Çarpık ve Lakayt Bir Anlayış
Türkçe'ye ilk çevrildiği günden bu güne (1996-2002) edi baskı yapan Kur'an Mesajı üzerinde bir-iki istisna dışında akademisyenler ve ilim adamları tarafından ciddi bir eğerlendirmenin yapılmaması, vurdumduymazlık sergilenmesi, samimi müslümanları hayrete düşürdüğü gibi, İsa’nın, Kur'an'ın geleceği ile ilgili endişeleri de artırıyor.
Son baskısı tek cilt haline getirilen 1375 sayfalık bu itap, basıldığı süre içinde, bir gazete tarafından verilen 'amazan ilavesiyle birlikte hayli yaygın hale gelmiş durumdadır. Karşılaştığınız, azıcık sohbet imkanı bulduğunuz enlelektüel bir müslümanın sizden ilk öğrenmek istediği seyirden birisi, Kuran Mesajım okuyup okumadığınızdır.
Ben okudum. Hem de eleştirel bir gözle dikkatlice okudum. Sayın Prof. Dr. Ahmet Akgündüz de, kendi ifadesiyle eleştirel bir gözle okuyup bu kitapla ilgili bir de rapor yazmıştır. Sayın Prof. Dr. Suat Yıldırım da bu konu ile akından ilgilenmekte ciddi makaleler yazmaktadır. Ayrıca bu kitabın yazılmasıyla ilgili ilgi çekici bilgilere de ulaştım.
Bu tefsiri meal, merkezi Mekke'de olan Rabıtatü'l-Âlemi'l-İslâm tarafından M. Esed'e, yazılmak üzere sipariş ediliyor. İlk cildi Cenevre'de basılıyor. Rabıta, Nedvî'nin, sekreterinin ve merhum Hasan Hasanü'l-Bennan'ın damadı Dr. Said Ramazan'ın da içinde bulunduğu sekiz kişilik bir heyeti bu kitabı inceleyip duyurmak ve Avrupa'da dağıtımını sağlamak üzere görevlendiriyor. Heyet, inceleme sonucu, bu kitabın yayılmaması, müslümanlara dağıtılmaması sonucuna varıyor ve basılan 100.000 adet kitabı hamur olmak üzere kağıt fabrikasına gönderiyorlar. Bunun için M. Esed'e ödenen paranın da geri istenmemesine karar veriyorlar. İslâmî bir kuruluş olan Rabıta'nın basmaktan vazgeçtiği bu kitabı M. Esed Darü'l-Endülüs'te basma yoluna gidiyor. Bu hadisenin, bütün safahati ile birlikte görgü şahidi sayın Doç. Dr. Mustafa Bilge bu yazdıklarımızı te'yide her an hazırdır.
Bu kitap ile ilgili, bu hadiseyi olmamış sayarak, dikkatimizi kitap ve yazarı üzerine odaklaştırdığımız zaman bu konuda uzman olan herkesin müşahede edebileceği hataları, bu hataların yapacağı tahribatı net bir şekilde görebiliriz.
1. Sevenlerince ciddi bir ilim adamı gibi gösterilen kırık-dökük bir eğitime dayalı bilgileriyle M. Esed âyetleri yanlış anlayarak, Kur'an'ın bütünlüğünü bozmuş, şahsî, indî fikirlerini Kur'an metnine, Kur'an metnini de dipnota indirmiştir. Bununla da kalmamış, geçmiş ulemayı cahil ve gülünç olmakla itham etmiştir.
Birinci cildin 21-22. sayfalarındaki Bakara 73. âyetin metni ve dipnotu bunun açık delilidir.
