Kur'an ve Levh-i Mahfuz ile İlgili Yorumu
Süleyman Ateş Bakara 2, Al-i İmran 3, Fâtır 32 âyetlerindeki "el-kitab" kelimesini Tevrat (ve İncil), Fâtır 32'deki "seçilmiş ümmet" ifadesini de İsrâiloğulları olarak anlamakta, Kur'an'ı te'yit eder gibi bir fikirle hareket ettiği intibaını verirken, Tevrat'ın ve İncil'in meşrâluğunu ve sıhatini ortaya koymaktadır.
Bu zât, Bürûc 21 ve Vakıa 77'deki "Kur'an" ifadelerini de, "okunan bir kitap" mânâsına alarak Tevrat olarak anlamlandırmakta; Bürûc 22'deki "levh-i mahfuz"u korunan Tevrat levhaları olduğu yorumunu yapmakta ve şöyle demektedir:
"Ancak bizim kesin kanaatimize göre, burada levh-i mahfuz ile kasıt Allah'ın o bilgi hazinesi değildir. Çünkü Allah'ın bilgi hazinesi maddî bir kitap olmaktan münezzehtir. Onun mahiyetini Allah'tan başka kimse bilmez. Burada okuma anlamına gelen Kur'an öğütünün; aslının korunmuş bir levhada yazılı bulunduğuna işaret edilmektedir. Vakıa sûresinin 77-79. âyetlerinde Hz. Muhammed'e gelen vahiylerin saklı bir kitapta yazılı bulunan değerli bir okuma olduğu belirtilmiştir. Oradaki "kerim" buradaki "mecid"in, oradaki "kitab" buradaki "levlV'in, oradaki "meknun" buradaki "mahfuz"un karşılığıdır. Bunlar aynı anlamı veren değişik kelimelerdir (Süleyman Ateş, Yüce Kur'an m Çağdaş Tefsiri 10/402).
"Bize göre Kur'an'ın içinde bulunduğu tertemiz, değerli, özenle saklanan sayfalar tahrife uğramamış olan Tevrat sayfalarıdır. Bu husus bir çok âyette tasrih edilmiştir" (Süleyman Ateş, Yüce Kur'an'ın Çağdaş Tefsiri 10/323).
"Demek ki levh-i mahfuzu Allah'ın bilgisinin ve sözlerinin yazıldığı bir tahta biçiminde tefsir etmek ve bu konuda tahminlere dayanan bir takım tasvirler yapmak tefsiri sadedinde bulunduğumuz âyetin içeriğine uygun değildir...
Suhufu mükerreme, levh-i mahfuz ve kitab-ı meknun aynıdır. Ve bununla kastedilen de Tevrat'ın aslıdır." (Süleyman Ateş, Yüce Kur'an'ın Çağdaş Tefsiri 10/403).
Süleyman Ateş'in Vakıa, Abese ve Bürûc sûrelerindeki ve benzeri yerlerdeki tefsirleri, Kur'an ile Kur'an'ın bütünlüğü ile çelişki içindedir.
Allah Mâide 3. âyetinin içinde, "Bugün dininizi, şeriatınızı kemâle erdirdim, olgunlaştırdım. Üzerinizdeki nimetimi, dinimi tamamladım. Liyakatinizden dolayı, hayatınızla içice din olarak, şeriat olarak, medeniyet olarak size İslâm'ı lâyık gördüm." buyururken; Al-i İmran 23, Nisa 44 ve 51. âyetlerinde de: "Kendilerine, bu mükemmel kutsal kitaptaki bir kısım bilgiler, kutsal kitaplarındaki bilgiler verilen ehl-i kitap alimlerini görmüyor musun?..." buyuruluyor.
Bütünün parça içinde, tamın nakıs içinde saklanıp muhafazası mümkün mü hoca?
Şûra sûresi 12. âyette, "Allah Nuh'a tavsiye ettiği dini, sana vahyettiğimizi, İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya tavsiye ettiklerimizi size şeriat yaptı..." buyururken ortalama bir hesapla âyete bakarsak, İslâm şeriatının 1/5’ini
Hz.Musa'ya verilenler teşkil etmektedir. Allah'ın belirttiği sıraya göre bir hesaplama yaparsak, İslâm şeriatı içinde, Nuh'a, Hz. Muhammed'e ve Hz. İbrahim'e verilenlerin çoğunlukta olduğu anlaşılır. En iyimser düşünce ile Hz. Musa’ya verilenlerin, İsa'nın şeriatının yüzde onunu teşkil ettiği görülür. 5/5'in, yüzde yüzün, 1/5 in veya yüzde onun inde muhafazası mümkün mü hoca?
Süleyman Ateş, kitab ile levh arasında, maddilik veya manelilik açısından fark nedir ki, kitaba yazılabilen Allah'ın bilgi hazinesi levhaya yazılmaktan münezzeh olsun? (Süleyman Ateş, Yüce Kur'an'ın Çağdaş Tefsiri 10/402). Bu yorumu yaparken, Kur'an'ın insan mantığı ile inmiş ilâhî bir kelâm olduğunu unutmuş bir halin var. Allah, insanoğlu anlasın diye konuları, onun kullandığı kalıplarla ifade ediyor (bk. Zâriyat 23).
