Şuanda 34 konuk çevrimiçi
Üyeler : 1
İçerik : 2321
İçerik Tıklama Görünümü : 116611
JoomlaWatch Stats 1.2.7 by Matej Koval

Countries

64.6% 
31.3% 
2.9% 
0.1% 
0.1% 
0.1% 
0.1% 
0% 
0% 

Visitors

Bu Gun  643
Dun  697
Bu Hafta  2000
Gecen Hafta  2126
Bu Ay  3283
Toplam  4569


Yazdır ePosta

Yüce Kur'an'ın Çağdaş Tefsiri'ndeki Hata Örnekleri

 

Süleyman Ateş, Tefsirinin VII/110-111. sayfala­rında "Bu âyetlerden de, Kur'an'da marife olarak kullanılan "el-kitab" ile daha önce Musa'ya ve ondan sonraki peygam­berlere verilmiş olan Tevrat ve eklerinin kastedildiği anla­şılmaktadır" düşüncesini ileri sürerek, Kuranı Tevrat'ın eki olarak nitelemeyi amaçlıyor.

 Bunu da Kur'an'ın bütün ola­rak indirilmediği, bölüm bölüm indirildiği daha sonra kitaplaştığı anlayışına dayandırıyor. Ateş'in kitap ile ilgili anlayı­şını eleştirirken, Kur'an'ın tamamına Kur'an dendiği gibi, bir âyetine de Kur'an denildiğini; 114 sûrenin teşkil ettiği, bir Mushaf içinde toplandığı yazılı kâğıtlara kitap dendiği gibi, bir sayfa içindeki bir veya birkaç âyete de Arabın ki­tap dediği herkesin malumudur. Süleyman Ateş bunu tef­sirinde belirttiği için öncelikle de onun malumudur. Tefsi­rinde çelişen bölümler, iç dünyasındaki çelişkilere aynalık etmektedir. Secde 32/23. âyette geçen "kitap" kutsal ki­tap manasınadır. Hz. Muhammed s.a'in de böyle kutsal bir kitabı olacağından şüphe etmemesi kendisine hatırlatıl­maktadır. Netice itibariyle Tevrat da, İncil de, Zebur da, Kur'an da birer kutsal kitaptır. Ama Ateş Levh-i Mahfuzu da, Kuranda geçen Kuran kelimesini de Tevrat olarak an­layacak kadar takıntılı ve kafası karışıktır. Kasıtlı demeye dilim varmıyor. Şûra 42/13 de Nuh a.s. a İbrahim a.s.'a, Musa a.s’a, İsa a.s.'a şeriat olarak verilenlere, Hz. Mu­hammed s.a.'e vahyedilenler eklenerek Hz. Muhammed s.a.'in şeriatı, yani Kuran meydana gelmiştir. Yine Al-i İmrân 3/23, Nisa 4/44 ve 51. âyetlerde ehl-i kitaba, yani Yahudilerden ve Hıristiyanlardan, asıl, mükemmel, kutsal kitaptan bir pay, bir bölüm verilenler diye bahsediliyor. Asıl kutsal kitaba, kâmil ve mükemmel kitaba. Kurana davet ediliyorlar. Ve yine Mâide 5/3 de, Hacda Araf atta, inen âyette dininizi tamamladım buyuruluyor. Bunlar Kuranı de­liller. Bunların yanında Vakıaya dayalı mantıkî deliller var­dır. Allah'ın görevlendirdiği peygamberler silsilesi içinde, bir sonraki peygamber ya bir önceki peygamberin şeriatıyla amel etmiş veya, önceki peygamberin şeriatından bazı hükümler ilga edilerek bazı hükümler tadil edilerek ve yeni hükümler vahyedilerek yeni şeriat ihdas edilmiş bu şeraitle amel edilmiştir, (bk. Kur'an-ı Kerim, 2/185. 5/15, 7/157, 42/ 13). Aslında siz bunları göremeyecek, anlayamayacak nite­likte biri değilsiniz. Çarpıtarak anlamaktaki ısrarınızın se­bebini herkesin merak ettiği gibi, ben de merak ediyorum.

2. Ehl-i kitap ile ilgili "küfür-kâfir" kelimesinin geçtiği erlerde, inkâr etmeyi ve inkâr edenleri nankörlük etmeye ve nanköre çevirmişsiniz (bk. Kur'an-ı Kerim 2/105, 98/1). Küfür kelimesi nankör mânasına geldiği gibi inkâr etme mânasına da gelmektedir. Kur’an-ı Kerim'de içinde ehl-i kitab ile ilgili "küfür" âyetlerin siyakına sibakına baktığımız zaman, bunların inkâr etme mânasına geldiğini göre göre nankörlük etme mânasını mutlaka yüzün kızararak vermiş olmalısın. Diyelim ki kâfir ve inkârı nanköre çevirdin, ehl-i ile ilgili şirki ve müşriği ne yapacaksın. Sen böyle yaparak sadece Allah'ın kitabında tahrifat yapmıyorsun. Doğru yolu bulma meyli olan ehl-i kitaba da kötülük ediyorsun. Onların İslâm'a girmesini engelliyorsun.

