Şuanda 35 konuk çevrimiçi
Üyeler : 1
İçerik : 2324
İçerik Tıklama Görünümü : 116675
JoomlaWatch Stats 1.2.7 by Matej Koval

Countries

64.7% 
31.3% 
2.9% 
0.1% 
0.1% 
0.1% 
0.1% 
0% 
0% 

Visitors

Bu Gun  668
Dun  697
Bu Hafta  2025
Gecen Hafta  2126
Bu Ay  3308
Toplam  4594


Yazdır ePosta

Mistizm ve Fanatizm  - 3

 

İlimler sahasında meselenin temel esprisini ise Bediüzzaman'ın mülahazasında buluruz. Şöyle der o: Allah'ın iki kitabı vardır. Biri kainat kitabı, diğeri Kuran'ı Kerim. Konuya bu zaviyeden yaklaşılırsa, Kur'an, Allah'ın Kelam sıfatının tecellisi olarak yerinde bir mesaj, yerinde bir kitap­tır. Mütalaa edilmelidir. Bütün ilimler hep ondan fışkır­mıştır. Kur'an kainata tercümandır. (Newyork Sohbeti, s. 101)

Mirza Muhammed Bab'ın yazdığı Kitabını Nııfu, Risalei Nur olarak kopyalayan zihniyet, bakın nasıl bu kitabı Kıtr'aıfla eş tutmaya çalışıyor. Müritlerine Kuran yerine Risalei Nur'u okumalarını tavsiye eden bu yoldan çıkmış zihniyet, aslında Mirza Muhammed Bab ve Bahaullah'ın yaptıkları gibi kendilerini Mehdi ilan edecekleri, Peygamber ilan edecekleri günlerin altyapılarını yapmakla uğraşıyorlar...

Kainat kitabının sırlan, sessiz ama derinden bir kitap, Allah'ın kudret ve iradesini ortaya koyan nm antropolojisi olan bir kitap olan kainat kitabiyi onun insanların anlayacağı şekilde tefsir edip anlatan (Newyork Sohbeti, s. 101)

İddianın özü şu: Onlara göre Kuran anlaşılmaz bir kitaptır. Müs­lümanlar, Kuraıfı anlayamayacakları için onun yerine daha anlaşı­lır olan Risalei Nufu okuyarak emirlerini yerine getirmelidir...

Fethullah Gülen, şair Nedim'in yazdığı bir şiirden çok etkilenir ve kitabında okuyucusuna onu örnek gösterir:

Her satın ruha ölüm yağdıran ve her mısraı bir ruh sefaletini ifade eden:

Tahammül mülkünü yıktın Hülagü Han mısın kafir

Heman dünyayı yaktın, ateşisuzan mısın kafir

Nedir bu gizli gizli ahlar, çaki giribanlar

Acep bir sııhe aşkı nalan mısın kafir?

Gazeller misüllü ahlakı tahrip yolunda söylenmiş hezeyanlar"

(Buhranlar Anaforunda İnsan, s.5)

Fethullah Gülen, sapık Batıni Hasan Sabbah'ın şer yuvası olan Alamut Kalesini yerle bir ederek, içindeki bütün sapıkları kılıçtan geçirip, bütün sapkın eserleri yaktırmasından dolayı Türk Asena soyunun temsilcisi Hülagü Han'a lanet ediyor... Hazmedemediği şey. Kazvin şehrindeki Alamut kalesini ve içindeki sapık Batınileri darmadağın eden, İslam dinini uçurumdan kurtaran Hülagü'ye bugün dini bütün Müslümanlar rahmet okurken Fethullah neden kin duyuyor acaba?

Bahailer, her fırsatta mücahit kadın olarak nitelendir dikleri Kurretü'lAyn'ı överler. Şah'ın mahkemesinin önünde bile Muhammed Bab'm öğretilerini tekrarlayan cüretkar kadına aşağıdaki methiyeleri düzerler:

Çevresinde kol gezen tehlikelere aldırmadan, yüce ders­lerine devam eden ve hakkında bayağıların bayağısı hüküm­ler kesilip biçilirken. "Hançer ile yüreğimi yar! Senden dönmezem" diyerek hakikati haykıran büyük muzdariplerin "Evet hep böyle ızdırap gören ızdırap düşünen ve bir mum gibi yana yana eriyip giden, bu yüce kametlerin arkasında yürüyenler hiçbir zaman aldanmadılar ve hiçbir zaman hayal kırıklığına uğramadılar." (Buhranlar Anaforunda İnsan, s. 8)

Tahran Kalesinde infaz edilmeden evvel "dönmezem" diye bağıran Kurretü'lAyn'a ithafen yazılmıştır. Vücutları hançerlerle yarılıp içlerine yanan mumlar sokulan, sonra da yürüyen avizelere çevrilen, yanan mumların erimesinden sonra ateş alan bedenleri alev alev yanan Babilere, Fethullah vefa nameleri düzüyor.

