Şuanda 26 konuk çevrimiçi
Üyeler : 1
İçerik : 2316
İçerik Tıklama Görünümü : 116586
JoomlaWatch Stats 1.2.7 by Matej Koval

Countries

64.6% 
31.3% 
2.9% 
0.1% 
0.1% 
0.1% 
0.1% 
0% 
0% 

Visitors

Bu Gun  637
Dun  697
Bu Hafta  1994
Gecen Hafta  2126
Bu Ay  3277
Toplam  4563


Yazdır ePosta

Emniyet'in Fethullahçılar Raporu

 

Ankara Emniyet Müdürlüğü'ne 55. Hükümet Başbakanı Mesut Yılmaz'ın tercihi ile Cevdet Saral tayin edilmişti. Cevdet Saral Trabzon'un Of ilçesinden Kemalist ve sol eğilimli "Sanalioğulları" ailesinden bir emniyetçidir.

Kendisi ve kadrosu milliyetçisol diyebileceğimiz bir çizgidedirler. Tarikatların son 10 yıldır Türkiye'de ekonomiyi, siyaseti ve devleti ele geçirmelerinden Saral büyük rahatsızlık duyuyordu. Ayrıca Cevdet Saral'ın ileriye dönük büyük hesaplar yapan, büyük oynayan, siyasette de tabanı olan bir şahsiyet olduğunu herkes biliyordu.

Türkiye'nin bu önemli problemine Saral ekibi etkileyici bir giriş yapmak istedi. Bunun için de gelecekte yapacağı operasyona temel teşkil etmesi için istihbarattan sorumlu olan yardımcısı Osman Ak'a Fethullahçı örgütlenmeleri içeren bir rapor hazırlattı... Bir istihbaratçı gözüyle yazılan rapor iki bölümden oluşmaktaydı ve toplam 89 sayfaydı.

Raporda Fethullah Gülen'in ailesi ve babasının Alvar köyündeki tekkedeki çalışmaları anlatılır. Fethullah Gülen'in babasının kuşkulu bir şekilde Alvar köyünden ayrılması bir istihbaratçı gözüyle analiz edilir.

Erzurumlu eski bir aileden olan Fethullah Gülen'in soy­ağacı bir yandan Selahattin Eyyubi'ye diğer yandan Hz. Ali'ye dayanıyor. Hemen belirtelim ki soy olarak Hasan ve Hüseyin'e dolayısıyla Peygamberimize dayanan kişilere "seyid", Peygamberimizin kızı Hz. Fatma'nın ölümünden sonra çok sayıda evlilik yapan Hz. Ali'nin bu eşlerinden doğan çocuklara dayananlara da "şerif denmektedir.

Anlaşılacağı üzere, Fethullah Gülen, Işık Tarikatı'nın kurucusudur. Her ne kadar halk bunlara Fethullahçılar demekte ise de, Fethullah Gülen mürşidi olduğu gayet açık olan tarikatına ismini kendi koymuştur: "Arkadaşlar, arkadaşlar şevk mezhebi yoldur bize" diyerek tarikatın adını "şevk" yani "ışık" olarak açıklamıştır. Zaten Kırık Mızrap adlı şiir kitabının hemen her sayfasında "ışık" kelimesini bolca kullanarak adeta tarikatının adını haykırır...

Tarikat yapılanması, bu haliyle yine aynı kanunun 1. mad­desi son fıkrasındaki teşekkül ve cemiyet tarifesine uyar. Belki, "Silahlı bir cemiyetten söz etmek" şimdilik mümkün değildir. Ancak, ele geçirmeyi hedeflediği devlet kurum­larından bazıları dikkate alındığında "hedefi topyekün ele geçirme" şeklinde ve yöneticilerinin "ışık evlerinde" yetişen mensupları tarafından işgal edilmesiyle mümkün olacağı gerçeği kendi deyimleri ile "itiraf edilmiş bir suç olarak" karşımızda duruyor...

Nurculuk, Özal dönemine kadar Türkiye'de diğer tarikatlar kadar rutin ve yavaş bir çizgi izledi. Ancak iş bitirici Özal ile beraber Nurcular Türkiye'de büyük bir hamle harekatına girip, holdingler kurdular, medya dünyasına hakim oldular ve eğitim sistemini ele geçirerek nihayet devleti ele geçirme konumuna geldiler.

Bugün Nurcular Saidi Nursi çizgisinden giden MedZehra grubu, Işıkçılar, İhlas Grubu, Kırkıncı Grubu ve Fethullah Grubu olarak öne çıkar, Bunlardan sadece İhlas Grubu 33 tane şirketi bünyesinde barındıran bir holding konumunda. İkisi İngilizce, biri Türkiye gazetesi olmak üzere 3 gazete 20 dergi ile televizyon ve radyo istasyonları bulunuyor.

