Bahai Dini - 1
İran'da Mirza Ali Muhammed Bab'ın uydurduğu bir dini akımdır. Muhammed Bab, öldürüldükten sonra Babiler İran'ı terk ederek 1852 yılında Bağdat'a kaçarlar. Mirza Hüseyin Ali ve kardeşi Harun Yahya, Bağdat'ta da Müslüman halkın hücumuna uğrayınca Osmanlı devleti tarafından İstanbul'a gönderilir.
İstanbul'da kaldığı dört aylık süre içerisinde peygamberlik iddiasıyla Türk Milletinin tepkisini çeker ve Edirne'ye sürgüne gönderilir...
Edirne'de kaldıkları süre içerisinde yoğun propaganda faaliyetleri ile Edirne'de birçok taraftar kazanırlar. İki kardeşin ikisi de kendilerini peygamber ilan edip; gölgesinde yaşadıkları Abdülaziz dahil pek çok hükümdara mektup yazarak peygamberliklerini tanımalarını ve Bahai olmalarını talep ederler. Ve en sonunda padişah Abdülaziz'in sabrını taşırırlar.
Bu arada Harun Yahya ve Mirza Hüseyin Ali arasında peygamberlik çekişmesi başlar... Edirne'deki müritleri ikiye bölünür. Sultan Abdülaziz bu gelişmeleri de görünce 12 Ağustos 1868'de Harun Yahya'yı Kıbrıs'a, Mirza Ali'yi de Akka Kalesi'ne sürgüne gönderir...
Abdülaziz'in fermanında; iki kardeş bir daha ne birbirleri ile ne de yakınları da dahil halkla görüşmemeleri şartı ile, sürgüne gönderilmişlerdi.
Fethullah, Bahailerin sürgün hadisesini, sanki Hz. Muhammed'in icretini anlatırmış gibi yorumlar. Mekke'den Medine'ye göçen eygamberimizin yolculuğu kısa bir yolculuktur. Ancak burada ethullah'ın anlattığı uzun ve meşakkatli yolculuk, Bahaullah'm ülke "İke sürülmesinden başka bir şey değildir. Yitirilmiş Cennete Doğru dlı kitabının 6. sayfasında Mukaddes Göç başlığıyla şöyle anlatıyor:
(...) bir tarafta anne karnından çocukluğa, çocukluktan delikanlılık ve olgunluğa, derken yaşlılık ve ölüme uğrayarak upuzun bir sefere çıkmış gariplerden garip insan fertleri; diğer yanda, elindeki meş'aleyle çağlara ışık saçan, açtığı nurlu yolda ölümsüzlüğe hazırlayan, karamsarlığın hükmettiği aynı noktalarda, ümit meşcerelikleri meydana getiren yüce rehber ve yüksek kametler, hep birer yolcudurlar ve bütün hayat boyu göç edip dururlar. İnançları, düşünceleri, davaları uğrunda bitip tükenme bilmeyen bir göç...
Fethullah Gülen'e göre kutsal bir hicret olan Bahailerin sürgününü er fırsatta anlatıyor: (Buhranlar Anaforunda İnsan, s. 11 Bilindiği "zere Hz. Muhammed'i şayet anlatıyorsa Fethullah Hz. Muhammed'in ömrü sürgünlerle geçmemiş sadece Mekke'den Medine'ye bir sefer zorunlu göç etmiştir. Bu yüzden burada anlatılan Bahullah'ın oğullarının diyardan diyara sürgün edilmeleridir.)
19. asrın son çeyreğinde başlayıp günümüze kadar süregelen buhranlar zinciri, bilhassa en son halkasıyla, her şeyi, hatta bütün mukaddes değerleri yutmaya hazırlanan korkunç bir girdap halini aldı.
Burada 19. asrın son çeyreğinde başlayıp halen daha devam eden areket Bahai hareketinden başka bir şey değildir.
Abdülaziz'in fermanıyla birbirleriyle konuşmama kaydı ile sürgüne gönderilen Bahaullah'a nasıl ağıt yakıyor. Bunu okuyan Müslümanlar da bu adamın İslam tarihiyle alakasız bu ifadelerinin ne anlama geldiğini çözemiyorlar...
Bir başka defasında da seni kardeşinle konuşmaktan men etmişlerdi. Hani o güne kadar, bir lahza kendisinden ayrılmadığın kardeşinle konuşmaktan... Savaş meydanlarında omuz omuza, yemek sofralarında diz dize oturduğun kardeşinle konuşmayacaktın. Emir, Ali bir divandan çıkmıştı ve sen buna riayet etme kararında idin. Dübeşte olduğun o zat aşkına, söyle bana! Şu benim bilebildiğim "Bilmiyorum" sözünden başka, ona bir laf ettin mi? Değilse, o ne sadakat, o ne vefa ve o ne irade! (Çağ ve Nesil, s. 12)
Bahaullah, Akka'ya sürüldüğü zaman 52 yaşında idi. Orada dizanteri hastalığından 1892 yılında öldü... Yerine, Abdülbaha namıyla oğlu Abbas Efendi geçti. Abdülbaha 23 Mayıs 1844'de Tahran'da dünyaya gelmişti. Babasının sürgünleri ve çalkantılı yaşamında hep yanında olup, vefalı bir yardımcısıydı...