"Idribûhü bi-ba'dıhâ" ifadesini doğru anlayamadığı, belki de doğru anlamak istemediği için abu prensibi bu gibi çözümlenmemiş cinayet olaylarına da uygulayın" mânası vermiştir. Tabi bu cümleye yanlış mânâ verince de "kezâ-like"nin ve "yuhyi'llâhü'l-mevtâ''nın içinden çıkamamış oraya da bir şeyler uydurmak mecburiyetinde kalmıştır. Fasih Arapça bilen akıllı-deli 500 insan toplasanız M. Esed'in verdiği mânâyı vermez. Bakara 72. âyetin son cümlesindeki siz zamirinden Hz. Musa şeriatındaki kolektif sorumluluğu çıkarmak (c. I, s. 22, dipnot 56), sonra 73. âyetteki gaib zamirini Musa şeraitindeki, Tevrat'taki bu prensibe göndermek kasıtlı değilse eğer, hayali bir kurgudur. İlim ile ciddiyetle alâkası olmayan bir yakıştırmadır. Ben söyledim, doğrudur mantığıdır. Burada üzerinde durulması gereken bir nokta daha var: Kur'an'daki 72-73. âyetlerde anlatılanlar, Tevrat'ta (Tesniye 21/1-9) da anlatıldığı halde, bu zat buradaki ifadeleriyle, hem Kur'an'ı hem de Tevrat'ı tahrife yönelik anlayışlar sergilemektedir. M. Esed'in dipnotlarında, "âyetin lügat mânâsı, her ne kadar böyle ise de" dediği bütün âyetlerde bu tür yanlışları görmek mümkündür.
Bu sebeple asıl gülünç olması gereken M. Esed olmakla birlikte biz ona "gülünç oluyorsun" demeyeceğiz. O'nun geçmiş ulemaya alaylı bir tavırla ithama hakkının ve haddinin olmadığını belirtmekle yetineceğiz.
Kur'an'ın mânâ bütünlüğünü bozması sadedinde verebileceğimiz bir örnek Bakara 62. âyet, bu âyetle ilgili 50 ve bununla irtibatlandırdığı 92 numaralı dipnottur. Vakıa bu âyeti boyla anlamada yalnız değildir (Prof. Dr. Ateş, Prof. Dr. Bayraklı ve M. Hoffman da bu anlayışın ateşli savunucularıdır).
Yüce kitabımız, Kıyame 18, Kasas 51, Ra'd 21'de Kur'an'ın mânâ bütünlüğüne riayetten bahsetmektedir. Bakara 27, Ra'd 25'te de mânâ bütünlüğünü bozanları fâşıklıkla damgalamaktadır. Bakara 62. âyet Kur'an'ın bütünlüğü içinde Nisa 123, 124, 136, 150, 152, Bakara 137, 177, Tevbe 80, 84, Mü'minûn 36, Fetih 13 ve benzeri âyetlerle Mâide 68. âyetleri, birlikte düşünüldüğü zaman, âyetin içindeki "men" şart edatının cümleye kazandırdığı mânâ gözönüne alındığında M. Esed'in ve diğerlerinin anladığı anlamı yani herkes, din kabul ettiği hayatı yaşayıp sadece Allah'a ve âhiret'e iman etmekle ve yararlı işler yapmakla âhirette, kurtuluşunun mümkün olduğu anlaşılamaz. Üstelik Âl-i Imran 184'teki anlayışı da buradaki anlayışına zıttır. Ayrıca M. Esed, Razî'nin Tefsir-i Kebir'ini elek gibi eleyip, binlerce dipnotluk bilgi aldığı halde, üstadın bu âyet ile ilgili tefsirini görmezlikten gelmiş ve dipnotuna yazmamıştır. Bu demek oluyor ki kafasındaki, gönlündeki maksadın gerçekleşmesi uğruna diğer müsteşrikler gibi, işine gelmeyen açıklamaları almamıştır. Aynı şeyi sayın Prof. Dr. Ateş ve Prof. Dr. Bayraklı da yapmıştır.
