Şuanda 27 konuk çevrimiçi
Üyeler : 1
İçerik : 2324
İçerik Tıklama Görünümü : 116645
JoomlaWatch Stats 1.2.7 by Matej Koval

Countries

64.6% 
31.3% 
2.9% 
0.1% 
0.1% 
0.1% 
0.1% 
0% 
0% 

Visitors

Bu Gun  658
Dun  697
Bu Hafta  2015
Gecen Hafta  2126
Bu Ay  3298
Toplam  4584


Yazdır ePosta

Mistizm ve Fanatizm  - 4

 

Mirza Muhammed Bab, nasıl ki Babi ayaklanması esnasında müritlerine 40 gün sonra dirileceklerini empoze ederek toptan ölüme yollamışsa, kendini peygamber ilan eden Fazlullah müridlerini aynı şekilde 40 gün sonra başka bir kimlikte dirilip cennetle ödüllendirileceklerine inandırmışlar ise Fethullah da müritlerine ileride girişecekleri savaşta korkusuzca mücadele etmelerini telkin ediyor.

 Bu mücadelede ölürlerse ikinci dirilişle (abı hayat) ödüllendirileceklerini şimdiden her fırsatta beyinlere kazıyor, Tabi bu  yazılanları herkes kendine göre yorumluyor.

Bir Cumhuriyetçi bu satırları okuduğu zaman, bir Şeriatçı ayaklanmayla ülkenin karşı karşıya kaldığını düşünebilir. Aslında : Fethullah'ın esas gayesini öğrenirlerse ona bile razı olurlar...

Mutaassıp bir Müslüman okursa; Fethullah'ın İslamiyet'i yaşayamadığı için veya yaşaması engellendiği için devlet otoritesine karşı I Müslümanları yüreklendirmeye çalıştığını düşünebilir...

Fethullah'ın yazdıklarını kandırılmış Nurcu kitleler de manasız buluyor olmalı. Ama, gerektiği gibi yorumlayamıyorlar... Bu metni I doğru bir şekilde yorumlayan tek kitle var. Onlar da Bahailerdir. I Bunlar Fethullah'ın verdiği şifreli mesajları ve telkinleri en doğru  şekilde yorumlayan ve anlayan kitledir.

;; Ne kadar acı bir şey... İlkokul mezunu bir vaiz 200 milyonluk Türk dünyasının kaderiyle oynuyor. 50 senedir Türk halkıyla kedinin fareyle oynaması gibi oynayıp, Müslümanların zekasıyla  alay etmesi...

Dünya tarihinde Fethullah gibi koskoca bir ulusu illüzyonla uyutan, koskoca bir ulusu kandıran ikinci bir kişi daha var mı? Doğrusu, vaizin hakkını da vermek gerekiyor.

Ah uğursuz dünya; ah zalim düşünce ah aldatan şeytan! Bilmem ki, ettiklerine hiç pişmanlık duyduğun oldu mu?

Ne var ki: sen pişmanlık duysan da duymasan da, bunların hiçbirinin cezasız kalmayacağı, Allah'ın değişmeyen adetine göre, mutlaka iğneden ipliğe herşeyin hesabının verileceği bir gün gelecek ve sen ma'şeri vicdan karşısında hacaletten iki büklüm olup inleyeceksin. (Yitirilmiş Cennete Doğru, s.95)

Bir din adamının ağzından çıkan bu sözler Kuran'ı i Türkçesinden okuyan, Kuran'ın özünü bilen herkese garip geliyor.

 

Acaba Fethullah'ı bu kadar kinlendirecek, bu kadar intikam ateşiyle yakıp kavuran ne oldu geçmişte? Cumhuriyet tarihini bilen herkesin teşhis edeceği gibi Cumhuriyet döneminde Nurcular taki­bata da uğrasalar, mahkemelere çıkarılsalar da hiçbir Nurcu idam edilmemiş, hiçbir Nurcunun kanı akıtılmamıştı

Bu kin, Nurcuların Türkiye topraklarındaki mücadelesine ait değil. Bu kin, birbuçuk asır evvel İran'da yaşanan acı olayların kan davasına dönüştürülmüş söylemleri sanki. Aslında bizi ilgilendirmez diyebilirsiniz. Bizim nasıl olsa İran devletiyle öteden beri "başımız hoş değil", Bahailerle İranlılar birbirlerini yesin dur­sunlar diyerek kendinizi sıyırmak isteyebilirsiniz. Hayır değerli okuyucum. Bu kirli oyun yiğit ve mert Türk delikanlısının bilek gücü üzerine oynanmakta.