Tabii Fethullah'ın muhteşem gücünü İhlas Grubu ile karşılaştırırsanız bu Tunceli şehri ile İstanbul'un kıyaslanması gibi bir şey olur. Fethullah'ın birdenbire böyle büyük yol alması, Özal ve Evren'in ABD etkisi ile uygulamaya koydukları sentezci İslam motoru sayesinde oluyordu. Fethullah Türkİslam Sentezi'nin dinamik motoru olan milliyetçilerin sırtına binerek, milliyetçilerin sempati ve sevgisini kazanarak, milletlerarası bir güç haline geldi bugün.

Devletin tepesindeki, Süleyman Demirel'den Meclis'teki vekilin üçte biriyle çok sıkı ilişki içinde olan bu kişinin tarihteki analizini yaparak günümüzdeki misyonunu bütün Türk halkının gözleri önüne sereceğim.

İşte, Emniyet'in söz konusu raporu çıkacağımız basamaklardan yalnızca bir tanesini teşkil ediyor... İlerleyen sayfalarda rapordaki anlatımlarla, Fethullah Gülen'in niyetlerinden bazılarını okuyacak­sınız.

Fethullah Gülen, ışık kışlalarında yetiştirdiği bu yeni nes­lin çektiği ızdırapları edebi bir dille fakat "Osmanlıca sözcüklerden seçtiği özel kelimelerle" anlatır. Onların çek­tiği ızdırapları doğum sancısına benzetir ve sıkıntıların devam edeceğini vurgular. Ve "Amma zamanı gelince bu mübarek veladet (Süleyman Çelebi'nin mevlidinde Hz. Muhammed'in doğuşunun anlatıldığı bölüm) mutlaka gerçekleşecek ve ayyüzlü nesli hızır gibi biran aramızda belirecektir." der. Ancak bu zamanın tanımlamasını her nedense yapmaz. "Karın, buzun çözüldüğü yer" derken de herhalde mevcut laik düzenden kurtulmayı ifade etmekte­dir.

Cumhuriyet döneminin okullarını kastederek, milli mek­teplerde yetişen öğrencileri bir anlamda "idealsiz nesiller" olarak vasıflandırarak bu kesimi "Cehaletten" kurtarmak için öğretmenleri, milli mabetleri ve mektepleri de kendi okullarının tedrisatına davet eder.

Fethullah Gülen, İlayı Kelimetulah'a sığınarak medrese, tekke ve kışlaya ne kadar özlem duyduğunu dile getiriyor... Mevcut eğitim sisteminin aksaklıklarını gidermekten ziyade medresenin en modernini arama yolunu seçtiği göze çarpıy­or... Kışlanın askerlik ruhu derken de herhalde Işık ordusunu" kastediyor. Yeni nesiller bu gibi bir düşünce çevresinde yetiştirilecek ve geleceğe aktarılacaklardır... Ancak Gülen, henüz yeterli miktarda ışık ordusunun yetiştirilemediği inancındadır... Onun hedefi 60 milyonluk Türkiye'dir. Hatta ülke sınırlarının dışına da taşmıştır... 120130 milyonlu nüfus potansiyeli içerisinde etkili olduğuna inandığı zaman geçmişin hesabını soracaktır.

Fethullah Gülen örgütlenmesi, dini kisve altında toplumun her kesimine el atmayı hesaplayarak, dar siyaset­ten uzakta mümkün olduğu kadar geniş yelpaze içerisinde faaliyet gösteren bir strateji izliyor... Ülkemizde faaliyet gösteren partilerin bir çoğunu kendi etkisi altına alabilmek için çaba gösteriyor. Ancak bunu yaparken kendisini partil­er üstü görmekte, partiden ziyade adayın peşinde koşarak destek vermektedir.

Örgütlenme tarzı, bilinen dar örgütlenme yöntemlerinin dışına çıkmaktadır. Daha ziyade eğitim kurumlarının rant çevresi ve devletin önemli kurumlan, siyasetçi ve bürokrat çevreleri hedef kapsamına alınmaktadır.

Fethullah Gülen'in bu hususta bir hayli yol aldığını inkar etmek mümkün değil... Son zamanlarda ordu, polis ve MİT teşkilatları arasına sızma faaliyetlerine ağırlık verdiği biliniy­or... Zira ışık kışlalarında özenle yetiştirilen ışık süvarileri, ağabeyleri tarafından yönlendirilerek bu birimler için açıla­cak imtihanlara özenle hazırlanarak sızma faaliyetlerini gerçekleştirdikleri ele geçen bilgiler arasında yer alıyor... Sızmalarda Emniyet teşkilatının en çok istihbarat, bilgi işlem, personel birimleri hedef alınıyor...