Ne var ki, yıllar yılı gururu kırılan, ırzı çiğnenen mağdur milletlerin, silkinip kendilerine gelmeleri, dirilip tarihi yer­lerini almaları ve ruhlarındaki intifalara gürleyip bütün iblis ocaklarını söndürmeleri de ihtimal dahilindedir. (Buhranlar Anaforunda İnsan, s. 12)

İran'da öldürülen isyankar Babilerin hikayesini anlattıktan he­men sonra bakın munis vaiz nasıl hiddetleniyor, kin dolu kelimeler kusuyor. Hiçbir din adamının ağzından duyamayacağınız kindar kelimeleri ardarda sıralıyor. İran'la hesaplaşacağı, Muhammed Bab ve müritlerinin intikamını alacağı günün andını içiyor...

Bu ise uzun bir fetretten sonra, bu mazlumlar ülkesinin ye­niden dirilişi ve "Rönesansı" demektir. Kimbilir, belki o za­man batmak üzere olan dünyanın diğer kesiminin elinden tu­tup kaldırma fırsatı doğar. (Buhranlar Anaforunda İnsan, s. 14)

Burada Fethullah'ın kastettiği fetret devri, Bahailerin yaşadığı uzun sürgün dönemine verilen ad... Yeniden Diriliş kelimesi ise Bahailerin yeniden toparlanıp Bahaullah'ın öğretilerini dünyaya kabul ettirmelerine denir. Bahai Fethullah, kısa bir zaman içinde Mesihliğini ilan edip dünya Müslümanlarını ve bir kısım Hıristiyan grupları Bahailiğe sokarak kendi dünya peygamberliğini insanlığa kabul ettirme hayalleri kuruyor...

Aynı Hitler gibi intihara meyilli olan Fethullah (bunu Radikal gazetesine verdiği röportajda söylemiştir) en az Hitler kadar dünyayı kana bulayacak rüyalar görüyor.

Binlerce yıldır insanlığa yol gösteren semavi dinleri reform adı altında yıkmaya kalkışmak Hitler'in bile cesaret edemeyeceği çılgınca bir girişim değil de nedir?

Bakınız Bahaullah ne diyor:

Nasıl ki, hastaya verilen bir reçete kağıdı hastalığın şifası­na yeterli değilse, ancak onda yazılı olan ilaçları kullanmak şartsa, böylece Bahai yasalarını ve Bahaullah'm öğretileri... (Bahai Dini, s.24)

Bahaullah'ın yolunda giden, Türk dünyasının dindar insanlarını Bahai amaçları için kullanan, kendini son peygamber ilan etmek için fırsat kollayan Fethullah'ın sözlerine yer vererek takdiri okuyu­cuya bırakıyorum:

Zira insanı bir fazilet abidesi haline getirecek tek çare, o ilahi reçeteyi aynen tatbik edip pratiğe dökmektir. Aksine başka çare aramak sadece hastalığı müzminleştirecektir. (İnancın Gölgesinde     s.52)

Fethullah Gülen'in İslam dininin içine hangi amaçla sızdığı ve 40 yıldır sabırla oynadığı oyunun hedef ve merhalelerinin ne kadar vahim olduğu tasavvur edilemez.