2. Mucizeleri kabul etmediği için, mucizelerle ilgili âyetlere keyfine göre mânâ uydurmuştur. Kur'an'a şahsî indî düşüncelerini bulaştırmıştır. Âyetlere zorlama teviller yapmıştır. Âl-i İmran 49. âyetteki "tayr-kuş" kelimesini "kader" şeklinde te'vil etmiştir. "Ölülerin diriltilmesini" toplumun yeniden ihyası şeklinde anlamıştır. Bunlar lügate, eslâfın edebî Arapça'dan anladığı mânâlara uymadığı gibi Kur'an'ın bütünlüğünü de bozmaktadır. Nitekim Hz. İsa'nın kıyametin gerçekleşeceğinin ilmî delili olduğu ile ilgili âyeti (Zuhruf 61) temelsiz bırakmaktadır.
3. Kelimeleri lügatteki edebî mânâlarından ayırarak çarpıtmıştır. Nisa 24, Mü'minûn 6 âyetlerdeki "ev mâ meleket eymânüküm" ifadeleri çarpıtılmıştır. Buradaki ifadeyi hiçbir lügat "nikâh yoluyla sahip olunanlar" mânâsına almamıştır. Hele de "ev"e, "yani" mânâsı vermesi olacak iş değildir. Kur'an'da nikâhın geçtiği yerlerde, hemen akabinde kınanmamaktan bahsedilmemektedir, bahsedilmesi de abestir. Ama cariyelerle ilişki söz konusu olunca, kınanmamanın zikredilmesi bir zarurettir.
4. Yeminlere Arapça'da olmayan mânâlar verilmiştir (bk. Müddessir 32). M. Esed Araplar'a atalık, Arapça'ya kaynaklık etmektedir âdeta. Bu, üç-beş sene bedevîler arasında kalmakla Araplar'ın arasında okuduğunu anlayacak hale gelmekle kat edilecek mesafe olmadığı gibi, her şeyi ile oturmuş bir dille bu kadar oynamaya da hakkı yoktur. Üstelik kendisinin Arapça yazacak bir seviyeye ulaşmadığı eserlerini Arapça yazamamasından anlaşılmaktadır. Kalemi azıcık işleyen bir insan, doğruya da yanlışa da istediği kadar gerekçe bulabilir. Bu hasleti kötüye kullanmak kadar da gayri ahlâkî bir şey olamaz.
5. Bazı kavramlara keyfi mânâlar vererek, Kur'an âyetlerini istediği istikamette kullanma yolunu açmıştır. "Küfre-inkâra" "hakikati inkârda ısrar eden", "ehl-i kiptab"a "geçmiş vahyin izleyicileri" demek Kur'an'ın ifade etmek istediği mânâlara uymamaktadır. Küfür, Allah'ı inkâr, emirlerini inkâr, peygamberlerini meleklerini, kitaplarını, âhireti, hayır ve şerrin Allah'tan olduğunu inkâr, yani kulluk ve sorumluluk taahhütlerini örtbas ederek inkâr manasınadır. Bu mânânın içinde imanın aslîliği, küfrün arıziliği de zımnen kastedilerek ifade edilmektedir. Kâinatta binlerce
hakikat sınıfında değerlendirilecek varlık ve oluş vardır. Kur'an-ı Kerim bir felsefe kitabı olmadığı için de küfrü, mîsak âyetlerini dikkate alarak, Allah'ı ve Allah'a imanın gerektirdiklerini inkâr ile sınırlamak en doğru olanıdır. "Geçmiş vahyin izleyicileri" ise daha karmaşık sorunlar doğuracak bir anlayıştır. Edebî Arapça'da böyle mânâ vermek mümkün değildir. Ehl-i kitap, kitaplarında tahrifat yapmıştır, kitap tahrifatını vahiy tahrifatı şeklinde söylemek de vahiyde tahrifat yapmak da mümkün değildir. Ama kitapta tahrifat yapmışlardır. Kitapta ilga da, lağv da söz konusu olabildiği halde vahiyde Allah'tan başkasının müdahalesi mümkün değildir. Geçmiş din sâliklerinin elindeki vahiy ürünleri hiçbir zaman asliyetinde, orijinal ve otantik şekliyle kalmamasına rağmen M. Esed'in geçmiş vahyin izleyicileri demek suretiyle ehl-i kitap dışındaki insanlara kitaplarındaki tahrifatı unutturma gayesini güttüğü anlaşılmaktadır.