Bahailerin hedefi önce Türkiye'yi içten ele geçirmek, sonra da savaşçı ve mert Türk'ün gücünü kullanarak İran'dan intikam almaktır. Yani Bahailer arabalarını yürütmek için Türk'ün kanını benzin niyetine arabalarının benzin deposuna doldurmayı planla­maktadır... Derhal Türk Devletinin istihbaratı, İçişleri, Dışişleri Bakanlıkları, güvenlik kuvvetleri ve üniversiteler kenetlenip çalışma başlatmak zorundadır. Karşı karşıya kaldığımız tehlike Sevr Antlaşması'nı bile aratacak boyutta...

Türkiye'de Hür ile başlayan yerel gazeteler. Yine Hür ile başlayan işadamları dernekleri Hür ile başlayan vakıflar, dernekler ve Hür ile başlayan radyolar, internet hareketleri ciddi bir şekilde izlenerek, çeşitli isimlerde yüzlerce gizli Bahai dernekleri, talebe yurtları, yaz kampları, kolej ve meslek okulları derhal devlet kon­trolüne alınmalıdır.

Şu anda Meclis çatısı altında bulunan, gizli Bahai olan milletvekillerinin de isimleri açıklanmalı. Yine aynı şekilde basındaki Bahai yazarlar tek tek ismen belirlenmeli. Halkın birbirinden şüphe etmesine yer vermeyecek şekilde Bahailer tespit edilmeli, bu gizli Bahailer nüfus cüzdanlarındaki İslam hanesini değiştirerek, Cumhuriyetin Bahai vatandaşları olarak hayatlarına devam etmelidir... Yoksa toplumumuzda şüphe çığ gibi büyüyecek, herkes kendi komşusundan bile şüphelenmeye başlayacaktır.

Bu tip durumların önüne geçmekte devletin bütün kurumlarıyla beraber büyük bir operasyon düzenleyip Türk halkını ve İslam dünyasını bu büyük tehlikeden kurtarması gerekir. Bu yolda devletiyle vatandaşıyla HanefiŞiiŞafiHanbeli ayrımı yapmadan bütün Müslüman halkımız ve devletimiz kenetlenmelidir. Kol kola hareket etmelidir. Her Müslüman Türk vatandaşı bu mücadelede devlet kadar kendini sorumlu hissetmelidir.

Fethullah Gülen'in Yeşeren Düşünceler isimli kitabının dördüncü sayfasındaki sözlerini aktarıyoruz:

Bizler senin yolunda bulunmanın şuuruna erdiğimiz gün­den beri hep yollardayız, başımız kapının eşiğinde, gönüller­imizi mihmandarlığınla coşturduk ve herşeye rağmen mis­afirlerin olmaya azmettik.

Şimdi de Bahai Dini adlı kitabın 26. sayfasında yer alan ve Abdülbaha'nm Bahailerin amaçlarını anlatan dizelerine yer vere­lim:

Tanrının sevgilileri arasında alçak gönüllü olmak, büyük zorluklara sabırla katlanmak ve O'nun yüce eşiğine kulluk etmektir.

Fethullah, benim incelediğim bütün kitaplarında mutlak suretle Bahailiğe ait mesajlar vermektedir. Bunun gibi 150'ye yakın örnek mevcut. Hepsine olmasa da bir kısmına yer vermek istedim.

Bir asrı aşkın bir zamandan beri çeşitli zulüm, mağduriyet ve haksızlıklar altında sürekli inleyen bu kuşak, öylesine bilenmiştir ki; çok yakın bir gelecekte o, polatlaşan ruhuyla, kendine bu mezelletleri reva görenlerin karşılarına dikilecek ve mutlaka onlarla hesaplaşacaktır. Elverir ki, bu kuşağı elinde tutan milletler, hususiyle onların talihli idarecileri iyi bir durum değerlendirmesi yaparak, vukuu muhakkak bir infilak ve indifanm enkaz ve külleri altında kalmasınlar...

 (Buhranlar Anaforunda İnsan, s. 13)

İntikam hisleri ile büyümüş Bahai liderinin körüklediği ve tahrik ettiği kitlelerin gücüyle övünmesini anlıyoruz. Elindeki tahrik edilmiş gençlik gücüne güvenerek devlet idarecilerine gözdağı ver­mekte. Şayet Fethullah'ın yoluna çıkarlarsa muhakkak bir infilak, direniş sonrası enkaz ve külleri altında kalmakla tehdit eder. Demek ki silahlı gücüne bu kadar güveniyor. Yakın bir zamanda sanırım kendilerini tartma fırsatı bulacaklar.