Kulum, üzerinde bulunan ve hayatında istifade ettiğin herşeyden kendine ait olan kısmı bir tarafa, bana ait olanı da bir tarafa ayır, diyecek olsa herhalde insanın payına düşen sadece bir sıfır olacaktır. (İnancın Gölgesinde1, s. 47)

Burada anlattığı şey Batini inancın simetri üzerine geliştirdiği saçma sapan bir tezdir. Fazlullah'ın Hurifilik inançlarını yayarken istifade ettiği saçma bir inançtır. Aslında, kısmen Hıristiyanlık inançlarından kopyalanmış da diyebiliriz. Fethullah'ın dini meseleleri anlatırken konu aralarına Batini inançlarını çaktırmadan yer­leştirmesinin ana sebebi insanları fikren kendisini mesih ilan ede­ceği ve Müslüman Türk dünyasını Bahailiğe geçiş yaptıracağı vakte kadar, insanları hazırlamaktır:

"Muhyiddin B. Arabi, Osmanlı Devleti'nin, kuruluşundan bir asır önce yaşamış olmasına rağmen, Edirne kütüphane­sinde bulunan ve Efrani tarafından tercümesi yapılmış olan ŞecerettünNu'maniyye adlı eserinde, Osmanlılar devrinde zuhur edecek pek çok hadiseyi aynen haber vermiştir. Osmanlı Devleti'nin kuruluşundan ve Şam'la Mısır'ın fethin­den Yavuz Selim'in Şam'a girmesiyle kendi kabrinin ortaya çıkarılacağına kadar bir düzine hadiseden rumuzlu bir şek­ilde bahseder. Yine aynı eserde, Hafız Paşa'nın 9 ay muhasara etmesine rağmen Bağdat'ı alamayacağı ve fethin 40 gün içinde 4. Murad'a müyesser olacağı anlatılır. Dünyaya gelmesinden asırlar önce, Sultan Abdülaziz'in katledileceğini haber verir. Muhyiddin B. Arabi, bu eserinde RusJapon savaşından söz ettiği gibi, Müslümanların düş­manlarıyla muhabere edeceklerinden ve neticede galip gele­ceklerinden de bahseder. (İnancın Gölgesinde1, s. 83)

Batınilik inancının iddialarından biri de gayb'dan haber vermek­tir. Yani Yahudilerin fal kitabı olan Kabala'dm öğrendikleri Ebced hesabına göre falcılık yapmaları.

Bu yazıda Fethullah'ın alim bir din adamı gibi tanıttığı Muhyiddin B. Arabi "Batıni felsefesini İslam'a sokmaya çalışmış olan, İslam dışı" birisidir. Dikkat ederseniz Fethullah her zaman Batıni hadisçilere yer verir. Hiçbir zaman Buhari gibi, Ebu Hanefi gibi İslam'ın özüiıü yansıtan din bilginlerine yer vermez. Muhyiddin B. Arabi gibi Batıni falcıların kitaplarından keramet çıkartmaya çalışır. Onların, geleceği tahmin eden evliyalar olduğunu iddia eder.

Bir mümin anlatıyor: Ankara'da bir savcı arkadaşımla Mevlana'nın ruhunu çağırdık. Yeşil kisvesi ve mevlevi külahıyla karşımıza dikilen şahsı ikimiz de gördük. Fakat yüzünü kaçırıyordu. İhtimal ki, gelen şeytandı ve bize yüzünü   göstermek   istemiyordu.   (Sevgili   okurlarım, Cumhuriyetin savcısı ve Fethulah'ın ruh çağırma seansını Fethullah'ın kitabından okuduğum zaman Türklüğün Ata'sı Kemal Atatürk'ün Cumhuriyet'ine ve Ulusuna ihanet eden takiyecilere ister istemez bir defa daha lanet ettim. SÎÜ) (İnancın Gölgesindel, s. 93)

Bu yazısında Fethullah, yine nasıl bir Batıni olduğunu açığa vuruyor...

Batınilik, Babailiğin çıkış noktası olduğu için, bir Bahai liderin her zaman için Batıniliğe sarılması mecburidir.

Kitabında ruh çağırma seansını İslam'la bağdaştırmaya çalışıyor. Muhyiddin b. Arabi'nin, Fazlullah'm reankarnasyon, gaylr&an haber vermek, ebcet'den istifade ederek fal açmak gibi dindışı Batıni inançları kademe kademe dindar Müslümanlann zihnine işlemeye çalışıyor. Örneğin kendini peygamber ilan eden Fazlul­lah'm Nevnıncınıe isimli rüyalardan keramet uyduran, rüya tabiri kitabı, Nurcu gazeteler tarafından kupon karşılığı halka dağıtıl­makta. Dindışı sapık Fazlullah'm rüyalar vasıtasıyla gaybden haber verme kitabını İslami bir eser gibi, İslamiyet'e göre rüya tabirleri kitabı olarak halka dağıtıyorlar Dindar halkımızı bu tip yayınlar yoluyla İslam dışına itmeye çalışıyorlar.

