Şuanda 29 konuk çevrimiçi
Üyeler : 1
İçerik : 2311
İçerik Tıklama Görünümü : 116558
JoomlaWatch Stats 1.2.7 by Matej Koval

Countries

64.6% 
31.4% 
2.9% 
0.1% 
0.1% 
0.1% 
0.1% 
0% 
0% 

Visitors

Bu Gun  623
Dun  697
Bu Hafta  1980
Gecen Hafta  2126
Bu Ay  3263
Toplam  4549


Yazdır ePosta

Önsöz

 

1989 yılı Mayıs ya da Nisan ayı olabilir. Bazı arkadaşlarımın ısrarı üzerine sabah 05.00 sularında kalktım. Hava daha aydınlanmamıştı. Önce abdest aldım, sonra da üzerimi giyinerek aşağıya indim. Arkadaşım memnun bir vaziyette arabanın başında bekliy­ordu.

Yola çıktık. Benim gibi muhafazakar bir aileden gelen ve babası hacı olan arkadaşım yol boyunca bana Fethullah Efendi'yi ve O'na olan hayranlığını anlatmaya başladı...

Boğaz Köprüsü'nü hızla geçip, Süleymaniye'ye geliyoruz. Muhteşem bir yapı... Sabah, tan ağarırken o görkemli hali ile insanı manevi duyguları ile yüksek seviyede buluşturan, adeta insanın içini titreten bir zamanı yaşatır gibi... Camiye açılan bütün sokaklar otobüslerle dolu. Büyük avlusu, abdest alma bölümleri hınca hınç... Kapalı devre TV sistemi ile içerdeki vaaz dış avluda kurulmuş TV'lere aktarılıyor, canlı yayımlanıyor.

Dışarıda; teşbih, Kur'an, Saidi Nursi ve Risalei Nur kitapları satılıyor... Onlarca seyyar esnaf, esans, takke ve başörtüsü tezgahını kurmuş, cemaatin dağılmasını bekliyor.

İçerideki insanları iteleyerek, camide kendimize yer buluyoruz... Cemaatten bazıları sabah namazını kılıyor. Devamlı bir uğultu ve kalkıp inen kafalar, rükûsecde yapan bedenler dikkatimi çekiyor. Bir an Ulu Cami'nin kubbelerinden sarkan muhteşem avizelerin seyrine dalıyor ve kendime gelerek kürsüye dönüyorum. Biraz sonra Fethullah Hoca'nın vaaz vereceği kürsüye... Gerçekten de Hoca'nın vaazını merak etmekteyim...

İngiltere'den iki yıl sonra geri dönüşümde halkın dini akımlara ilgisinin arttığını, eskiden tanıdığım birçok kişinin sakal bırakıp hatta cübbe giyip tarikat kapılarında vaazdan vaaza gezdiğini gör­müştüm. Muhafazakâr bir aileden gelmeme rağmen bunu garipsedim. Ama zaten dine karşı değildim. Bu insanları anlamaya, hatta onlara hak vermeye çalışıyordum.

Ve ben böylesine karmakarışık duygular içinde iken birden bütün sesler kesildi. Herkes pür dikkat kürsüye döndü... Fethullah Hoca kürsüye çıkıyordu... O derin sessizlikten sonra Hoca konuşmaya başladı... Bütün cemaat Hoca'yı dinliyordu. Hoca'nın duygulu ve içli sesi beni de etkilemişti. Gözü yaşlı duygusal din adamı ayetleri önce Arapça okuyor sonra da Türkçe olarak anlatıyordu. Ayetlerin ışığında günümüz problemlerini, toplumsal sorunları kendince yorumluyordu.

Benim için asıl önemli olan ise Hoca'nın milliyetçi söylemleriydi... Zaten beni bu vaaza gelmeye ikna eden arkadaşım, Hoca'yı ülkücü bir din adamı olarak tarif etmişti. Hoca vaazın sonuna doğru giderek duygusallaşıyor, hıçkırıklarla ağlıyordu. Vaazın nabzı da git gide yükseliyordu. Hoca'nın ağladığını gören cemaat de beraber ağlıyor hatta bazıları çığlık atıyorlardı... Hele o günlerde Rusya ile bağımsızlık mücadelesine girmiş Azeri soydaşlarımız için dualar edip hıçkırıklarla ağlayıp, Azeri soydaşlarımıza zulmeden Ruslar'a beddualar etmesi benim de gözlerimi yaşartıyordu...

Vaaz bitmişti, arkadaşımla dışarıya çıktık, dağılan cemaatin arasında yürürken arkadaşım bana, Hoca'yı nasıl bulduğumu, Hoca'nın fikirlerini beğenip beğenmediğimi sordu. Türk Ulusu'nun en büyük ihtiyaçlarından birisi olan, İslam dinini Türklük şuuru ile yorumlayacak bir din adamını zaten benimsediği­mi, ilk defa bir din adamının ağzından böylesine milliyetçi ifadeler duyduğumu söyledim ve beni Fethullah Gülen'in bu vaazına getirdiği için arkadaşıma teşekkür ettim.

Fethullah Hoca'nın vaazındaki söylemlerini benimsemiştim. Çevremdeki insanlardan Fethullah Hoca hakkında hep iyimser ve övücü şeyler duyuyordum... Cumadan cumaya camiye gidebilen bir Müslüman olarak Fethullah Gülen ve yazdığı kitaplar hakkında herhangi bir araştırmaya girmeyi de düşünmemiştim.

Ama günden güne Fethullah Gülen'in yaptığı hayırlı çalışmalar kulağıma geldikçe Hoca Efendi'ye karşı sempatim de artmaktaydı. Hatta kendi kendime, "bize Nurcular'ı geçmişte Cumhuriyet düş­manı olarak tanıtmışlardı, halbuki Hoca Cumhuriyet'e ve mil­liyetçiliğe sıcak bir insan, demek ki, şimdiye kadar birileri Nurcular üzerine menfi propoganda yapmış ve halkın gözünde, Nurcular'ı şaibeli bir konuma sokmuş" diye düşündüğüm de oluyordu...

Sonraki dönemlerde af yasası ile birlikte cezaevinden çıkan ülkücü hareket mensuplarının beş vakit namaza başladıklarını, ülkücülükten ziyade İslama sempati duyduklarını da görüyorduk...

 
 

Necmettin Erbakan İsrail ile Kaç Askeri Antlaşma imzaladı?

Necmettin Erbakan İsrail ile Kaç Askeri Antlaşma imzaladı?