Kur’an Düşmanı ve Tahrifatçısı SÜLEYMAN ATEŞ'in İLİMDEN ve CİDDİYETTEN UZAK YORUMLARI
el-Kitâb ile İlgili Yorumu
Yüce kitabımız Kur'an-ı Kerim'in meallerinde ve tefirlerinde bilerek ya da bilmeyerek yapılan tahrifatlar hususunda okuyucu kardeşlerimi bilgilendirip uyarmak üzere bu azıları kaleme alıyorum. Kur'an müfessirleri, İslâm âlimleri, Kur'an ve Sünnet üzerinde büyük hassasiyet göstermişler, en küçük bir ayrıntıyı dahi gözardı etmemişler, basit bir atanın üzerinde uzun uzun durmuşlardır. Onların bu tavrının temelinde, geçmiş ümmetlerin ve kitaplarının başına elenleri, İslâm ümmetinin ve kitabının başına getirmeme ndişesi yatmaktadır. Biz de yazılarımızı bu endişe içesinde yazmaktayız, bu konuda kimse ile ilgili ne şahsî bir eselemiz, nede çıkarımız söz konusudur.
Biz bu hassas tavrımızın mevcut ulema tarafından aylaşılması, geçmiş ümmetlerin başına gelen felâketlerin u ümmetin başına gelmemesi gayreti içindeyiz.
Bu cümleden olarak Süleyman Ateş'in, Yüce Kur’an Çağdaş Tefsiri isimli kitabındaki, "el-kitab" kelimesiyle ilgili anlayışı ve tercihi üzerinde yaptığım değerlendirmeyi sizlerle paylaşacağım.
Ateş, kitabının 1/98. sayfasında: "Mücahid ve Katâde'ye göre de, burada uO" ile işaret edilen kitap Kur'an'dan önce inmiş olan Tevrat ve İncil'dir. İşte bizim tercih ettiğimiz ve Kur'an'ın ruhuna uygun bulduğumuz tek doğru görüş budur. Ötekiler zan ve tahminden ibaret tutarsız görüşlerdir. Yüce Allah burada Kur'an'dan önce indirilmiş bulunan kitabın doğruluğuna işaret etmekte, böylece Kur'an'ın da, kendinden önceki kitapların içerdiği ilâhî prensipleri getirdiğine; peygamberlere indirilen kitapların hepsinin aynı kaynaktan vahyedildiğine; bundan dolayı da, Kur'an'dan önce indirilen o kitabın (Tevrat ve İncil'in) doğruluğunda kuşku bulunmadığı gibi, aynı prensipleri içeren bu Kur'an'ın da doğruluğunda kuşku bulunmadığına işaret etmektedir."
Yine Ateş kitabının 2/11. sayfasında 3/3 âyetiyle ilgili görüşünü belirtirken,
Bize göre üçüncü âyette adı geçen kitap, yalnız Hz. Muhammed'e indirilen değil, Musa'ya ve İsa'ya da, kendi dillerinde verilen Tanrı kitabının aslıdır. İşte o kitabın içeriği Hz. Muhammed'e kendi diliyle indirilmiştir. Çünkü Hz. Muhammed'e bütün olarak bir kitap indirilmemiştir. Ona verilen vahiyler sonradan derlenip kitap haline getirilmiştir. Ama inerken o vahiyler henüz kitap değil, Kur'an veya Furkan idi."
Ateş kitabının 1/96-97. sayfalarında, Kurtubî'den bir alıntı yaptıktan sonra 35/32. âyetle ilgili: "Gerçi biz o âyette kitaba vâris kılındıkları belirtilen kimselerin, Muhammed ümmeti değil, İsrâiloğulları olduğuna, -çünkü bu husus, A'râf sûresi'nin 169. âyetinde belirtilmiştir- ve kitap ile kastedilenin de Tevrat olduğuna kaniiz ama, Kurtubî'nin yorumu da nisbeten görüşümüze yakındır" diyor.
Kitap kelimesi de, Kur'an'ın birçok kelimeleri gibi, zûvücuh-çok anlamlı bir kelimedir. Önemli olan, bu kehlenin kullanıldığı yerlerde doğru, uygun mânâsını tercih ve evcih edebilmektir. Tefsir ile ilgilenen bir uzmanın görevi udur.