6. Islâmi terimleri ortadan kaldırmıştır. Terimleri ibka edip, içeriklerini açarak yazabilecekken terimleri kaldırarak yazmayı tercih etmiştir. Uzman olmayan okurların geçmiş İslâmî kültürle irtibatını kesmek istediği gözüküyor. Müslümanın düşünme mekanizmasıyla oynamıştır. "Zekâta" bazen "karşılıksız yardım" bazen de "arındırın malî yükümlülük" diyerek asırlar boyu işlemiş bir mâlî düzeni allak bullak etmiştir. Diğer mâlî yükümlülüklerle karıştırmıştır.
7. Lügat mânâlarının dışına çıkarak yanlış tercihler yaparak Arapça kelimeleri keyfî mânâlandırmaya kalkmıştır. Tabi böyle mânâ vermeye kalkınca da, verdiği mânâlar arasında çelişkiler doğmuştur. Mesela Bakara 248. âyet ve bu âyet ile ilgili 239, 240 nolu dipnotlar okunduğunda bu çelişkileri görmek mümkündür. "Tabutla "kalp" mânâsı verince, maddî mirasın kalpte saklandığı gibi büyük bir hata işlenmiştir. Aynı meselenin Tevrat'ta da zikredildiğini bilmesine rağmen, yanlışında ısrar etmektedir. Kutsal kitaptaki ifadeleri kendi kalıpları içinde değil, kafasındaki kalıplar içine sokmaya çalışmaktadır. Adeta kutsal kitapta tahrifat yapmak hastalığına yakalanmış ruh hastaları gibi davranmaktadır.
8. En iyi anlayıp yazdığı sanılan "takva" sadece sorumluluk bilinci değil, iman, itaat, sorumluluk ve görev bilincidir. Kur'an'daki takva ile ilgili âyetler biraraya getirildiğinde böyle olduğu kendiliğinden gözükmektedir. Demek oluyor ki bunu da eksik yazmıştır.
9. Bakara 17de olduğu gibi müşebbehe, müşebbe-hün bihe, vech-i şebehe, burada kullanılan ism-i mevsule ve zamirlere riayet edilmemiştir. Ayet okunduğunda bu riayetsizlik görülecektir. Ayette anlatılmak istenenden bambaşka bir mânâ ortaya konmuştur.
10. Bakara 43. âyette olduğu gibi, bir taraftan maksadı anlatmayan, bir taraftan maksadı aşacak şekilde mânâlar tahrif edilerek verilmiştir. Doğru mânâ üzerinde durulmamıştır. Mefule itibar edilerek düzgün mânâ verilmemiştir.
11. Benzer ifadelere farklı mânâlar verilmiştir. Bakara 27, 83. âyetlerde bu farklılık görülebilir. "Mîsak"a ilk âyette yerleştirmek ikincisinde taahhüt almak mânâları verilmiştir.
12. Bakara 104, Nisa 46'daki benzer ifadelere âyette anlatılmak istenenlerle hiç ilgisi olmayan mânâlar verilmiştir.
Yani "râinâ" ve "unzurnâ" kelimelerinin anlatılmak istenenlerle hiç ilgisi yoktur.
13. Bakara 198'de "kemâ hedâküm" cümlesi doğru ifade edilmemiştir. "Size öğrettiği, gösterdiği şekilde" olması gerekirken "size doğru yolu gösteren bir ilâh olarak" tarzında mânâlandırılmıştır.
14. Bakara 257'deki "velî" kelimesine "yakın" mânâsı verilmiştir. Bu kelimeyi ifadede fevkalade yetersizdir.
15. Bakara 283'te emanet ile ilgili âyet emaneti ifade edecek şekilde mânâlandırılmamıştır.
16. Âl-i îmran 50'deki "mâ beyne yedeyye mine't-Tevrâti" ifadesi "Tevrat'tan günümüze kalan" şeklinde mânâlandırılmıştır. Bu ifade "önümdeki Kur'an'da Tevrat'tan nakledilenler" mânâsındadır. Müslümanlar Tevrat'tan günümüze kalanı değil Kur'an'da nakledilenleri tasdik edip, amel ederler.
