Şuanda 30 konuk çevrimiçi
Üyeler : 1
İçerik : 2324
İçerik Tıklama Görünümü : 116654
JoomlaWatch Stats 1.2.7 by Matej Koval

Countries

64.6% 
31.3% 
2.9% 
0.1% 
0.1% 
0.1% 
0.1% 
0% 
0% 

Visitors

Bu Gun  660
Dun  697
Bu Hafta  2017
Gecen Hafta  2126
Bu Ay  3300
Toplam  4586


Yazdır ePosta

M. ESEDin KURAN MESAJI - 3

 

40. Sâffât 152: Esed bu âyeti "Allah [bir erkek ço­cuk] doğurdu diyorlar" şeklinde mânâlandırmış. Bedevi­ler'in içinde kalırken, en kolay öğrenmesi gereken şeyi öğ­renmemiş. Arap, "doğurdu" demek için nıüzekker siga kullanmaz.

Eğer nıüzekker siga kullanıyorsa, mutlaka fark­lı bir mânâ kastediyordur. Bu şekilde bu âyetteki "velede baba oldu, oğul edindi manasınadır. Hristiyanların iddiaları da bu değil midir? Bu anlayış vakıaya uygun değil mi?

41. Muhammed 15: Bu âyetteki "hamr" şarap değil şıra ve üzüm suyudur. uVe içinde yaptıkları güzel işlerin bü­tün meyvelerini'1 şeklinde mânâ verdiği metin ya geçmiş müfessirlerin anladığı gibi, "Orada onlar için yaş ve kuru bütün meyvelerden var" manasınadır veya benim anladı­ğım gibi "orada onlar için bütün meyvelerden meyve suyu ırmakları vardır" manasınadır.

42. Müddessir 13: "Yanından ayrılmayan, devamlı yanında bulunan oğullar" mânâsına gelen âyeti "(Sevginin) şahitleri olarak çocuklar" mânâsına vermiştir.

43. İnfitar 9: Esed'in "Hayır [ey insanlar) siz [Allah'ın] hükmünü yalanlamaya ne zaman kalkıştıysanız Allah'tan uzaklaştınız" şeklinde anladığı âyetle ilgili mevcut mealleri­mize bakarsanız, Esed'in ne kadar hata yaptığını görürsü­nüz.

44. Gâşiye 17: Esed bu âyette "ibil"e yağmur yüklü bulutlar mânâsı vermiştir. Kaynak olarak da Lisan'ül-Arap, Kamus ve Tâc'ül-Arûs'u göstermiştir. Kaynaklar sıhhatli de, o lügatlarda böyle bir mânâ yok. İbil'in lamı şeddeli okunduğu zaman yani "ibillû" olduğu zaman yağmur yüklü bulut mânâsına geliyor. Sahih veya şâz kıraatler içinde lâmı Şeddeli okuyan kıraat imamı yok.

45. Şems 5, 6, 7: Bu âyetlerdeki "mâ'lara düzgün toânâ verememiş. "Gök yüzünü ve onun harika yapısını düşün. Ve yeryüzünü onun uçsuz bucaksız genişliğini. İnsanın benliğini düşün. Ve onun yaratılış amacına uygun şekillendirildiğini" şeklinde anlamlandırdığı âyet: "Andolsun Sökyüzüne ve onu yükseltip düzenleyerek, tavan olarak

inşa edene! Andolsun yeryüzüne ve onu döşeyerek yerleş­meye yaşamaya elverişli hale getirene! Andolsun nefse, in­sana ve onu yaratılış amacına uygun şekillendirene!" şek­linde mânâlandırılması gerekirdi.

46. Leyi 3: Esed'in "Erkeğin ve dişinin yaratılışını düşün!" diye anlamlandırdığı âyet, "Andolsun erkeği ve di­şiyi yaratana!" şeklinde mânalandırılmalıdır. Esed, ırka atalık, dile kaynaklık yapacak kadar müdahaleci tavır sergiliyor.

47. Tîn 7: "Din" sadece ahlâki değerler sistemiymiş gibi Esed bu âyette dinin anlamını daraltarak mânâ veri­yor.

48. Beyyine 1: Infikak kelimesine "gözden çıkarıl­ma" mânâsı verilmiş. Kelimede böyle bir mânâ yok. Esed'in bu âyetten ne anladığını ve bu kelimenin böyle bir karşılığı olup olmadığını bilen varsa bana da söylesin ve anlatsın.