Bir arkadaşımızın hanımı gece yarısından sonra vefat eder. Henüz kimsenin haberi yoktur. Sabah olunca, Kur'an talimi için çocuklar camide toplanırlar. Ders esnasında 1213 yaşlarında bir çocuk, "Ben gece şu arkadaşımın annesinin öldüğünü gördüm" der. (İnancın Gölgesinde1, s. 100)

Yine aynı kadın, dayısının bir masa başında tabanca ile vurulup öldürüldüğünü görür. Aradan 4 sene geçer ve dayısının masada otururken kurşunlandığı haberi gelir. (s. 101)

Cinler ile konuşmanın sağlanması, emniyet teşkilatlarının da işine yarayabilir. Meydana gelen veya gelişme safhasında olan faaliyetler ve grup olayları anında merkeze bildirilip, kontrol altına alınabilir. Kimbilir belki o zaman cinlerden de komserler ve emniyet müdürleri olacaktır, (s. 158)

İşte Fethullah'ın Batınilik, Hurufilik ve şeyhlik inançlarını kendi ağzından anlatan ifadeleri... İslam dininde Hz. Muhammed bile gaybdan haber vermeye kalkışmamıştı. Böylece, dinin temel pren­sibi olan kadere iman ilkesini aleni inkar ediyor. Aslında hepsi bir plan dahilinde İslam dinini tahrip etme ve çağdışı bırakma çabaları. Finalde Fethullah: "İslam çağdışı kalmıştır. Dinde reform yapalım" bahanesiyle kendini mehdi ilan edecektir.

Ya, Emniyet Kuvvetlerimizle ilgili sözleri... Fethullah'a bakılırsa, Türk devleti 250 bin kişilik Emniyet Kuvveti ile 700 bin kişilik Silahlı Kuvvetleri boşuna besliyor...

İşi cinlere havale edip Bahaullah'ın dediği gibi:

Ulus devletler ortadan kaldırılmalı, dünya tek bir devlet olmalıdır. Bütün devletler güvenlik güçlerini tasfiye etmeli, ordu bulundurmamalı, küçük bir güvenlik teşkilatı ile yetin­melidir.

Belki de Fethullah'ın dediği gibi polis gücüne bile gerek yok. İşi cinlere havale edelim yeter.

ABD'nin yıllık silah harcaması 300 milyar doları aşarken, Amerikalılar Çin'den sonra en kalabalık orduyu beslerken, senede 3 milyar doları güvenliğine harcayan Türkiye'ye yaptıkları telkinler acaba hangi gayeye hizmet ediyor?

Bir milletin dili, o milletin kültürüne bekçilik yapacak kadar gelişmiş ve güçlü değilse, o milletin başka kültürlerin işgaline uğraması ve zamanla da bütün özünü yitirmesi kaçınılmaz olur. Diyelim ki, insanımıza ilimirfan dağıtma mevkiinde bulunanların büyük bir kısmı, İngilizce'ye aşina olduklarından daha çok dağarcıklarında, o dilde yazılmış eserlerden süzülüp gelen düşünceler bulunacaktır. Bu da onları, İngiliz ve Amerikalılar gibi duyuş, düşünüş ve anlayışa sevk edecek, dolayısıyle de halkla münevver arasın­da aşılması imkansız uçurumlar meydana gelecek ve zavallı yığınlar (eskiyeni) derken şaşırıp ortada kalacaklardır. (Yitirilmiş Cennete Doğru, s.43)

Fethullah'ın bütün okullarındaki ortak dil İngilizcedir. Bunun erekçesini anlatmıştık. Ama bu hastalık yalnızca onda görülmüor...

Amerikan ekolü üniversiteler olan Yeditepe, Bahçeşehir, oğaziçi, Bilgi, Fatih, Bilkent Üniversiteleri gibi eğitim kurumarında fiilen Türkçe kaldırılmış, eğitim dili İngilizce yapılmıştır.

Bilim dilinde ve ticari hayatta, özellikle şirketlerin adlarında, ders kitaplarındaki İngilizce kelimeler acilen kaldırılarak, dünya dillerinin atası olup, en çok lehçesi olan Türkçemize yeniden sarıl­mamız gerekiyor.