17. M. Esed in İslâm ile sıkıntısı olduğundan her seferinde İslâm'ı örtecek ifadeler kullanıyor. Al-i İmran 85'te "İslâm'dan başka bir din" yerine "Allah'a teslimiyetten başka bir din" demek suretiyle bu çerçeve içine Yahudi ve Hıristiyan inançlarını da sokmak istemiştir. Esed gibi taze bir Müslüman müellif olan Murat Hoffman, bu düşüncelerini açık bir şekilde 3 Ocak 1999 tarihli Zaman Gazetesi'nin 15. sayfasındaki yazısında belirtmektedir. Zahirdeki İslâmî haline rağmen kalbindeki inancının farklı olduğu anlaşılıyor. Diğer âyetlerdeki anlayışları da bunu destekliyor (Bakara 62, Maide 48).
18. Mâide 15'teki "ya'fû an kesîr" ifadesi "çoğunu bağışlar" şeklinde mânâlandırılmıştır. Halbuki bu ifade "çoğunu da ilga eder, yürürlükten kaldırır" manasınadır.
19. Mâide 68'deki "ve mâ ünzile ileyküm min rabbiküm" ifadesi "Kitab-ı Mukaddes'in takipçilerine Rab'leri tarafından indirilen her şey" olarak mânâlandırılmıştır. Burada "Muhammed eliyle size indirilen Kuran âyetleri" manasınadır. Bu âyetin dipnotunda (dipnot 85) Râzfye atıfta bulunmuş onu da çarpıtarak yazmıştır. Râzî bu âyetin tefsirinde bir numaralı anlayış olarak, bunun Kur'an olmasının gerektiğini belirtmiştir.
20. Aynı cümleyi, Âl-i Imran 184'te bir türlü Fâtır mte başka türlü anlamıştır.
21. Bakara 14'teki gibi bazı terimleri (şeyâtîn) keyfî yorumlamış bu yaklaşımını da Ragıp Isfahânî'ye dayandırmaya kalkışmıştır. Halbuki Ragıp Isfahanı tam aksini söylemektedir (bk. Müfredat-ı elfâzı'l-Kur'ân, s. 454-455). Bunun Kur'an'a Kur'an'ın bütünlüğüne aykırı bir yorum olduğu Bakara 102, En'am 112-121, Saffât 65, Rahman 15. âyetleri okunduğu zaman görülecektir.
22. Hz. Muhammed s.a. ile tefsir edilmesi gereken ve eslâfımız bütün müfessirlerin Hz. Muhammed s.a. ile tefsir ettikleri âyetler (bk. Bakara 89, Âl-i İmran 90, 106, Beyyine 1, 3 vb.) M. Esed tarafından hem metinde, hem dipnotta sükût ile geçiştirilmesi yolu tercih edilmiştir. Sayısız tefsir karıştıran bu zatın, tefsirlerdeki bu yorumları görmemesi imkansızdır. Bunları sükût geçmesinin, müphem bırakmasının temelinde yatan gerçeği ise, Bakara 62 ve benzeri âyetlerdeki anlayışlarını bu âyetlerin nakzediyor olmasıdır. Buradan hareketle Kur'an Mesajında yaptığı hataların kasıtlı olduğu gerçeği ortaya çıkmaktadır.
23. Kur'an Mesajı'nda yer yer Kur'an âyetlerini Kitab-ı Mukaddes'teki benzer ifadeleri esas alarak çevirmiş ve bunu yaparken de âyetlerde ki ifadeyi hayli zorlamıştır. Kitabı okuyan her uzman, Kur'an ifadelerini zorladığını görecektir.