Kitap kelimesi, Kur'an-ı Kerim'de Levh-i Mahfuz 27/75), Tevrat (2/14). İncil (3/48), Kur'an mânâlarında kullanılmaktadır. Ateş'in 2/2 âyetleri uel-kitab"ı Tevrat ve İncil olarak anlamasına belki birinci sebep "zâlike" kelimesidir. Halbuki Arapça'da ism-i işaretler birbirlerinin yeme rahatlıkla kullanılmaktadır. Kur'an'da, hadiste Arap -debiyatında bunun bir çok örnekleri vardır. 2/73, 20/18, 1/106, 38/49, 52-53, 50/19, 79/24, 25, âyetlerinde re Ummü Haram (radıyallahu anh)ın Kıbrıs'a giden gemiye ineceği ile ilgili hadise bakılabilir.
İbn-i Kesir'in belirttiğine göre (bk. 1/62) uel-kitab"ın ur'an olduğu Mücahid, İkrime, Sa'd b. Cübeyr, Süddî, lukatil b. Hayyan, Zeyd b. Eşlem ve İbn-i Cüreyc'in ifadeleriyle sabittir. Ayrıca Üsdat İbn-i Kesir el-kitabın Kur'an lduğunu kesinlikle belirttikten sonra, İbn-i Cerir ve diğerlerinin rivayet ettikleri gibi, kim o kitaptan maksat Tevrat "e İncil'e işarettir elerse, doğrudan uzaklaşmış, lüzumsuz ünakaşa kapısı açmış, bilmediği bir konuda kendisini sıkıntıya sokmuştu", diyor.
Bu konuda Katade tek kalmaktadır.
Meseleyi Kur'an'ın bütünlüğü açısından dikkate ldığımızda Ateş'in hiç tutar tarafı kalmıyor. Şöyle ki:
1. Allah 2/2 âyetinde, kitapta hiçbir şüphe bulunmadığını ve muttakilere hidayet rehberi olduğunu kesinkes belirtiyor. Halbuki Tevrat'ta ve İncil'de açıkça tahrifat yapıldığı (3/87), tahrifatın yazılı hale getirildiği (2/79) zikrediliyor. İçinde, hem de yazılı tahrifat yapılan bir kitap ve kitaplarla ilgili, Allah'ın ubu kitap ile ilgili şüphe ve tereddüt yok" buyurması, muharref bir kitabın hidayet rehberi olması mümkün mü?
2. Allah 5/15 âyetinde Tevrat ve İncil'deki epeyce hükmün yürürlükten kaldırıldığını, 7/157 âyetinde de ağır hükümlerin kaldırıldığını çok açık bir şekilde zikrediyor. Eğer, önceki kitaplar yürürlükte olsaydı, Kur'an'a ihtiyaç olur muydu? Önceki kitapların epeyce bir kısmı yürürlükten kaldırılıp, epeyce bir kısmı da Kur'an'da nakledilirken, önceki kitaplara gerek duyulur mu?
3. Velevki, Kur'an'dan önceki kutsal kitaplar olduğu gibi muhafaza edilmiş olsaydı bile, Kur'an ile Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)in göreve başlamasından itibaren, onların hükmünün baki kalması mümkün müdür? Faraza 1920'de çıkan kanun, 1960'ta tadil veya ilga yoluyla değiştirilse, 1920 yılında çıkan kanunun geçerliliğinden bahsetmek akıl işi midir?
4. Ayrıca Kur'an 3/23 ve 4/44 âyetlerinde geçmiş kitapların siliklerinin, Kur'an'ın nüzulundan sonra, eksik bilgilere sahip olduklarından, Kur'an'a. imana davet edilmeleri açıkça ifade edilmektedir. Bu durumda olur-olmaz yerde Kur'an'da geçen "el-kitabı" geçmiş kitaplar şeklinde anlamak akıl işimidir?
5. Mü'minlerin iman esasları arasında geçmiş kitaplara da iman söz konusu. Bu âyetteki "el-kitap"ları Kur'an şeklinde anlamanın herhangi bir zararı mucip olacak tarafı ı var ki, bunları geçmiş kitaplar şeklinde anlama zorlaması içine giriyorsunuz?