Gülen, demokratik ortamda hoşgörü beklentisi içine gir­erek siyasi ve entellektüel çevreleri etkiliyor. Cumhuriyet'e karşı en sinsi, en kapsamlı ve en tehlikeli oluşumu köklendiriyor.

"Dedem Şamil Ağa'nın en şiddetli dönemlerinde bile sarıksız gezdiğini görmedim. Sarığını Osman Gazi Hazretleri gibi sarardı." Oysa, Osman Gazi'nin değil sarığı yüzünün şekli bile meçhulken bu gibi müphem ifadeler olsa olsa arkasından gidenlere bir mesaj niteliğinde değerlendirilebilir ve bu mesajla verilmek istenen de; "Ben mana alemiyle direkt irtibat halindeyim, Osman Gazi Hazretleri'ne de sarığını dahi inceleyecek derecede bir yakınlık içerisindeyim yani ben bir veliyim." olsa gerek... Buna tasavvufta "keramet" derler, oysa tasavvuf­ta keramet göstermek çok kerih görüldüğünden, "hiçbir veliden kendi isteği ile keramet sadır olmaz."

Fethullah Gülen (haşa) Allah adaletsizlik yapmış gibi, cehenneme atılmak üzere yola çıkarılmış insanların cehen­neme atılmasına mani olmaya çalışıyor. Bu arada bakıyor ki, cehennemlikler arasında cemaatinden bir tek kişi bile yok ve bunu yeminle söylüyor. Oysa kısaca hatırlayacak olursak, peygamberimizin gökteki yıldızlara benzettiği sahabelerden ancak 10'una cennet müjdeleniyor... Çok enteresan! Peygamberimiz öve öve göklere çıkardığı sahabelerimizden ancak 10'unu cennetle müjdeliyor. Fethullah Gülen ise arkasındaki tüm cemaatine bu müjdeyi verebiliyor. Fethullah Gülen kim? Mürşit mi, Müctehid mi? Yoksa yeni bir dinin peygamberi mi? Ya da bir mehdi mi?

Konuşmalarında rüyalarından örnekler veren Fethullah Gülen, bu yolla cemaatinin bilinç altını etkiliyor. Bir rüyasın­da, kurucusu olduğu Işık tarikatına topyekün cenneti müjdeliyor ve bunda da bir sakınca görmüyor.

Artık şu kesin olarak kabul edilmelidir ki; karşımızda, üzerinde özenle durulması gereken bir tarikat var. Yine şu da bir gerçek ki tarikatlarda her mürşidin şehirlerde hemen hemen her yerleşim yerinde görevlendirdiği vekilleri bulunur. Yani karşımızdaki kişi, Fethullah Gülen, bir tarikatın lideri, imamı ise ona bağlı olarak bir teşkilatlan­manın olmaması mümkün değildir. Dolayısı ile karşımızda tarikatçı bir yapılanma ve bu yapılanma içerisinde de bir teşkilatlanma yer alıyor...

Fethullah Gülen; "kendi gibi düşünen kişilerle bir araya gelip, teşkilat oluşturarak okullar kurduklarını, hatta yurt dışından talebe davet edip onlara burs verebilecek kadar parasal bir takım kaynaklara sahip olduklarını" belirterek, "Dünyada huzur ve sükun adına hareket ediyoruz" demekte ve açıkça dünya çapında bir faaliyet ve teşkilatlanma içerisinde bulunduklarını itiraf etmekteydi. Böylece bir bakı­ma Fethullah Gülen, Fethullah Gülen'i açığa çıkartmakta...

Fethullah Gülen'in Işık tarikatı öylesine bir teşkilatlanma içerisindedir ki, Kırık Mızrap adlı şiir kitabındaki ilk şiir "Işık Ordusu" başlığını taşır... Fethullah Gülen'in teşkilatını hangi konumda görmekte olduğunu ve yüklendiği misyonu ise 171. sayfadaki bir mısrada çarpıcı ve ürpertici bir biçimde görürüz: "KOŞ, YETİŞ SEN DE IŞIK ORDUSUNA KATIL VE KURTUL".

Fethullah Gülen, ne yapıldığı ve nasıl bir eğitim verildiği­ni açıklamadığı bu Işık evlerinden bir hayli umutlu görünüy­or. Gülen'e göre her birisi ayrı birer araştırma merkezi olan bu evlerde Saidi Nursi ve Fethullah Gülen'e ait kitapların okunması ile mucizeler yaratılacak ve kendi tabiri ile "Muhalif bir rüzgar esmez ise" ne olduğunu bir türlü açıkla­madığı meçhul hedefe ulaşılacak...