1908 Meşrutiyet ilanına kadar Akka'da göz hapsinde tutuldu. 1910 yılında bütün dünyayı Bahailik dinine davet edecek üç yıllık uzun bir yolculuğa çıktı. Mısır'ı, Avrupa'nın büyük şehirlerini, Amerika'yı müritleri ile beraber şehir şehir dolaştı.
Abdülbaha'nm döneminde Almanya, İngiltere, Hindistan, Mısır ve ABD Bahaileri çok büyük bir yayılma hareketi ortaya koydular. 28 Kasım 1921'de Hayfa'da, Bahailiğin ruhani merkezinde öldü.
Abdülbaha'nm ölümünden sonra torunu Şevki Rabbani, Bahailerin lideri oldu. Şevki 1 Mart 1897'de Akka'da doğdu. Öğrenimini Beyrut İngiliz Koleji'nde, üniversiteyi Oxford Üniversitesi'nde okudu. 1937 yılında Kanadalı bir Bahai ailenin kızı olan Miss Marie ile evlendi, fakat çocuğu olmadı.
Bahailiğin Kuran'ı sayılan Kiiabiil Akdes'i dünyanın en ücra yerlerine kadar yaydı. Devamlı konferanslar ve sempozyumlar düzenleyerek özellikle ABD'de çok büyük bir kitleyi Bahai dinine soktu.
İngiliz devletinden Sır payesi olarak ödüllendirilen, Amerikan başkanlarıyla arkadaşlık yapan Şevki Rabbani, başta Hayfa olmak üzere dünyanın her tarafında iki binden fazla Bahai mabedi yaptırdı ve 4 Kasım 1957'de Londra'da öldü.
Bahailer, Mirza Muhammed Bab'ın terör ve suikastlarla ihtilal yapmaya kalkışmasından kendilerince dersler çıkararak, kendilerini barışçı bir toplum olarak lanse edip, cemaatleşerek sempozyumlar yoluyla dinlerini yaymaya çalıştılar.
Fethullah Gülen'in en son düzenlediği Harran Dinler Sempozyumu bütün dünya Bahailerinin rağbet ettiği bir toplantı oldu. Aslında Bahailiğin amaçlarından biri olan dinlerin birleştirilme projesinin payandalığı yapılıyordu... Bu toplantı Hıristiyanları ve Musevileri Müslümanlarla beraber Bahailik dinine sokma gayretinin bir parçasıydı. Üstelik böyle bir
sempozyumun baş aktörleri arasında, Nurcuların Cumhurbaşkanı adayı Sadi Somuncuoğlu da yer alıyordu.
Hem milliyetçi bir partinin başkanlığını yapacaksın hem de Türk topraklan üzerinde Bahailerle beraber sempozyum düzenleyeceksin. Somuncuoğlu! Sen, nasıl bir vatansever nasıl bir Müslümanlık inancına sahipsin lütfen Türk Ulusunu bilgilendir.
Bahailerin Kur'an yerine kabul ettikleri KitabulAkdes isminde bir kitapları vardır. Diğer bir adı da Kutsal Beyan'dır.
Bakınız Müslüman olduğunu iddia eden Fethullah'ın Kur'an ve cami ile hiç işi yoktur. O Bahailerin beyanına inanır:
Bir hakikatin değişik rükün ve yönlerinden ibaret olan: İman, göç ve cihat üçlüsünün, Kutlu Beyan*da ekseriya peşipeşine zikredilmesi, bu meselenin ne denli ehemmiyet arz ettiğinin en parlak delilidir. (Yitirilmiş Cennete Doğru, Çağ ve Nesil 3, s. 6)
Aynı Fethullah Gülen, Bahaullah, Bahailik dini ve onların kitabı Beyan'a meftunluğunu, sanki İslam'ın kutsal değerlerini anlatır gibi emsali görülmemiş bir sinsilikle anlatarak, dindar insanlarımızı kandırmaya çalışıyor... İşte size bir ispatı daha:
Sen, onulmaz dertlerimizin mesihi ve lokmanı! Renklerimizin sarardığı, nabızlarımızın durgunlaştığı ve soluklarımızın hırıltıya dönüştüğü, cenaze alayları ve kafuri kokularıyla bir hal olduğumuz şu günlerde, senin şimşekler gibi çakan bakışlarına, yıldırımlar gibi gürleyen Beyanına sağnak sağnak milletin bağrına dökülüp o'nunla kaynaşan, o'na yeni istihale yollarını açan uyarıcı gücüne değiştirici iradene, "Kerbela" mağdurları gibi muhtaç ve susamış durumdayız... (Çağ ve Nesil1, s.24)
Bahailikte ezel, zamanın önüne ön tasavvur edilmeyişi, ebedde, sonuna son tasavvur edilmeyişidir. Ezeldenebede sözü sonsuzluğu önden sona, daha doğrusu önsüz ve sonsuz anlamına gelir.
