Yeni Dönem
Kurucu başkanlığını Şevket Bülent Yahnici'nin yaptığı Milliyetçi Çalışma Partisi, Türkiye genelinde yeni yeni örgütleniyordu. Ülkücü Hareketin ibresi artık Türkçülük'ten ziyade İslamcı bir çizgiye bürünmekteydi...
Namık Kemal Zeybek Kültür Bakanı idi. O günkü misyonu ise ülkücüleri ve bağlı oldukları Ülkü Ocakları'nı yok etmek, Anavatan Partisi çatısı altında, Mustafa Taşar, Lütfullah Kayalar gibi ülkücü ve milliyetçi geçinen milletvekilleri ile ülkücü gençliğin dinamizmini ANAP'a kaydırmak, böylece ülkücüleri merkez sağa katarak ırkçılık (onlara göre) tehlikesinden Türkiye'yi kurtarmaktı.
Namık Kemal Zeybek Kültür Bakanlığı'nı Türkİslam Sentezi'nin örgütlenmesi için bir karargâh haline getirmişti. Kültür Bakanlığı'nın bütün bütçesi Türkİslam Sentezi'ni genç beyinlere benimsetecek kitapların basımına harcanıyordu. Yoğun bir vakıflaşma çabaları vardı o günlerde. Türkİslam Sentezi'ni milliyetçi Türklere benimsetecek vakıflara ANAP hükümeti ve Namık Kemal Zeybek her türlü maddi desteği sağlıyordu.
Aslında o günlerde Türkİslam Sentezi bana da Türk kimliğine aykırı bir fikir akımı gibi gözükmüyordu. Türkiye, günden güne değişim yaşıyor, Özal'ın ifadesi ile çağ atlıyordu... Sorgulama gereği bile duymadan bu tür girişimleri memnuniyetle karşılıyordum. Çünkü bana göre ANAP içerisinde de olsa kendime fikren yakın hissettiğim insanların bakanlık koltuğunda oturması beni memnun ediyordu. Hatta bu arkadaşların sentezci İslam akımını öne sürmeleri bile, içinde Türk kelimesini barındırdığı için bana cazip geliyordu.
Cumhurbaşkanı Kenan Evren'in Türkİslam ülküsü ile ilgili sözleri o dönem ezilmiş milliyetçilere güven duygusu vermişti. Devletin en yüksek makamından bu sözlerin duyulması biz ülkücülere milliyetçi iktidar günlerinin işaretlerini veriyordu. Hepimiz siyasi gelişmelerden memnunduk.
Türkiye'de 90'lı yıllar İslami holdinglerin, PKK terörünün ve bölücülük söylemlerinin alenileştiği, PKK teröristlerinin HADEP milletvekili olarak Meclis'e girdiği, Sovyetler Birliği'nin dağılıp kardeş cumhuriyetlerin bağımsızlığa kavuştuğu, Demirel'in yeniden zirveye çıktığı, Özal'ın Cumhurbaşkanı olduğu, Kuzey Irak'ın karıştığı ve Fethullah Gülen'in yıldızının parladığı yıllar oldu.
Türk Ulusu genç ve dinamik nesilleri ile kendi içinde kaynıyordu. Ticari, sosyal ve ekonomik alanlarda her gün yeni birtakım gelişmeler, değişmeler oluşuyordu.
RefahYol iktidarı dönemine gelindiğinde ise Türkiye sağcısı, solcusu, milliyetçisi, devrimcisi ile birden irkiliyordu... Aczimendilerin AnkaraKocatepe Cami'indeki zikir törenleri, Şevki Yılmaz, Hasan Mezarcı gibi meczupların Türk soyunun Ata'sına küfür etmeleri bizi kendimize getiriyordu.
Artık her Türk vatandaşı gibi ben de tarikatlar ve şeyhler için şüphelenmekteydim... Bu arada beni Türkİslam Sentezi'nden uzaklaştıran, Türkçülüğe yeniden sarılmama sebep olan gelişmeler cereyan ediyordu...
Türkiye'de 199798'lere gelindiği zaman PKK terörü halkı canından bezdirmişti. Her gün birkaç tane vatan evladı Güneydoğu'nun dağlarında şehit düşüyordu. Camilerin önünde şehit yakınları feryat ediyordu. Öcalan'ın itleri dağlarda polisasker demeden kanımızı akıtırken, Ankara'nın göbeğinde Meclis'te; İstanbul'un göbeğinde İkitelli basınında, HADEP lokallerinde, İHD şubelerinde ve televizyonlarda açık bir şekilde Kürtçülük propagandası yapılıyor, her gün Türk soyunun onuru ile alay ediliyordu.
Akın Birdal isimli bölücülük faaliyetlerinden de yargılanmış ve ceza almış, kamu oyunca malum bir şahıs insan hakları gibi evrensel, ahlaki bir örgütlenmeyi bölücülük faaliyetleri doğrultusunda kullanıyordu. Dağlarda şehit edilen vatan evlatlarını öldürülen militanlarla bir kefeye koyarak Türk Ulusu'nun düşmanlarına insan hakları bahanesiyle "özgürlük savaşçısı" konumuna getiriyordu. Akın Birdal faaliyetleri itibariyle Öcalan'la pararel çalışmalar yaparken etkileri itibariyle ulusumuza Öcalan kadar büyük zararlar vermekteydi.
İşte böyle bir dönemde ulusal değerlerimize kastetmiş Akın Birdal'ın vurulması hadisesinden azmettirici olarak suçlanarak ceza aldım.