24. Kitabının önsözünde müslüman olmayanların Kur'an'ın "kaba, düz ve heyecansız" ifadelerle dolu olduğunu görebileceğini ifade etmiştir. Halbuki batılı bir müzik uzmanı olan Abdullah Gills Gilbert tam aksini söylüyor (bk. Aziz Kuran, s. 76-77). Dünyanın bütün dillerinde şiirde bir ritm mevcuttur. Hiçbir yerde düz yazıda ritm görülmemektedir. Kur'an bunun tek istisnasıdır. Öyle ki Kur'an okunurken Ö'ndan yalnız bir kelime değil kelimenin içinden tek bir harf bile çıkarılacak olursa bu tıpkı bir şiir dizesinde yapıldığında olduğu gibi kulak tırmalayıcı olur. Kur'an'ın zerafeti, şiiriyeti dost ve düşman müslüman, gayrimüslim herkesin takdirini toplarken M. Esed'in bu naklini anlamak mümkün değildir. Nitekim Gilbert Kur'an'ın mûsikisine, verdiği» heyecana âşık olarak Müslüman olmuştur.
25. M. Esed "Bir Kudüs Vizyonu" isimli makalesinde üç tek tanrılı semavi dinden bahsetmektedir. Eğer Kur'an'ın bütünlüğü konusunda ciddi bir anlama ve kavrama noktasına gelmiş olsaydı, üç dinin olmadığını Allah'tan gelen ve Allah katındaki tek makbul dinin İslâm olduğunu Kur'an'ın Yahudilik ve Hıristiyanlık'ı din kabul etmediğini, Kur'an'da geçen bu isimlerin vakıayı tespit sadedinde zikredildiğini açık bir surette görürdü (bk. Bakara 113, 135, Âl-i İmran 19, 67, 85 Mâide 3, 14, 68, Enam 125, Sâf 7, Hucurât 17, Tevbe 74, Yûsuf 101).
26. M. Esed İslâm'ın kendisine geceleyin eve patırtı gürültü çıkarmadan giren bir hırsız gibi geldiğini, artık açıklamak üzere evine girdiğini yazmaktadır. Bu ifade neza etsiz ve çirkin bir ifadedir. İslâm'ı kabullenmesini hâlâ hazmedemediğinin delilidir. Samimi bir müslümana da yakışmayacak beyanlardır.
27. M. Esed ile ilgili özel sayı çıkaran Uygar Dergisi 5. sayfada Esed, İslâm anarşisti bir müfessir olarak tanılmaktadır. Müfessirligi su götürür olmakla birlikte anarşistliği elhak doğrudur. İslâmî değerleri yıkmak İslâm dışı değerlere imkân tanımak için bilerek veya yanılarak Kur'an'ın tahrifinde hayli mesafe kat etmiştir. Doğru ve güzel şeyler yanında âyetlerin üçte birine yakınını tahrip ve tahrif etmesi, doğrularla yanlışların fevkalade iç içe bulunması sebebiyle doğrularının dahi uzmanlarınca ihtiyatlı okunması gerekmektedir.
İkinci bir dilden, İngilizce'den Kur'an meali tercüme eden mütercimlerin ve redaktörlerin amatör birer meal okuyucusu olmaktan öte uzmanlık vasıflarının olmaması ebebiyle mevcut hataların önüne geçilmediğini görüyoruz.
Kuran Mesajını inceleyen Prof. Dr. Ahmet Akgünüz, kitabın dörtte birinin hatalı olduğunu, Süleymaniye’de, Darrüzziyafe'de, kalabalık bir grubun huzurunda açık ir dille ifade etmiş;bu yanlışların kasıtlı yapılabileceği üzerinde durmuştur.
Bizim incelememize göre, Kur'an Mesajı'ndaki yanlışlar kitabın üçte birine yakındır. Doğrularla yanlışların ayıklanamayacak kadar iç içe olması sebebiyle okuyucumuzun sağ duyusunun meseleyi halledeceği kanaatindeyim.
Kur'an'ın Mantığını, Kur'an'ın Bütünlüğünü, Kur'an'ın Dilini Bozan, Ciddi Kaynaklara Hayali Atıflar Yapan
_________________________________________
Kur’an Düşmanı ve Tahrifatçısı : M. ESED