Ve yine o iklimde, idare eden hassas ve usta ellerin işlediği gergefler gibi ölçülü, nizam ve asayiş, kanaviçeden çıkmış bir nakış mevzuniyeti içinde belirir gözümün önünde... Teba ve Başyüceler topluluğu yanyana ve ahenk içindedir geleceğe ait bu senaryoda. Adalet coşkun ve şehbal açmıştır her tarafta, zülüm sarsık, yılgın ve mecalsizdir. Ne zalimin hayhuyu duyulur o alemde ne de mazlumun iniltisi. (Buhranlar Anaforunda İnsan, s. 3637)

Fethullah'ın özlem dolu satırlarını burada da görüyoruz. Yine o iklimde diye adlandırdığı kovuldukları, sürgün edildikleri ülkeye bütün Bahailerin yeniden yayıldığını farz ediyor. Bahai toplumunun, Yüce Adale! £V/"nin ve o yüksek mahkeme üyelerinin, Baş Yücelerin insanlığa adalet dağıttığı günleri hayal etmekte. Bu kitap­ta da resmini yayınladığımız Yüce Adalet Evi, bir gün Bahailerin dünyaya hakim olup, tek dil ingilizceyi, tek din olan Bahailiği insan­lığa kabul ettirdikleri zaman, dünyadaki bütün yargı kurumlarının üzerinde bir kurumlarının üzerinde bir kurum olan yüce adalet evi, insanlığın en büyük anlaşmazlıklarında yargı mercii olacak...

Fethullah Gülen'in birlikte kaldığı beş arkadaşından birisinin gördüğü rüyayı Fethullah Gülen bakın nasıl anlatıyor:

Bir gün bu arkadaşlardan biri rüya görüyor. Hatice validemiz kapının dışında, efendimiz de içeride oturuyor. Ders yaptığımız 45 kişiyi kastederek Hatice validemiz, efendimize: "Ya Resulullah, bunlar bizden hoşnut musun ya resulallah? diye soruyorlar" diyor. Ve efendimizden cevap geliyor: "Evet hoşnutum. Hele birisi, hele birisi!" diyor. (Küçük Dünyanı, s. 90)

Aslında bu konu tam Levent Kırca'nın işleyeceği bir komedi türü. Mesih hazretleri Fethullah, Peygamber efendimizin övdüğü ve mesaj aldığı birisi olarak kendi kendini övüyor. Bu kadar ucuz yollarla, anlayamıyorum nasıl bu kadar büyük kitleleri peşinden sürükleyebiliyor.

O sıralar da bir hafta konferans verilir, diğer hafta da bu konferansın kritiği ve tenkidi yapılırdı. Benim yaptığım ko­nuşmanın kritiği yapılırken Dr. Baha Kitapçı Bey ve bazı arkadaşların takdirkar ifadeleri olmuştu. (Küçük Dünyam, s. 109)

Bakınız kendi ağzından, Bahai toplantılarındaki gizli faaliyetleri­ni nasıl anlatıyor. Fethullah her hafta Bahai konferanslannda konuşmacı olarak katıldığına göre daha 60'lı yıllarda İzmir'deki Bahailerin liderliğini yaptığı kesinlik kazanıyor.

Bu kitabın yayınlamasından sonra 23 aylık bir devre içerisinde Fethullah'ın suistimal ettiği Nurcular safında yer almış bir çok din­dar insanın benim anlattıklarımı tamamlayıcı mahiyette bilgileri kamuoyuna ifşa edeceklerine eminim.

Nurcuların Orta Asya'daki, Azerbaycan'daki ve en önemlisi Türkiye'de açtıkları okullar üzerinden İran'a yönelik çeşitli tertip ve faaliyetleri var. Türk milliyetçilerini bu faaliyetlerde saflarına çekmek için de İran'daki 35 milyon Türk'ün ezildiğini öne sürüyor­lar... İran devletinin zaten yıllardır, ülkemize hasmane tavırlar takındığını hepimiz biliyoruz. PKK militanlarına İran sınırları içerisinde kamplar tahsis ettiklerini biliyoruz. Yüzlerce insanı diri diri toprağa gömen Hüseyin Velioğlu ve Hizbullah militanlarının üzerlerinden İran pasaportu çıktığını, İran'ın Kum kentinde eğitim gördüklerini biliyoruz.