Her şekilde görüldüğü gibi, başlangıçta amaç gizlenerek, takiyye ve tedbir uygulanıyor. 39 ay içerisinde ışık evlerinde özel eğitime alınan öğrenciler çevrelerinden koparılıyor ve kendilerine: "Bu cemaate mensup olmanın çok büyük bir nimet olduğu, Allah'ın şanslı kullarının bu cemaatte bulun­duğu, özel bir misyonun saiki olan bu cemaatin, yine Kuran'ı Kerim'deki ayetlerle işaret edilen 'ahir zamanda gelecek ve İslamı cihatla tekrar dirilterek dünyaya hakim kılacak cemaat' olduğu ve bu cemaatin tamamen Peygamberimizin gözetiminde ve Allah'ın gözünün üzerinde olan çok ayrı­calıklı bir topluluk olduğu" anlatılıyordu.

Bu, bir bakıma beyin yıkamaydı... Fethullah Gülen'e göre, başlangıçta hedef ve niyet (gerektiğinde) gizlenmeliydi. Bu, "tedbir olarak getirilmiş bir yöntemdi." Muhataba ılımlı yaklaşılması ve güven telkin edilmesi yine takiyye ve tedbir yöntemlerindendi.

Değişik örnek ve anlatımlarla cemaatine gösterdiği hede­flere cihatla ulaşılması gerektiğini anlatmakta ve cihadın zorluluğunu da fırsat buldukça dile getirmekteydi. Belli ki "IŞIK ORDUSU" diye isimlendirdiği tarikat üyeleri cihat için hazırlanmaktaydı. Fakat son darbenin ne zaman indirileceğini ancak Fethullah Gülen bilebilirdi... Kimilerince "Hoşgörü Abidesi" haline getirilen bir tarikat lideri, bir taraftan barıştan söz ederek karşı tarafa rehavet sunarken, diğer yandan da kendi taraftarlarını cihat ve kav­gaya hazırlıyordu...

Işıkçıların Cumhuriyet düzenini yıkmak için Işık ordusunu hazır­ladıkları, cihat ilan edileceği ancak bunun da hiç kolay olmayacağı ve zorluklan biliniyordu...

"Işık evler, gelmiş geçmiş mukaddes binaların en veludu, en doğurganıdırlar; oralarda ışığa uyanan herkes, hemen karanlıkla hesaplaşmaya geçer..." Hoca'nın bu sözlerinde yer alan "doğurganlıktan", bu evlerde yetişen cemaat men­suplarının sayısının, giderek çoğalması; "karanlık" tabirinden de kendi cemaatinden olmayan ve karşı cephe diye adlandırdığı kesimi kastediyordu...

Fethullah Gülen'in sözlerinden de anlaşılacağı gibi, Hoca bir çok konuşmalarında gerek Müslümanlığın ortaya çıkışı ve gerekse daha sonra ki İslam dönemlerindeki gelişmeler­den zaman zaman bilgilendirme yaparken, sanki "bunlar benim düşüncelerim değil, Müslümanlık böyle gerektiriyor" dercesine bir tavra giriyor ve bu düşüncesini adeta bilinçaltlarına yazmaya çalışıyor. Böylece, "gerçek gaye" örtülerek, tarikat olgusu içerisinde doğru yolu gösterme ve uyarma amacının dışına çıkılarak yalnız ve yalnız örgütlenme için faaliyet yürütüldüğü anlaşılıyor...

Fethullah Gülen üstü kapalı olarak kuvvet dengesini hesaplayarak yeteri kadar kuvvetli olmadığını düşünüyor. Bunun için de örgütlenmeye yatay ve dikey şekilde devam edilmesinin faydalı olacağı kanaatini taşıyor...

Fethullah Gülen sanki geçmişte büyük iç savaşlar, katliamlar gör­müş, sürgün ve kıyıma uğramış bir dini akım için endişe etmekte. Endişeleri ve tedbirleri bir din adamı, bir tarikat lideri için dikkat çekecek kadar fazla.

Bu tavır ve temkinli planlamaların neden yapıldığını kitabın ileriki bölümlerinde ürperti hisleri ile okuyacaksınız.

Ulaştığım bilgileri ve rahatsız edici irtibatları siz değerli okuyu­cularımla paylaşana ve bütün Türkiye gerçekleri öğrenene kadar hücremde huzurla kafamı yastığa koyamayacağım.

Kendimi karşımızdaki büyük tehlike karşısında bir an evvel bütün Türk Ulusu'nu uyarma konusunda mesul hissettiğim için, bütün elverişsiz şartlara rağmen bu kitabı yazıyorum.

 
 

Necmettin Erbakan İsrail ile Kaç Askeri Antlaşma imzaladı?

Necmettin Erbakan İsrail ile Kaç Askeri Antlaşma imzaladı?