İmam-ı mübini, kitab-ı mübini "Tanrısal bilgi hazinesi" kabul ederken, levh-i mahfuzu "tanrısal bilgi hazinesi" kabule mani ne olabilir? Belki sadece kafanızdaki tahmindir.
Hem Bürûc'da, hem Vakıa sûresinde Kur'an nekre »larak kullanılmıştır. Nekre -belirsiz- olarak kullanılan kelimelerin sıfat aldıkları zaman marife -belirli- olacağını billeyenlerden olabilir misin? Sıfatla marifelik kazanan Kurttun lâm-ı tarif ile hem ma'rifelik hem mükemmellik ifade ettiğini de mi bilmiyorsun? Nekre kullanılan bu kelimemin içinde geçtiği kitabın Kur'an olduğu düşünülürse, "okuman bir kitap" mânâsına da gelse bu kelime, Kur'an'dan âşka bir kitap için düşünülebilir mi? Hem Bürûc hem Vâkaa sûresinde mezkûr âyetlerden önceki âyetlere bakarsanız hitab edilen muhatap Hz. Muhammed ve müslümanlardır.
Hz. Muhammed'e hitabedilen yerde geçen ve nekre olarak kullanılan kitab ve Kur'an da olsa, onu başka bir kitap olarak anlamak mümkün mü?
Kur'an, daha önceki kitaplara ait bilgileri içerdiğini, mü'minlerin, peygamberlere indirilen kitaplara iman etmesi, Kur'an'ın içerdiği bilgileri tasdik etmesi gerektiğini açık açık belirtiyor. Ayrıca, Mâide 15'te, ehl-i kitabın kitaplarının çoğunun ilga edildiğinden, Araf 157'de, bir kısım hükümlerinin kaldırıldığından, Maide 14'te, kitabın bir kısmı unutulduğundan, Bakara 75, Maide 13 ve 41'de kitaplarının tahrif edildiğinden, Bakara 79'da tahrifinin yazılı hale getirildiğinden bahsedilmektedir. Levh-i mahfuz eğer korunmuş Tevrat levhaları demekse, demek ki, koruma yapılmamış ki, tahrife uğramış, hatta tahrif yazılı hale getirilmiştir. Bu durumda Kur'an'a yalan beyanda bulunma isnadı yapmış olursun, hoca!
Eğer, nekre olarak geçen Kur'an Tevrat ve Levh-i Mahfuz senin ifadenle tanrısal bilgi hazinesi ise, Levh-i Mahfuz tahrife uğramış mânâsına gelir ki, bu da mümkün değildir.
Süleyman Ateş: "Vakıa SÛRESİNDEKİ âyetlerin tefsirinde (Süleyman Ateş, Yüce Kur'an'ın Çağdaş Tefsiri 9/232-233) Ikrime: Kitab-ı meknun Tevrat ve İncil'dir, Kur'an onlarda zikredilmiştir" demektedir. Mücahid ve Katâde de aynı görüştedir. Biz Mücahid, Katâde ve İkrime'nin bu görüşüne katıldığımızı adı geçen âyetlerin tefsirinde belirtmiştik" (Süleyman Ateş, Yüce Kur'an'ın Çağdaş Tefsiri 10/403) diyor. Hz. Muhammed (s.a.) de, elinde Tevrat levhasıyia sevinerek gelen Ömer (r.a.)’e:
"- Ya Ömer bırak elindekini, pırıl pırıl bir delil olan Kur'an'ı getirmedim mi?" buyurmuştur.
İkrime, Mücahid ve Katâde'den nakil yaparak kendisini teyit etmesini bilen Ateş, acaba Hz. Muhammed (s.a.)in, hadisini niçin görmezlikten geliyor?
Eğer, böyle bir kaynaklık, o türlü bir muhafaza söz konusu olsaydı, Hz. Muhammed (s.a.)'in bunu bilmesi, hem Ömer'e hem ümmetine göstermesi gerekirdi.
Hz. Muhammed s.a.'in vahiy ile gelen bilgiler konusunda, cimri ve kıskanç olmadığına, zan altına bırakılmayacağına Allah şahitlik etmektedir (bk. Tekvir/24).
Hulasa olarak diyebiliriz ki, Bürûc ve Vakıa sûrelerindeki "Kur'an" kelimesi, Tevrat değil, bizatihi Kur'an'ı ifade etmektedir. Levh-i mahfuz da Tevrat'ın korunduğu levhalar değil, Allah'a ait bilgi hazinesidir.
Eğer bu zât, aklı başında ve kimseyle maddi-manevi bağı olmayan birisi ise, bu kadar safdillilik olmaz. Ve bu akılla Kur'an'a yaklaşılmaz. Eğer, yerli-yabancı bir kısım mahfillerle maddi-manevi bağı olan birisi ise, bu kadar büyük bir hıyanet ve ifsad olmaz. Yaptıkları şeytanî te'villerdir.
_________________________________________
Kur’an Düşmanı ve Tahrifatçısı : SÜLEYMAN ATEŞ