Uğur Mumcu, Bahriye Üçok, Ahmet Taner Kışlalı gibi Kuvayı Milliyeci aydınların, İranlıların tertibine kurban gittiklerini biliyoruz. Bu gergin gelişmeleri dünya Bahaileri ve Nurcular da takip ediyorlar... Olayı provake etmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Türkiye üzerinden İran'daki Bahailere ve yenilikçilere yapılan yardımlardan sonra İran yönetimi her defasında daha da hırçınlaş­makta, İran'daki Türkleri inim inim inletmekte ve Azerbaycan devletine gözdağı mahiyetinde notalar vermekte. PKK militan­larının İranTürkiye sınırındaki karakollarımıza saldırmasına göz yummakta... Şayet bir gün İranlıların saldırıları sabrımızı taşırır da sıcak çatışmaya dönüşürse akan kanların müsebbibi en az İran kadar Bahailer ve Nurcular olacak...

Türk halkı zaten oldum olası İran'dan komşuluğa yakışır davra­nış görmedi. Ancak her zaman İran'ın teşebbüslerim de imkanlar nispetinde olgunca ikazlarla bertaraf etmeye çalıştı. Hiçbir zaman İran yönetimi gibi bir avuç Bahainin faaliyetlerini Türk halkına fatura etmeye kalkışmadı...

İran Devleti, Cumhuriyet'in kurulduğu ilk yıllarda, Şah Pehlevi döneminde, İngilizlerle ve Saidi Nursi liderliğindeki Bahailerle el ele vererek Ağrı İsyanını tezgahlamışlardı. Ağrı Dağı'na çıkmış 20 bin teröristi dağdan indirmek için Silahlı Kuvvetlerimiz bir çok kayıp verme pahasına mücadele ederek isyanı bastırmıştı.

Fethullah Gülen'in yıllarca Sızıntı dergisinde işlediği konu bir kısım kitaplarında bilimsel gelişimlerle İslamiyet üzerinde paralel­lik kurma çabalan, Adnan Hoca'nın vakfı olan Bilini ve Araştırma Vakfının Darwin teorisini çürütme konferansları, Nurcu Enver Ören'in televizyonunda Adnan Hoca'nın müridi Oktar Babuna'nın babası Cevat Babuna'nın İslam ve astronomi, İslam ve bilim konulu anlatımlarının hepsi Bahaullah'a atfen yapılan çalışmalardı...

Eskiden ben de Cevat Babuna'nın gezegenleri ve evreni anlatarak dinimizin gerçeklerini vurgulamasını beğeni ile seyred­erdim. Ancak gitgide dinde reform, dinde Rönesans, Türk İslami gibi kafa bulandırıcı şeylerle İslamiyetin geçerliliğini kaybetmiş, reform ihtiyacı duyulan bir din olduğunu ispatlamaya çalıştılar. Bunun bir sonraki merhalesinde Bahaullah'ın taassupların bırakılması emrine uymak yolunda namazın 3 vakit olması, kadınlarla ters ilişki kurul­masının mubah sayılması, orucun 19 güne indirilmesi gibi yoldan çıkma, İslam dışına kayma durumları devreye girecek...

Ali Kırca'nm Siyaset Meydanı programında Kurban Bayramı öncesinde Fethullah'ın yakın adamlarından bir profesörün, kurban kesmenin ve Kurban Bayramı'nın "hayvan katliamı" olduğunu söylemeye cüret etmesi gidişatı doğrular gibi. Kendisi aslen bir hukuk profesörü olan, köken itibariyle de İran'dan gelme olan bu zatın hanımı da İslamda tesettür olmadığını iddia ediyor. Ben "tesettür uygulanmalıdır" demiyorum. Benim söylediğim, İslam'ın bu konuda kesin emri vardır, kadınlar örtünmelidir. Kişinin örtünüp örtünmemesi de beni ilgilendirmez. Bana göre örtünse bile üniversite, adliye gibi devlet dairelerinde çıkarmalıdır. Devletimizin prensipleri bizim için çok önemlidir. Bu bayrak dalgalanmazsa uyabileceğimiz bir dini akidemiz de zaten kalmaz.

 
 

Necmettin Erbakan İsrail ile Kaç Askeri Antlaşma imzaladı?

Necmettin Erbakan İsrail ile Kaç Askeri Antlaşma imzaladı?