49. Mâûn 1: Burada da, din yalnız ahlâki değerler sistemi imiş gibi, dinin anlamını daraltarak mânâ veriyor.

50. Mesed 1: Ebû Leheb'in bir mânâsı da "parlak yüzlü" olabilir. Ama Hamdi Yazır Hoca'nın tefsirini açar­sanız, Ebu Leheb'in fitne ve fesad ateşini, İslâm'a düşman­lık ateşini alevlendiren, mânâsına geldiğini de göreceksi­niz. Burada Esed'in tercihi hiç mi hiç yakışık almıyor.

*****

24-26 Nisan 2003 tarihinde, Dokuz Eylül Üniversite­si İlahiyat Fakültesi'nde TC Diyanet İşleri Başkanlığı ile İla­hiyat Fakültesi'nin müştereken düzenlediği Kur'an Meâlte' ri Sempozyumu'nda, Prof. Dr. Suat Yıldırım, Prof. Dr. İshak Yazıcı ve Dr. Mustafa Öztürk'ün M. Esed'in Kur'an Mesajı ile ilgili eleştirilerini zikre değer buluyorum.

Dr. Mustafa Öztürk'ün "M. Esed'in Meâl-Tefsiri'nde Bâtınî Te'vil Olgusu" isimli tebliğinden özet bir bölüm ala­rak, bir akademisyenin M. Esed'in Kur'an Mesajı ile ilgili düşüncesini okuyucularıma aktarmak istiyorum.

Dr. Mustafa Öztürk, Kur'an Mesajı'nın önsözünde Esed'in kendisini bağlayan prensiplerini zikrettikten sonra:

Esed, meâl-tefsirinde, dil ve beyan merkezli çeviri ve yorum kuramındaki temel prensiplerini büsbütün ihlal ve ilga etme pahasına Kur'an'daki bazı kelimelere Arap dilinde hiç­bir karşılığı bulunmayan birtakım mecazî anlamlar yüklemiştir. Esas itibariyle bâtınî te'vil anlayışının ürünü olan bu etaforik, alegorik ve sembolik anlamların gerek klasik Arap ili sözcüklerinde gerekse filolojik tefsir literatüründe hiçbir :arşılığının bulunmadığı,  aktaracağımız  örneklerde  açıkça örülecektir.

Bu bağlamda, Esed'in, Bakara 2/73. âyette sûreye is­lini veren kıssayla ilgili pasajlarda zikredilen "Idribûhü bi-a'dihâ" şeklindeki ifadeyi, "onun (boğazlanan ineğin) bir kıs­ıl ile ona (öldürülen kişiye) vur" şeklinde değil, "bu (prensibi) bu gibi (çözümlenmemiş cinayet olaylarından bazısına ygula" şeklinde karşılaması; İsrâiloğullan'nın Hz. Musa'nın efakatinde Kızıldeniz'i geçme hâdisesini (Şuarâ, 26/63) med-"ezir olayıyla açıklaması; Hz. Yûnus'un balık tarafından yu­tulmasını (Sâffât, 37/142) manevî çöküntünün derin karanlı­ğını tasvir eden sembolik bir ifade olarak izah etmesi; Hz. İsa'nın çamurdan kuş sureti yapıp üflemesi ve bu suretin Al-ah'ın izniyle canlı bir kuş hâline gelmesine (Âl-i İmran, 3/49), Israiloğulları'na, hayatlarının sade balçığından kendileri için yükselen bir kader tasarımı geliştirmek ve Allah'tan kendisine gelen ilhamla bu tasarımı hayata geçirmek" şeklinde tekellüflü bir açıklama getirmesi; yine aynı âyette Hz. İsa'nın ölüleri ye­niden hayata döndürdüğünü bildiren ifadeyi, "muhtemelen, ruhen ölmüş olan topluma yeniden hayat verişinin mecazi ifa­desidir" şeklinde yorumlaması; Hz. Musa'nın asasının yılana dönüşmesini (Tâhâ, 20/20-21), "görünüş ile gerçeklik arasın­daki mahiyet farklılığına ve buna bağlı olarak Allah'ın bu fark­lılığı kavramak üzere seçilmiş kullarına bahşettiği manevî vu­kuf ve sezgiye işaret" olarak tevil etmesi; Sebe melikesi Belkıs'ın tahtının getirilmesini (Nemi, 27/40), insan ruhunun ma­nevî değerler yönünde tedrîcî uyanışının temsîlî bir ifadesi ola­rak telakki etmesi, mealin önsözünde bizzat kendisi tarafından tarif ve tavsiye edilen çeviri ilkeleriyle hiçbir şekilde bağdaş­mamaktadır.

