Şuanda 31 konuk çevrimiçi
Üyeler : 1
İçerik : 2311
İçerik Tıklama Görünümü : 116564
JoomlaWatch Stats 1.2.7 by Matej Koval

Countries

64.6% 
31.4% 
2.9% 
0.1% 
0.1% 
0.1% 
0.1% 
0% 
0% 

Visitors

Bu Gun  626
Dun  697
Bu Hafta  1983
Gecen Hafta  2126
Bu Ay  3266
Toplam  4552


Yazdır ePosta

Kur'an ve Levh-i Mahfuz ile İlgili Yorumu

 

Süleyman Ateş Bakara 2, Al-i İmran 3, Fâtır 32 âyetlerindeki "el-kitab" kelimesini Tevrat (ve İncil), Fâtır 32'deki "seçilmiş ümmet" ifadesini de İsrâiloğulları olarak anlamakta, Kur'an'ı te'yit eder gibi bir fikirle hareket ettiği intibaını verirken, Tevrat'ın ve İncil'in meşrâluğunu ve sıhatini ortaya koymaktadır.

 

Bu zât, Bürûc 21 ve Vakıa 77'deki "Kur'an" ifadele­rini de, "okunan bir kitap" mânâsına alarak Tevrat olarak anlamlandırmakta; Bürûc 22'deki "levh-i mahfuz"u koru­nan Tevrat levhaları olduğu yorumunu yapmakta ve şöyle demektedir:

"Ancak bizim kesin kanaatimize göre, burada levh-i mahfuz ile kasıt Allah'ın o bilgi hazinesi değildir. Çünkü Al­lah'ın bilgi hazinesi maddî bir kitap olmaktan münezzehtir. Onun mahiyetini Allah'tan başka kimse bilmez. Burada okuma anlamına gelen Kur'an öğütünün; aslının korunmuş bir levhada yazılı bulunduğuna işaret edilmektedir. Vakıa sûresinin 77-79. âyetlerinde Hz. Muhammed'e gelen va­hiylerin saklı bir kitapta yazılı bulunan değerli bir okuma olduğu belirtilmiştir. Oradaki "kerim" buradaki "mecid"in, oradaki "kitab" buradaki "levlV'in, oradaki "meknun" bu­radaki "mahfuz"un karşılığıdır. Bunlar aynı anlamı veren değişik kelimelerdir (Süleyman Ateş, Yüce Kur'an m Çağdaş Tefsiri 10/402).

"Bize göre Kur'an'ın içinde bulunduğu tertemiz, de­ğerli, özenle saklanan sayfalar tahrife uğramamış olan Tev­rat sayfalarıdır. Bu husus bir çok âyette tasrih edilmiştir" (Süleyman Ateş, Yüce Kur'an'ın Çağdaş Tefsiri 10/323).

"Demek ki levh-i mahfuzu Allah'ın bilgisinin ve sözle­rinin yazıldığı bir tahta biçiminde tefsir etmek ve bu konu­da tahminlere dayanan bir takım tasvirler yapmak tefsiri sadedinde bulunduğumuz âyetin içeriğine uygun değildir...

Suhufu mükerreme, levh-i mahfuz ve kitab-ı meknun aynıdır. Ve bununla kastedilen de Tevrat'ın aslı­dır." (Süleyman Ateş, Yüce Kur'an'ın Çağdaş Tefsiri 10/403).

Süleyman Ateş'in Vakıa, Abese ve Bürûc sûrelerindeki ve benzeri yerlerdeki tefsirleri, Kur'an ile Kur'an'ın bütünlüğü ile çelişki içindedir.

Allah Mâide 3. âyetinin içinde, "Bugün dininizi, şeria­tınızı kemâle erdirdim, olgunlaştırdım. Üzerinizdeki nime­timi, dinimi tamamladım. Liyakatinizden dolayı, hayatı­nızla içice din olarak, şeriat olarak, medeniyet olarak size İslâm'ı lâyık gördüm." buyururken; Al-i İmran 23, Nisa 44 ve 51. âyetlerinde de: "Kendilerine, bu mükemmel kutsal kitaptaki bir kısım bilgiler, kutsal kitaplarındaki bilgiler ve­rilen ehl-i kitap alimlerini görmüyor musun?..." buyuruluyor.

Bütünün parça içinde, tamın nakıs içinde saklanıp muhafazası mümkün mü hoca?

Şûra sûresi 12. âyette, "Allah Nuh'a tavsiye ettiği dini, sana vahyettiğimizi, İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya tav­siye ettiklerimizi size şeriat yaptı..." buyururken ortalama bir hesapla âyete bakarsak, İslâm şeriatının 1/5’ini

Hz.Musa'ya verilenler teşkil etmektedir. Allah'ın belirttiği sıra­ya göre bir hesaplama yaparsak, İslâm şeriatı içinde, Nuh'a, Hz. Muhammed'e ve Hz. İbrahim'e verilenlerin ço­ğunlukta olduğu anlaşılır. En iyimser düşünce ile Hz. Musa’ya verilenlerin, İsa'nın şeriatının yüzde onunu teşkil etti­ği görülür. 5/5'in, yüzde yüzün, 1/5 in veya yüzde onun inde muhafazası mümkün mü hoca?

Süleyman Ateş, kitab ile levh arasında, maddilik veya manelilik açısından fark nedir ki, kitaba yazılabilen Allah'ın bilgi hazinesi levhaya yazılmaktan münezzeh olsun? (Süleyman Ateş, Yüce Kur'an'ın Çağdaş Tefsiri 10/402). Bu yorumu ya­parken, Kur'an'ın insan mantığı ile inmiş ilâhî bir kelâm olduğunu unutmuş bir halin var. Allah, insanoğlu anlasın diye konuları, onun kullandığı kalıplarla ifade ediyor (bk. Zâriyat 23).