Fethullah Gülen'in bir çok kitabında tekrarladığı gibi bu söz aslında Bahai inancının temel direğidir. Yine Fethullah'ın birçok konuyu açıklarken araya sokuşturduğu Kııib kelimesi Bahai dininde sonsuzluğu ifade eden eski İran inanışı olan reenkarnasyonun da tezahürü sayılan bir kelimedir. Kutb değirmen taşının kendi etrafında dönen milidir.
Bu dönüş, kimi zaman ezeldenebede, kimi zaman Fethullah'ın bastırdığı kitabın kapağında da olduğu gibi kozadankelebeğe, kimi zaman da Bahaullah'm oğlu Abdülbaha'ya hitap ettiği gibi Allatılan Allah a kendini büyük Allah, oğlunu da küçük Allah farz edecek bir şekilde gerçekleşir. Yine Fethullah'ın kullandığı nıakro alemden mikro aleme kelimesi Bahailikteki sonsuzluk inancının şifresi olarak kabul edilir.
Bahailerde Mirza Muhammed Bab, kapıyı açan müjdeci anlamına gelir. Bahaullah ise, Mesih kabul edilmiştir. Baha kelimesi ululukgüzellikparlaklık ve nur anlamına geliyor. Bahailerde 9, 19, 99 gibi sayılar kutsaldır.
Bu konuda Fethullah şöyle diyor:
Bir sarayın kapılarından 999'u açık biri kapalı olsa, kimse o saraya girilemeyeceğini iddia edemez. Yeter ki, gözlerini yummasın. Zaten 999'u herkese açıktır. (İnancın Gölgesinde7, s. 13)
Bahailerde cenazeler defnedilirken ceset toprağa temas ettirilmez. Ceset billur veyahut mermerden cilalanmış taş bir sanduka içerisine konur. Zaten Bahaullah'm kemikleri de Hayfa'da bir mermer lahitin içerisine konulmuştu.
Gizli bir Bahai olan Saidi Nursi öldüğü zaman tıpkı Bahaullah gibi cesedinin toprakla kavuşmadan mermer bir lahit içine konmasını vasiyet etmiştir. Bu resim, 60 İhtilali'nde cesedinin kırılıp içinden çıkarıldığı mermer lahite aittir. Bahailerin cenaze definleri bile İslam'a aykırıdır.
Kadınlar, Bahai inancında tamamen serbesttir. Hatta bir kadının 9 erkekle ilişkisi normaldir. Bahailerde ibadete başlama yaşı 16'dır. 70 yaşından sonra da ibadet mükellefiyeti biter.
Fethullah Gülen Kozadan Kelebeğe isimli kitabının 28. sayfasında Bahailiğini nasıl ifade ediyor:
16 yaşıma kadarki dönemi çocukluk dönemi sayıyorum.
Bahailerin uydurduğu dinde namazın kıblesi Akka'dır. Dini emirlerin muhteviyatı KitabülAkdes denen kutsal kitaplarından alınır... Namaz günde üç vakittir. Bahaullah, (kendi ifadesi ve iddiasına göre) Allah'ın zuhuru'dm. Yani kendini Allah kabul ediyor. Örneğin Bahaullah'm yazdığı Kitabı Bedi isimli eserinde der ki:
Önceden Bab'ın dediği gibi ben benden başka mabut olmayan Allah'ım. Benden sonra gelen de bunu der.
Abdülbaha'nm, babası Bahaullah'ı anlatan Mektuplar isimli eserinde şeklindeki beyti naklediyor (Türkiye de Mezhepler, s. 173):
Baha nın bütün Allah 1ar benim emrimin sızıntılarından Allah oldular Bütün Rabler benim hükmümün esintilerinden Rab kesildiler
1979 yılı Şubat ayından beri Fethullah'ın neşrettiği Sızıntı dergisinin isminin gizli manasını Fethullah inkar edemeyecektir. Çünkü bu kitabı okuyan en cahil Müslüman bile ortaya konan mantıklı ispatlardan sonra yanılma payımın milyonda bir bile olmadığını kanaat getirecek.
Zaten bilgili ve araştırmacı insanlar bu kitaptaki savların doğruluğunu araştırmaya girişeceklerdir. Bu da benim kitabı yazmaktaki gerçek amacımdır.
Seferde olanlar zaten namazla mükellef değildir. Abdest ise elleri ve yüzü yıkamaktan ibadettir. Şayet su bulunmazsa 5 kere "En temiz Allah adıyla" diye tekrarladılar mı abdest alınmış kabul edilir.
Şehirlerdeki ve ülkelerdeki Bahaileri 19 kişilik bir heyet idare eder... Malın beşte biri Beyîül Adi'e verilir. Hac yalnız erkeklere farzdır. Evler kutsal olduğu için Nur evleri olarak kabul ettikleri Bahaullah'ın Bağdat'daki evi ya da Mirza Muhammed Bab'ın Şiraz'daki evi ziyaret edilir.