3. Ankebût 29/54'te Hz. Muhammed s.a’e usana vahyedilen kitabı oku" âyetinde ayan beyan Kur'an olarak anlaşılması gereken kitabı Tevrat olarak yorumlaman ne­yin nesi? Bu kitabı indiren Allah indirdiği kitaba Kur'an di­yor. Haşa Allah ile birlikte mi kompoze ettiniz ki, onun Kur'an buyurduğuna sen Tevrat diyorsun? Oku diye hitap edilen Hz. Muhammed s.a. Hz. Musa a.s. mı ki, oradaki kitaba Tevrat diyorsun? Eğer adlarını bildiğimiz kutsal ki­taplara, geçmişteki birinin adını vermeniz gerekirse Hz. Nuh'a s.a.'e veya Hz. İbrahim a.s.'a indirilen kitap veya sayfaların adını vermeniz gerekirdi. İnsan oğlunun böyle bir tasarrufta bulunmaya hakkı olmadığına göre, sen ne hakla. Kurana Tevrat, Kur'an mânasına gelen kitaba Tevrat di­yorsun?

4. Yüce Kuranın Çağdaş Tefsiri 111/33'te Mâide 5/ 68. âyetin tefsirinde ehl-i kitaba, yani Yahudilere ve Hıristiyanlara mutlaka kendi dinlerinden ayrılıp Müslüman ol­maları şart değildir, diyorsunuz. Hem de Allah'ın onların ya­şadığı hayatı din kabul etmediğini kazıyye-i muhkeme ha­linde söylediği bir âyette bunu söylüyorsunuz. Eline geçirdi­ği silahla gelişi güzel ateş edip etrafındakileri yaralayan in­sanın haline benziyor haliniz.

5. Bakara 2/62 ve Mâide 5/69 âyetlerindeki "Allaha iman ederse" deki şart edatı, diğer şart edatları gibi şarttan önceki öznelerin halini tebdil ve tağyir eder. Yani âyetteki Yahudi ve Hıristiyan, Yahudiliği ve Hıristiyanlığı terk ede­rek, onlardan sıyrılarak Allah'a iman ederse mânasını içe­rir. Bu durumda, dinleri dediğiniz şeylerde kalmaları müm­kün mü? Bakara 2/113'te, Yahudileri ve Hıristiyanları bir­birlerine şahit tutarak, kendilerine, hiçbir dinî temele da­yanmadıklarını tescil ettiriyor. Sen nasıl bunlara mutlaka dinlerinden ayrılıp Müslüman olmaları şart değildir, dersin.

Dininizde kalmanızda mahzur yok diye muhatap ka­bul ettiğiniz insanların dini ve bu gün fiilî ve hukukî adları Yahudilik ve Hıristiyanlıktır. Allah Teala Yahudilik ve Hıristiyanlık diye bir din göndermiş midir? Hz. Musa a.s.'ın ve z. İsa a.s.'ın tebliğ ile görevli olduğu dinin adı İslâm'dan şka bir şey midir?

Süleyman Ateş saçmalıyor. Allah Teala 68. âyette nların hiçbir dinî temele dayanmadığını kesin olarak ifade ttikten sonra, bir din sahibi sayılmalarını iki önemli şarta ağlıyor. Biri ellerindeki Tevrat ve İncil'in hükümlerini açıka ortaya koyup uygulamak. Diğeri de, bütün insanlığa indirilen Kur'an hükümlerini uygulamak. Bunları yerine getirdikleri sürece ehl-i kitabın hiçbir dinî temele dayanmadıklarını açık-seçik beyan ediyor. Tevrat ve İncil'de insanlara duyurulması ve yerine getirilmesi gereken hükümlerle, kur'an'daki emir ve hükümlerin uygulanması halinde ehl-i kitabın din mensubu sayılacağını ifade eden âyetten, "ehl-i itabın kendi dinlerinden ayrılıp Müslüman olmaları şart eğildir" hüküm nasıl çıkar? Bu âyetten böyle bir hüküm ıkaran kafa tedaviye muhtaç bir kafadır. Böyle bir kafanın değil tefsir yazmasına, babasının bakkal defterini karıştırmasına müsaade edilmez, hacir altına alınması gerekir.

