainatın yaratıcısı Allah'ın var­lığını ispata çalışan bir programı vardı. Müslüman bir toplumda, zaten Allah'ın varlığına iman etmiş bir topluma yönelik bu pro­gramın yapılması hayret verici... Babuna ailesinin Harun Yahya kod adlı Adnan Hoca'yla bağları, kan kampanyasındaki rolleri ortaya konduğu zaman, şüphelerimiz doğrulanıyor...

Bugün dünyanın yedi bucağına, hak ve hakikati götürmeyi düşleyenler feyzi akdes'in memeleri olan bu evlerin fuzuyatından beslenmek zorundadır. (Priznıal s.1315)

Fethullah aslında bazı kitaplarında açıktan açığa Bahai propagandasına başlamış da demek ki, biz farkedememişiz. Hatayı Fethullah değil de biz yapmışız. Önceki bölümde Babiliğin İran'da doğuş dönemini anlatırken Mirza Muhammed Bab'ın sağ kolu olan Kurretü'lAyn isimli kadının Nur evlerinde vaaz ederken memeleri­ni açıp müritlerine memelerini öptürmek sureti ile güya onları Babilik felsefesiyle emzirerek beslediğini iddia eden bir sapık olduğunu anlatmıştım... Akdes olarak Fethullah'ın adlandırdığı ise, Kitabül Akdes'dıv.

Fethullah, Allah'ın emirlerini taşıyan yüce kitabımız Kur'anı Kerim'i tahrip etmek için var gücüyle çalışıyor... Bir gün foyasının çıkacağından korkup, korku nöbetlerine tutulsa da yapacağını yapacak bir sinsi.

 
 

Necmettin Erbakan İsrail ile Kaç Askeri Antlaşma imzaladı?

Necmettin Erbakan İsrail ile Kaç Askeri Antlaşma imzaladı?