İmam-ı mübini, kitab-ı mübini "Tanrısal bilgi hazinesi" kabul ederken, levh-i mahfuzu "tanrısal bilgi hazinesi" kabule mani ne olabilir? Belki sadece kafanızdaki tahmindir.

Hem Bürûc'da, hem Vakıa sûresinde Kur'an nekre »larak kullanılmıştır. Nekre -belirsiz- olarak kullanılan keli­melerin sıfat aldıkları zaman marife -belirli- olacağını billeyenlerden olabilir misin? Sıfatla marifelik kazanan Kur­ttun lâm-ı tarif ile hem ma'rifelik hem mükemmellik ifade ettiğini de mi bilmiyorsun? Nekre kullanılan bu kelime­min içinde geçtiği kitabın Kur'an olduğu düşünülürse, "oku­man bir kitap" mânâsına da gelse bu kelime, Kur'an'dan âşka bir kitap için düşünülebilir mi? Hem Bürûc hem Vâkaa sûresinde mezkûr âyetlerden önceki âyetlere bakarsa­nız hitab edilen muhatap Hz. Muhammed ve müslümanlar­dır.

Hz. Muhammed'e hitabedilen yerde geçen ve nekre olarak kullanılan kitab ve Kur'an da olsa, onu başka bir ki­tap olarak anlamak mümkün mü?

Kur'an, daha önceki kitaplara ait bilgileri içerdiğini, mü'minlerin, peygamberlere indirilen kitaplara iman et­mesi, Kur'an'ın içerdiği bilgileri tasdik etmesi gerektiğini açık açık belirtiyor. Ayrıca, Mâide 15'te, ehl-i kitabın ki­taplarının çoğunun ilga edildiğinden, Araf 157'de, bir kı­sım hükümlerinin kaldırıldığından, Maide 14'te, kitabın bir kısmı unutulduğundan, Bakara 75, Maide 13 ve 41'de ki­taplarının tahrif edildiğinden, Bakara 79'da tahrifinin yazı­lı hale getirildiğinden bahsedilmektedir. Levh-i mahfuz eğer korunmuş Tevrat levhaları demekse, demek ki, koru­ma yapılmamış ki, tahrife uğramış, hatta tahrif yazılı hale getirilmiştir. Bu durumda Kur'an'a yalan beyanda bulunma isnadı yapmış olursun, hoca!

Eğer, nekre olarak geçen Kur'an Tevrat ve Levh-i Mahfuz senin ifadenle tanrısal bilgi hazinesi ise, Levh-i Mahfuz tahrife uğramış mânâsına gelir ki, bu da mümkün değildir.

Süleyman Ateş: "Vakıa SÛRESİNDEKİ  âyetlerin tefsirinde (Sü­leyman Ateş, Yüce Kur'an'ın Çağdaş Tefsiri 9/232-233) Ikrime: Kitab-ı meknun Tevrat ve İncil'dir, Kur'an onlarda zikredil­miştir" demektedir. Mücahid ve Katâde de aynı görüşte­dir. Biz Mücahid, Katâde ve İkrime'nin bu görüşüne katıl­dığımızı adı geçen âyetlerin tefsirinde belirtmiştik" (Süley­man Ateş, Yüce Kur'an'ın Çağdaş Tefsiri 10/403) diyor. Hz. Muhammed (s.a.) de, elinde Tevrat levhasıyia sevinerek gelen Ömer (r.a.)’e:

"- Ya Ömer bırak elindekini, pırıl pırıl bir delil olan Kur'an'ı getirmedim mi?" buyurmuştur.

İkrime, Mücahid ve Katâde'den nakil yaparak kendi­sini teyit etmesini bilen Ateş, acaba Hz. Muhammed (s.a.)in, hadisini niçin görmezlikten geliyor?

Eğer, böyle bir kaynaklık, o türlü bir muhafaza söz konusu olsaydı, Hz. Muhammed (s.a.)'in bunu bilmesi, hem Ömer'e hem ümmetine göstermesi gerekirdi.

Hz. Muhammed s.a.'in vahiy ile gelen bilgiler konu­sunda, cimri ve kıskanç olmadığına, zan altına bırakılma­yacağına Allah şahitlik etmektedir (bk. Tekvir/24).

Hulasa olarak diyebiliriz ki, Bürûc ve Vakıa sûrelerindeki "Kur'an" kelimesi, Tevrat değil, bizatihi Kur'an'ı ifa­de etmektedir. Levh-i mahfuz da Tevrat'ın korunduğu lev­halar değil, Allah'a ait bilgi hazinesidir.

Eğer bu zât, aklı başında ve kimseyle maddi-manevi bağı olmayan birisi ise, bu kadar safdillilik olmaz. Ve bu akılla Kur'an'a yaklaşılmaz. Eğer, yerli-yabancı bir kısım mahfillerle maddi-manevi bağı olan birisi ise, bu kadar bü­yük bir hıyanet ve ifsad olmaz. Yaptıkları şeytanî te'villerdir.

  

_________________________________________

Kur’an Düşmanı ve Tahrifatçısı : SÜLEYMAN ATEŞ

 
 

Necmettin Erbakan İsrail ile Kaç Askeri Antlaşma imzaladı?

Necmettin Erbakan İsrail ile Kaç Askeri Antlaşma imzaladı?