Esed'e göre, özellikle harikulade olayların anlatıldığı Kur'an pasajları, hadd-i zatında nüzul dönemi Arap Yarımadası'nda yaygın olan bir takım efsanevî menkıbelerden ibaret­tir. Allah bu menkıbeleri, muhataplarına iletmek istediği me­sajın ruhuna uygun şekilde salt kıssadan hisse sadedinde zik­retmiş, bu sebeple tarihsel açıdan doğru olup olmadıkları ko­nusuna ihtimam göstermemiştir. Esed, müsteşrik Montgomery Watt'ın Kur'an kıssalarında bir takım tarihsel bilgi hata­ları bulunduğu iddiasını (*) anımsatan bu görüşünü "Biz onun ölümüne hükmettiğimiz zaman, asasını kemiren kurttan başka öldüğünü gösteren bir işaret yoktu" mealindeki Sebe sûresi 34/14. âyetin tefsirinde şöyle izah etmiştir:

_______________________

 (*)Kur'an'da Hz. Musa ve Hz. Harun'un kız kardeşi (ablası) olan Meryem ile Hz. İsa'nın

 

annesi Meryem'in birbirine karıştırıldığını (Meryem, 19/28), ayrıca Tevbe sûresi 9/3 âyetteki "Yahudiler, Uzeyr Allah'ın oğludur dediler" şeklindeki bildirimin nüzul dönemi Arap Yarımadası'ndaki bazı insanların Yahudiler hakkındaki yan­lış kanaatlerinin Kur'an'daki yansıması olduğunu ileri süren Watt'a göre Allah, o dönemde yaşayan Araplar arasında yaygın olan efsanevî menkıbe ve hikâyeleri, muhataplarına mesaj ile iletmek maksadıyla kullanmış ve bu kıssalardaki tarihsel bilgi hatalarını tashih etmek. O’nun temel hedefleri arasında yer almadığı için, söz konusu yanlışları aynıyla Kur’an’a yansıtmıştır.

 

"Bu, eski Arap geleneğinin vazgeçilmez bir parçası olan ve Kur'an'ın da bazı öğretilerini mecazi olarak anlatmakta araç olarak kullandığı sayısız Hz. Süleyman menkıbesinden yalnız­ca biridir. Bu menkıbeye göre Hz. Süleyman, sarayında asası­na dayanmış bir şekilde öldü ve bir süre hiç kimse öldüğünün farkına varmadı: Onun için çalışmakla görevlendirilmiş olan cinn de, kendisine yüklenmiş olan ağır görevlerini yapmaya devam etti. Fakat sonra bir kurt Hz. Süleyman'ın asasını kemirmeye başladı ve desteksiz kalan vücudu yere yığıldı. Burada sadece ana çizgileriyle değinilen bu kıssa, insan haya­tının önemsizliği ve doğal güçsüzlüğü ile dünyevî kudret ve ihtişamın boşluğu ve geçiciliğini anlatan bir mecaz olarak kul­lanılmıştır.’’ (2)

Esed, rasyonel çerçevede izah edilmesi pek mümkün gözükmeyen bir takım mucizevî olaylara atıfta bulunan Kur­an kıssalarının esâtîrü'l-evvelîn (eskilerin masalları) türünden olduğunu söylemekle aynı kapıya çıkan bu görüşünü, rüzga­rın Hz. Süleyman'ın buyruğuna verildiğini bildiren Enbiyâ sû­resi 21/81. âyete ilişkin açıklamasında çok daha çarpıcı bir şekilde dile getirmiştir:

"Burada da, Hz. Süleyman'la ilgili başka bölümlerde de, Kur an, O'nun ismiyle bitişen ve gerek Yahudi-Hıristiyan kül­türünün,

 

_____________________________

 (2)Esed, a.g.e., s.873, 20. not.

 