6. Ankebût 29/46. âyetin tefsirinde, İslâm'ı, Yahu­diliği, Hıristiyanlığı kastederek üçü de hak ve eşit dindir, hangisine tâbi olsanız olur, diyorsunuz. İslâm dışında din saydıklarının Kur'an'a göre hak dini olmakla da, din olmak­la da ilgilerinin olmadığını umuyorum izah ettim. Diyelim ki, bunlar Hz. Musa a.s. ve Hz. İsa a.s. ile irtibatı kesilme­yen kitapları hiç değişikliğe uğratılmadan korunmuş birer din bile olsalar, farklı şeriatları tebliğ eden iki peygamberin aynı anda görevli olmasının adetullaha aykırı olduğunu siz de biliyorsunuz. Hele de, şeriatının bir kısmı ilga edilmiş, bir kısmı tadil edilmiş, kitabı ortadan kalkmış bir peygam­bere tâbi olmak mümkün müdür? Kur'an'ın bir kısım âyet­lerinden, ehl-i kitaba yani Yahudiliğe ve Hıristiyanlığa im­tiyazlar çıkaran mânalar verirken, onların aff-ı ilâhiye mazhar olabilmeleri için Hz. Muhammed s.a.'e imana ve getir­diği şeraite bağlanmaya davet edildiklerini bilmiyor mu­sun? (bk. Kur an-ı Kerim, 57/28, 2/137).

Allah Yahudilerin ve Hıristiyanların kurtuluşa erebilmeleri için Bakara 2/62, Mâide 5/69'da Allah'a ve âhirete iman ile birlikte, amel-i Salih işleme şartını koyuyor. Amel-i salihin yanlış hatırlamıyorsam eğer sadece Kuranı bir te­rim olduğunu birçok mânasının yanında iyi niyet ve amaç­larla İslâm esaslarını ve İslâmî düzeni hayata geçirmek mâ­nasına geldiği esasını dikkate alırsak, Yahudiler ve Hıristi­yanlar nasıl dinlerinde kalarak Müslüman olabilirler? Baka­ra 2/62, Mâide 5/69'dan onlara imtiyaz çıkmayacağını bilmem anlatabildim mi? Bakara 2/137'de, sizin iman ettiğiniz esasların aynına iman ederlerse şartının varlığı, kimseye imtiyazlı muamele yapılamayacağının açık Kur'â’nî delilidir.

7. Mâide 5/47'de, 'İncil sahipleri Allahın onda indirdiğiyle hükmetsinler" şeklinde verdiğin anlam âyetteki mevcut ifadeye uygun değildir. Ayette "hüküm"den türe­yen fiil "be" harfi cerri ile kullanıldığı zaman "kadâ" mânası­na gelir. Bu durumda âyetteki mâna "İncil ehli İncil'deki hükmü yerine getirsin" manasınadır. Bu hüküm Hz. Mu­hammed s.a.'in hak peygamber olduğunun tasdiki ile ilgili hükümdür. Bu âyetin Arapça yapısı, İncil'in halen yürürlük­te olduğu ve İncil'deki hükümlere amel edilmesi gerektiği mânasına kesinlikle gelmez. Çoğu ilga edilmiş bir kısmı

lutulmuş (bk. Kur'an-ı Kerim 5/13-15) bir kitabın bütününe amil bir hüküm verilemez, verilmemiştir de.

8. Süleyman Ateş saçmalıklarını gazete köşelerine de taşımış vaziyettedir. Mâide 5/47 yi vatan gazetesinin 20.06.2005 günleri sayısında yazdığı gibi, Tevrat ve İncil'­de tahrifat olmadığını da İbn Haldun'u şahit göstererek ifa­de etmektedir.

Kur'an'ın metni ortada sapasağlam dururken itibar edilecek ölçü Kur'an metni ve Kur'an ifadeleridir, İbn Hal­dun değil. Biz kendi anlayışımızdan o da kendi anlayışın­dan sorumludur. Kur'an-ı Kerim'de 11'e yakın âyette Tev­rat ve İncil'in tahrif edildiği (bk. Kur'an-ı Kerim 4/46, 5/13, U), tahrifin lafızların, kelimelerin değiştirilmesi ve mâna ahrifatıyla gerçekleştiği tahrifin yazılı hale getirildiği (Kur­'an-ı Kerim 2/79) açıkça zikredilirken, bunları yok saymak ve mantık işi değildir. Bunları yok sayanları muhatap *lmak da doğru değildir.

9. Mâide 5/48 ve benzeri yerlerde "sana da kendin­den önceki kitabı doğrulayıcı" diye anlamlandırılan ifadeler ayetteki mânayı da, vakayı da yansıtmıyor. Buradaki ifa­deye

benzer ifadeler "geçmiş kitaplardan Kur'an'da nakle­dilenleri tasdik" manasınadır. Bizim geçmiş kitapların ta­mamını tasdik etmemiz mümkün değildir. Geçmiş kitapla­rın mülga hükümlerini tasdik mükellefiyetimiz yoktur. Pey­gamberlere indirildiği şekliyle geçmiş kitaplara iman mü­kellefiyetimiz vardır. Geçmiş kitaplardan yürürlükte olan hükümleri tasdik mükellefiyetimiz sözkonusudur.

