Hz. Adem a.s.'dan, Hz. Muhammed Mustafa s.a.'e kadar gelen dinin adı İslâm'dır. İslâm'dan başka semavî din yoktur. Hz. Muhammed s.a.'den önceki peygamberlere gelen kitapların noktası, virgülü dahi değişmeden günümüze gelmiş olsa bile, Kur'an'ın indirilmesi, Hz. Muhammed s.a.'in peygamber olarak görevlendirilmesiyle birlikte önceki kitaplar mülgadır.
Ancak, geçmiş kitaplarda mevcut olup da Kur'an'da da zikredilenler yürürlüktedir. Uç semavî din yok, tek semavî din vardır, o da İslâm dinidir.
Kur'an'da geçen İslâm kelimesi özel isimdir. İster içeriği açılarak anlaşılsın, ister olduğu gibi kullanılsın, içeriğine İslâm'dan başka bir din girmez. İslâm, üzerinde oynanarak farklı şekiller çıkarılan yap-boz oyuncağı değildir. Allah'tan gelen, Allah katındaki tek dindir. İslâm'dan başka meşru bir din de yoktur.
Yaşar Nuri, M. Esed, Süleyman Ateş ve H. Karaman ve ben zerleri (B. Bayraklı, Murat Hoffman...) İslâm toplumunda önemli ve ciddi miktarda din, Kültür ve zihin kirliliğine sebep olmuşlardır.
Hurafelerle mücadele adı altında, yeni hurafeler icad etmektedirler. Asiye'nin namusunu kurtarma gayreti içinde gözüküp de, Asiye'ye olmadık kötülükleri yapanlara benziyorlar.
Yaşar, Esed, Ateş, Karaman ve benzerlerinin, Kur'an'da geçen kelimelerin lügat mânâlarını, edebî Arapça kurallarını dikkate almadan yaptıkları Kur'an mealleri hatalar ve tahriflerle doludur. Kur'an'ın bütünlüğüne aykırı, fakat lügat mânâlarına uygun tercihler ise farklı bir açıdan Kur'an'ı tahriftir. Tevrat'ın ve İncil'in başına gelenlerin bir kısmı böyledir. Ehl-i Kitabı, tevrat'ı ve İncil'i, diyalogu ile iltizam edenler, Kur'an'ın ve İslâm'ın başına da, geçmişteki kutsal kitapların başına gelenleri getirme gayreti içindedirler.
Özellikle Esed ve Yaşar, Kur'an'ın bir din, bir ahlâk kitabı olduğu kadar, hukuk kurallarını ve tarihi bilgileri içeren bir kitap olduğunu dikkate almayarak Kur'an'ı İngilizce ve Türkçe'ye aktarmışlardır. Dil, üslup ve deyimlerle ilgili hatalarıyla birlikte bu tür hataları da affedilecek gibi değildir.
Esed, meâl-tefsirinin önsözünde, ortaya koyduğu, riayet edeceği on kuralı, mealini yazarken sıkça çiğnemiştir, Kur'an'daki birçok kelimeye, Arapça'da hiçbir karşılığı bulunmayan mânâlar vererek, adeta Araplar'a atalık, Arapça'ya kaynanalık edercesine, bâtınî teviller yapmıştır. Yani Kur'an'ı, menşei, mecûsîlik sâbiîlik ve yahudilik olan bâtınî fikirlerle ingilizceye (Türkçeye) aktarmıştır. Alamut kalesinde kotarılan fikirlerle, Hasan Sabbah'ın, İhvan'üs Safa'nın, Karmatiler'in Kadıyaniler'in fikirleriyle Kur'an'ı anlamak ve böyle anlayışlarla dolu olan bir meale, bu me li bir sayfasında üç defa kaynak gösteren tefsirlere itimat etmek, müslüman Türk halkına tavsiye etmek, mümkün mü? Diyanet Vakfı'nın çıkardığı islâm Ansiklopedisinin Bâtınîlik maddesini okursanız eğer, son zamanlarda Batınîler'in İslâm inançlarını bozma noktasında faaliyet gösterdiklerini göreceksiniz. Esed, Ateş, Karaman, Öztürk ve benzerlerinin Bakara 62, Mâide 69. âyetlerine yazdıkları dipnotlarda, aynı anlayışın, sergilendiğini, yani müslümanın inançlarını bozduğunun farkına varacaksınız. Bâtıniyye maddesinde, geçmiş ulemanın Bâtıniler'e müslüman muamelesi yapılmaması gerektiğinin ifade edildiğini de göreceksiniz.
Hülâsa olarak diyebiliriz ki, müslümanların inançlarını bozma maksadına matuf hurafeler ortaya koyan bu şahıslar toplumda, ciddi bir kültür ve zihin kirliliğine sebep olmaktadırlar. Sağduyulu müslüman okuyucuların ve entelektüellerin bu kültür kirliliğiyle mücadele ettiklerini görüyor ve her zaman da edeceklerine inanıyorum. Kazanılmasında emeğimizin geçmediği kültürümüzü, korumada hassas olacağımız ümidini taşıyorum.