gerekse İslâm öncesi Arap halk kültürünün ayrılmaz parçası halinde yaşayan muhtelif şiirsel menkıbelere atıfta bu­lunmaktadır. Kur'an'da yer alan bu bahislerin "rasyonel" bir tarzda yorumlanması, kuşkusuz mümkündür; ama, böyle bir çaba bizce pek gerekli değil. Çünkü bu menkıbeler, Kur'an'ın ilk defa hitap etmek durumunda olduğu toplumun hayal gü­cüyle öylesine derinden yoğrulmuştu ki, Hz. Süleyman'ın ola­ğanüstü gücünden ve hikmetinden söz eden bu efsanevî hikayeler zaman içinde başlı başına kültürel bir gerçeklik, bir ifade ve üslup özelliği kazanmış ve bunun için de Kur'an'da verilmek istenen belli ahlakî gerçeklerin temsîlî olarak yansıtıl­ması için başvurulabilecek son derece uygun ifade araçları ya da ifade birimleri hâline gelmişlerdir. Bunun içindir ki Kur'an, bunların efsanevî mahiyetlerini doğrulamak ya da yalanlamak yönünde konu dışı bir değerlendirme ortaya koymadan, onla­rı, insanın sahip olabileceği her türlü gücün ve ihtişamın ni­haî kaynağının Allah olduğu, bazen mucizevî sınırlara varsa bile, beşerî hüner ve dehânın ulaşabildiği tüm başarıların Allah'ın üstün yaratma gücünün tezahüründen ibaret oldu­ğu fikrini etkileyici bir biçimde ortaya koymak için bir fon, bir üslup ve ifade aracı olarak kullanılmaktadır.’’ (3) 

Görüldüğü gibi Esed bu pasajda Kur'an kıssalarındaki irrasyonel ifade birimlerinin te'vil yoluyla pekala rasyonel­leştirebileceğini;

 

_________________________

(3)Esed, a.g.e., s. 660-661, 77. not. Yine Esed'e göre Ashâb-ı Kehf (mağara arkadaş­ları) kıssası da, aslında Yahudi ve Hıristiyan kaynaklı bir menkıbe olup Kur'an'ın bu menkıbeyi tamamen temsîlî bir anlamda, yani Allah'ın insanda ölümü (yahut "uykuyu), ölümden sonra kalkışı (yahut "uyanış"ı) geerçekleştirmesini ve bu arada insanları dinlerinin safiyetini korumak için günah ve kötülükle dolu bir dünyayı terk etmeye sevkeden dinî hassasiyeti yansıtan ve nihayet Allah'ın böyle bir ima­nı, zamanı ve ölüm olgusunu aşan manevî/ruhanî bir uyanma bahşederek nasıl ödüllendirildiğini dile getiren bir temsîl olarak zikrettiği bir gerçektir (bk. Esed, a.g.e., s. 586-587, 7. not).

 

ama bunu yapmaya gerek olmadığını söy­lemektedir. Niçin gerek yoktur; çünkü kıssalar zaten tarihsel ve olgusal bir değer içermemektedir; dolayısıyla rasyonelleşme çabası da nafiledir.

Ne var ki Esed bazı kıssalardaki irrasyonel ifadeleri rasyonelleştirme çabası içine girmiş ve böylece telifi gayr-i kabil bir tutarsızlık sergilemiştir. Sözgelimi, Esed, "Bunun üzerine Musa'ya: 'Asanla denize vur!' diye vahyettik. (Musa söyleneni yapınca) deniz ortadan yarıldı; öyle ki, açılan yolun her iki ya­nında sular koca dağlar gibi yükseldi" mealindeki Şuarâ 26/ 63. âyetle başlayan pasajda anlatılan Kızıldeniz'i geçme mucizesini şöyle izah etmiştir:

"Tevrat'taki muhtelif atıflara bakılacak olursa (özellikle Çıkış xiv, 2 ve 9), Kızıldeniz'i geçme mucizesi, bu denizin bu­gün Süveyş Kanalı olarak bilinen kuzeybatı ucunda vuku bul­duğu anlaşılmaktadır. Kıssanın geçtiği çağlarda burası şimdi­ki kadar derin değildi ve bazı bakımlardan Kuzey Denizi'nin ana kıtayla Frisian adaları arasında kalan sığ bölümü gibiydi; yüksek cezir (geri çekilme) hallerinde bu gibi yerlerde sığ böl­geler çıplak kalmakta ve geçici olarak geçilebilir hale gelmek­te; ama bu durumdayken, anî ve şiddetli bir med dalgasıyla bütünüyle sulara gömülmektedir.’’ (4)

Bu noktada Esed'in, aynı asâ ile vurulan kayadan on iki kaynak fışkırmasına (Bakara, 2/60) dair hiçbir izah getirmemiş olmasının neden ve niçini gerçekten merak konusudur. Bu konuyla ilgili bir diğer merak konusu da, Kur'an kıssalarını hangi kıstaslara göre efsânevî ve tarihî olarak kategorize et­memiz gerektiğidir.

 

__________________________

(4) Esed, a.g.e., s.747-748, 35. not.

  

_________________________________________

Kur’an Düşmanı ve Tahrifatçısı : M. ESED

 
 

Necmettin Erbakan İsrail ile Kaç Askeri Antlaşma imzaladı?

Necmettin Erbakan İsrail ile Kaç Askeri Antlaşma imzaladı?