6. Ateş pekala biliyor ve kitabının 1/97. sayfasında azıyor ki, bir yazının yazıldığı yapraklara da kitap denilmektedir. Kur'an'ın bir kısmına da Kur'an denildiği gibi. asıl oluyor da, Allah'ın kitap olarak indirdiğini buyurduğu k 2/47, 32/2, 39/1, 40/2) Kur'an'ın kitap olarak indirilmediğini delil olarak ileri sürebiliyor?
7. Kitaptaki bir çok âyetin tefsirinde yaptığı gibi, bu ç âyette de, asıl, temelli ve delilli, gerekçeli görüşleri bir enara iterek, halkı manüple etmek isteyen müsteşrikler ibi, (denilir ki:) ile başlayan şaz görüşleri öne çıkarabiliyor? endisinden alıntı yaptığı Kurtubî "el-kitab"ın "Kur'an" lduğunu söyledikten sonra, diğerlerini üstelik de tereddüt-, sanki... ifadesini cümlenin başına koyarak zikrediyor, u yapılanın ilim ahlakıyla ne derece alakası var? Söyleyelir misiniz?
8. Kitabın 1/92. sayfasında, Katade'nin adını zikrederken, İbn-i Abbas r.a.'ın adını neden kullanma ihtiyacı issediyor?
9. Kur'an'ın bir çok âyetinde muharref dediği Tevrat - İncil'i, Kur'an'ın sıhhati konusunda delil getirenin aklınan şüphe etmeyecek insan cinsi bulmak mümkün mü? Bir ürük ipliğe hülya dizdiğinin farkında mı?
10. Kuran'ı teyit etme düşüncesi ile Tevrat ve İnin sıhhatini Kur'an ile takviye etme fırıldağını nasıl çevirdiğini, Kuran'ı nasıl tahrif ettiğini bu ümmetin anlamadını mı zannediyor?
11. Ateş'in Tevrat'a ve İncil'e yorduğu "el-kitab"ı Hamdi Yazır merhum 73/5. âyeti naklederek, bu âyete, sorumluluğu ağır ve büyük Allah kelâmıdır ki, ondan sonra uel-kitab" denilince, Allah'ın yalnız bu kitabı anlaşılacak ve bunun yanında diğerlerine kitap denilmesi caiz olmayacaktır. Bunun içindir ki, müslümanlar arasında kitap denilince ancak Kur'an anlaşılır" diyor. (bk. Hak Di-ni Kur'an Dili, 1/ 156).
7/169 da, Hz. Musa'ya gelen kitabın sonraki nesillere veraseten geçtiği zikredilmektedir. Bundan daha tabi bir şey olamaz. Ancak, Kur'an'ın son üçte birinde geçen bir âyetle ilgili görüşü kitabın 1/97. sayfasında zikrederek, seçkin kulların İsrailoğulları olduğunu nerden çıkarıyor? Bir önceki âyete biraz dikkatli bakarsa (35/31) bu anlayışın sakat olduğunu kendisi de görecektir. Hz. Musa'nın kitabı veraseten ümmetine intikal ederken, Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)e verilen kitap niçin ümmetine intikal etmesin? Seçkin olmayı müslüman ümmete yakıştıramıyor mu? Yoksa 2/143, 3/110 âyetlerini okuyup, Muhammed (s.a.) ümmetinin seçkin ve hayırlı bir ümmet olduğunu görmüyor mu?
Müslüman kaşığı ile Yahudi ve Hrıstıyan pilavı yenilemeyeceğini de mi bilmiyor? Hidayete erdikten sonra, müsteşriklik döneminde Kur'an'ın yarısına kadar yaptığı tercümeyi: "Müsteşrik kafasıyla Kur'an anlaşılmaz" diyerek yırtan, tercüme ettiği yerleri yeniden kaleme alan M. Pickthall'ın salabetini gösterecek bir davranış bekliyor müslümanlar kendisinden.
"Ötekiler zan ve tahminden ibarettir" dediği uel-kitab"'ın Kur'an olduğu üzerinde bütün müfessirler ittifak etmişlerdir (el-kitab 1/263, 264). Ateş'in görüşü zan ve tahmini seviyesinde bile değildir? Seviyesini biraz yükseltmesi erekiyor.
_________________________________________
Kur’an Düşmanı ve Tahrifatçısı : SÜLEYMAN ATEŞ