10. Ayrıca Ahkaf 46/12'ye "Bu da Arap diliyle indi­rilmiş, kendilerinden önceki kitapları doğrulayan" şeklinde verilen mâna âyetteki ifadeye kesinlikle aykırıdır. Ayetteki ifade "Bu kitap, Arapça konuşan peygamberi tasdik eden bir kitaptır" şeklinde anlamaya müsaittir.

Kuran ile geçmiş şeriatlar arasındaki umumi tasdik, geçmiş şeriatların tadil ve neshe uğramayan usul ve esasla­rıyla ilgili kısımlarıdır, bütünü değildir.

11. 20.06.2005 tarihli vatan gazetesinde, Özden Tok'un suallerine verdiği cevaplarda Süleyman Ateş "Ayrı­ca Kuran Tevrat bağlılarının Tevrat'ın, İncil sahiplerinin de İncil'in hükümlerini uygulamalarını, kitaplarının hükümleri­ni uygulayanların mutluluk bolluk ve bereket içinde yaşatı­lacaklarını, kitaplarının hükümleri uyarınca giden kitap eh­linin de cennete gideceğini bildirmektedir" diyor. Ateş'in burada zikrettiği birinci ve üçüncü konuları daha önce irde­ledik. İkinci konuya gelince, Süleyman Ateş burada ölçüyü tartıyı bozmakla kalmamış, müslümanı manüple etme yo­lunu da deniyor. Burada bahse konu ettiği âyetler Mâide 5/65 ve 66. âyetlerdir. 65. âyette ehl-i kitabın iman edip, İslâm'ın bütün emir ve nehiylerini yerine getirmeleri halin­de günahlarının affedileceği ve cennete konulacağı ifade ediliyor. 66. âyette ise, Tevrat ve İncil'in hükümlerinin açıkça ifade edilerek uygulanması, kendilerinin de muhatabı olduğu, indirilen Kuranı uygulamaları halinde bolluk ve berekete kavuşacakları söyleniyor. Kuranda açıklanan­la, Ateşin soruya cevabı içinde ifade ettikleri arasında cid­di farklılıklar var. Ayrıca kendisi, Yüce Kuranın çağdaş Tefsirinde, gazetedeki beyanından farklı yorumlar yapı­yor. Bu gayriciddilik Ateşin ilim disiplininden uzak olduğunu gösteriyor.

Süleyman Ateş, peygamberlerin günahtan korunmuşluğu üzerinde Kur'an'ın bütününe ve ehl-i sünnete aykırı yorumlar yapıyor, (bk. Çağdaşlık mı, İnhiraf mı? s. 329).

Süleyman Ateş ibra ettiği kâfir ve müşriklere cennet parsellemek için cehennem azabının ebediliği konusunda da hatalı anlayışlar sergilemiştir (a.g.e., s. 33-56).

Kur'an-ı Kerim'in kimin kelâmı olduğu konusunda zırvalamıştır (a.g.e., s. 61-74).

Şefaat hakkıyla ilgili de Kur'an'ın bütünlüğüne ehl-i sünnetin anlayışına aykırı anlayışlar ve yorumlar serdetmiş- (a.g.e., s. 77-118).

Ehl-i kitap ile ilgili zırvaları "Türkü Hıristiyanlaştırma, slâm) Tasfiye Taşeronlarına Diyalogculara Kur'an Dersi" itabımızda detayıyla görülebilir.

Ayakların yıkanması konusunda şianın fikirlerini ilti­zam etmiştir (a.g.e., s. 209-224).

Rasulullah s.a.'in gayb bilgisi, selefle alâkalı mütâlaa-sahabe ile ilgili görüşleri, ayıklanmaya, tashihe muhtaçtır (a.g.e., s. 233-323).

Süleyman Ateş’in yazdığı 12 ciltlik tefsire en az 6 cilt­lik eleştiri yazılması gerekir. Ateş Kur'an'ı anlamaya değil bozmaya çalışmış. Kuranın mantığıyla oynayarak mantı­ğını alttüst etmiş.

Süleyman Ateş'in tefsirinin tenkidi ile ilgili biraz daha detaylı bilgi edinmek isteyen Kaynak A.Ş.'in neşrettiği ki­taba (Çağdaşlık mı, inhiraf mı? Yılmaz Yiğit, Mehmet Ergene, İzmir 1994) bakabilir.

  

_________________________________________

Kur’an Düşmanı ve Tahrifatçısı : SÜLEYMAN ATEŞ

 
 

Necmettin Erbakan İsrail ile Kaç Askeri Antlaşma imzaladı?

Necmettin Erbakan İsrail ile Kaç Askeri Antlaşma imzaladı?