Mukaddes düşünceler uğruna en korkunç ateşler içine atılmaya, en amansız belaları göğüslemeye, en ifrit düşman­larla hesaplaşmaya hazır bu yiğitler, ne pahasına olursa olsun başlattıkları işi sona erdirme ve milletlerine karşı verdikleri sözü yerine getirme kararındadırlar. Bu çetinler­den çetin yolda yürürken de, ne halkın alakasına aldırış eder, ne de her köşe başında yollarını kesip onları tehdit eden tehlikelerden çekinirler. Alkışları duymaz; tenkitlere kulak asmaz ve bir ömür boyu durup dinlenme bilmeden, tıpkı küheylanlar gibi hep yüksek hedeflerine doğru koşarlar. (Yitirilmiş Cennete Doğru, s.43)

Fethullah'ın farkında olduğu bir şey var. Zaten korku nöbetler­ine girmesinin, kitabın başında da söylediğim gibi gözlerinin suçlu ifadelerle bakmasının sebebi de bu. Giriştiği mücadele de Hitler'in bile cesaret edemeyeceği çılgınca bir yayılmacı teşebbüste olduğunu biliyor. Geçmişte Mirza Muhammed Bab'ın İran'da başı­na gelenlerin, bu ikinci dirilişte büyük bir olasılıkla başına geleceği­ni de biliyor... İşte bu yolda müritlerine cesaret telkin eden ajitasyon sözlere başvuruyor...

Fethullah Gülen, aslında sahip olduğu çılgınca gayenin sonunun katliamla noktalanacağını biliyor... Bunun korkusunu iliklerine kadar hissediyor. En ufak sıkıntı ve vesvese ile karşı karşıya kaldığında her zaman intihardan, ölümden söz eden bir tip. Peki

diyeceksiniz ki, bu kadar korkmasına ve sonu faciayla noktalanacağını bilmesine rağmen neden hâlâ daha inatla bu savaşı sürdürüyor?

Sorunun cevabı şu; siz de eğer Fethullah gibi İran'dan kaçıp, Erzurum'a gelen bir aileden doğsaydınız, size de ebeveynleriniz Mirza Muhammed Bab'ın intikamını almak için intihar saldırısını yapmış suikastçinin adını koymuş olsalardı, İranlılar'dan intikam hissiyatıyla sizi de kurgulasalardı, siz de Fethullah gibi davranırdınız. Pedagoglar çocuğun kişiliğinin oluşmasında ailenin belirleyici olduğunu söylerler. Fethullah, ailesinin kurbanı olmuş­tur. Beynindeki kin, hesaplaşma, takiye, Müslümanları kandırma gibi düşüncelerin hepsi ailesinin ektiği tohumların yeşermesinden başka bir şey değil...

Adolf Hitler de yaşı geçkin Avustralyalı bir hizmetçi kadının çocuğu olarak doğmuştu. Evin yani Musevi ailesinin haşarı delikanlı­sı, Hitler'in annesine tecavüz etmişti. Bir Yahudi'nin annesine te­cavüz etmesinden dolayı babasız dünyaya gelen Adolf ömrü boyun­ca Yahudilere kin güderek yaşadı. Eline iktidar fırsatını geçir­diğinde de, dünya tarihinde emsali görülmemiş bir katliam yaptı...

Bu verdiğim iki örneğin hikayeleri farklı olsa da psikolojik yapılanmaları tıpatıp aynıdır. Kehanette bulunmak istemem ama Fethullah Gülen de Adolf gibi intihar ederek kendi hayatına son vereceğe benziyor...

Dün, bugün ve yarınki destanlarımızın kahramanları bu yiğitler, verdikleri mücadelenin şuuru içinde ve fevkalade sabırlı, Hızır'la arkadaş olup (abı hayat) arama idraki içinde ve alabildiğine azimli, dünyanın her türlü zinet ve debdebe­si karşısında da yol, yön değiştirmeyecek kadar inançlı ve iradelidirler. (Yitirilmiş Cennete Doğru, s.47)

 
 

Necmettin Erbakan İsrail ile Kaç Askeri Antlaşma imzaladı?

Necmettin Erbakan İsrail ile Kaç Askeri Antlaşma imzaladı?