Şuanda 34 konuk çevrimiçi
Üyeler : 1
İçerik : 2324
İçerik Tıklama Görünümü : 116748
JoomlaWatch Stats 1.2.7 by Matej Koval

Countries

64.7% 
31.2% 
2.9% 
0.1% 
0.1% 
0.1% 
0.1% 
0% 
0% 

Visitors

Bu Gun  690
Dun  697
Bu Hafta  2047
Gecen Hafta  2126
Bu Ay  3330
Toplam  4616


Yazdır ePosta

TEK HAK DİN İSLÂM - 2

 

5. Bir peygamberi inkâr büîıin peygamberleri inkâr mânâsına gelir.

 

"Eğer senin peygamberliğini yalanlarlarsa, senden önceki bütün peygamberler yalanlanmış olur. Senden ön­cekiler de apaçık âyetlerle, mucizelerle, vahyin içeriğini açıklayan beyanlarla, tavsiyelerle, hak peygamber oldukla­rını tasdik eden delillerle, hikmet dolu sayfalarla, aydınlatı­cı kitaplarla gelmişlerdi" (3/184).

"Eğer seni yalanlarlarsa, senden önceki bütün pey­gamberler de yalanlanmış, inkâr edilmiş olur..." (35/4).

"Ad kavmi de özgürce sorumluluklarını yerine getir­mek üzere görevlendirilen Hûd'u yalanlayarak bütün pey­gamberleri inkâr etti" (26/123).

uLût kavmi de özgürce sorumluluklarını yerine getir­mek üzere görevlendirilen Lût'u yalanlayarak bütün pey­gamberleri inkâr etti" (26/160).

"Nuh'un kavmi de özgürce sorumluluklarını yerine getirmek üzere görevlendirilen Nuh'u yalanlayarak bütün peygamberleri inkâr etti" (26/105).

"Semûd kavmi de özgürce sorumluluklarını yerine getirmek üzere kendilerine gönderilen Salih'i yalanlayarak bütün peygamberleri inkâr etti" (26/141).

"Eyke halkı da özgürce sorumluluklarını yerine getir­mek üzere kendilerine gönderilen Şuayb'i yalanlayarak bü­tün peygamberleri inkâr etti" (26/176).

Hazreti Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)in, Hâtemü'l-Enbiyâ olması hasebiyle, onu inkâr, bütün pey­gamberleri inkâr olacağından ve dahi Hazreti Muhammed kitapları içinde müjdelenen peygamber olması dolayısıyla, onu inkâr, kitaplarını da inkâr demek olacağından ehl-i ki­tap denilen bu insanların durumu hayli müşkülleşmektedir.

"Önlerindeki Tevrat ve İncil'de adının yazılı olduğunu gördükleri Ümmî Rasule, Mekkeli aslı nesli belli, öğrenim görmeyen, idraklerin ötesini kavrayabilen peygambere, onun sünnetine tabi olanlara, o, iyiliği meşru olanı emre­der; Kur'an'ın ve sünnetin hükümlerini, İslâmî kurallarla örtüşen örfü, ilmî verileri, müminlerin tasvip ettiği, icrasında hayır gördüğü planları, programları, adaleti uygulayarak, kamu düzenini sağlar. Şeriatın suç saydığı ve haram kıldı­ğı, kamu vicdanının tasvip etmediği, müminlerin icrasında hayır görmediği şeyleri yasaklayarak, önleyici tedbirler ala­rak, kamu güvenliğini temin eder, temiz ve iyi şeyleri onla­ra helal kılar; murdar ve pis şeyleri de onlara haram kılar; omuzlarındaki ağır sorumlulukları, altından kalkılmaz katı hükümleri kaldırır, onları müsamahalı bir düzene kavuştu­rur. İşte o peygambere iman edip, ona saygı gösterenler, ona yardım edenler, onunla birlikte indirilen nura, Kur'an'a tâbi olanlar, işte onlar kurtuluşa ebedi nimetlerle mutluluğa erenlerdir" (7/157).

"Allah katından ellerindeki geçerli bilgileri tasdik eden kitaplar gelmişken, öteden beri kulluk sözleşmesin­deki ortak taahhütlerini, Allah'a iman, kulluk ve sorumlu­luk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar edenlere, kâfirlere, inanmayanlara karşı görevlendirilecek peygamberin adını kullanarak üstünlük sağlamaya, insan­lardan tekrar tekrar geleceği ile ilgili haberleri öğrenmeye, mevcut kutsal kitaplardaki bilgileri yeniden değerlendirme­ye alarak geleceğini teyide çalışırlarken, Allah'tan yardım ve zafer talebinde bulunmaya devam ederlerken, işte bu sırada bildikleri, tanıdıkları peygamber Muhammed ve teb­liğ ettiği din ile yüz yüze gelince, Muhammed'i. Kur'an'ı, tebliğ ettiği dini, kendi kitaplarını inkâr ettiler. İşte bundan dolayı Allah'ın laneti, kulluk sözleşmesindeki ortak taahhüt­lerini, Allah'a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altı­na iterek örtbas edip inkârda ısrar edenlere, kâfirleredir.'' (2/89).

6. Ayrca Allah Teâlâ, yahudilerin ve hıristiyanların din diye bir esas üzerinde olmadıklarını, birbirlerini şahit tutarak söyletiyor:

"Hepsi de kitabı, Tevrat'ı,. İncil'i okumakta oldukları halde yahudiler 'hıristiyanlar, amellerine, ibadetlerine de­ğer kazandıran doğru, hak bir yolda değildirler' dediler. Hı­ristiyanlar da 'yahudiler, amellerine, ibadetlerine değer ka­zandıran  doğru, hak bir yolda değillerdir' dediler. Kutsal ki­taplarla ilgili bilgilere sahip olmayanlar da, birbirleri hak­kında onların söylediklerine benzer sözler söylediler. Allah, kıyamet günü onların arasında ihtilâf edegeldikleri konu­larda hükmünü verecektir" (2/113).

Bunun yanısıra yahudilerin ve hıristiyanların doğru yolda olmadıkları açıkça belirtiliyor. "Ey ehl-i kitab, Tev­rat'ın ve İncil'in hükümlerini açıklayıp yerine getirmedikçe Rabb'inizden size indirilenleri, Kuran'ı gereğince uygula­madıkça, amellerinize, ibadetlerinize değer kazandıran doğru ve hak bir yolda değilsiniz..." (5/68).

Bu âyetler, "Eğer ehl-i kitap ve diğerleri de, sizin iman ettiğiniz esasların tamamına hakkıyla iman ederler­se, hak yola girmiş, hidayeti bulmuş olurlar. Eğer imandan yüz çevirirler, güç ve iktidarlarını kullanarak halkı yönlendirirlerse onlar hakikaten bir muhalefet, bir düşmanlık için­dedirler. Onların şerrine karşı Allah sana yeter. O her şeyi işitir, her şeyi bilir" (2/137 ) âyetini teyit etmektedir.

Bu âyetteki 'küm' zamiri, Kur'an'ın hitap ettiği her­kesi içine almaktadır. Müfessirlerin neredeyse tamamına yakını bu zamiri böyle anlıyor. 5/68 âyetindeki, Tevrat'ın ve İncil'in hükümlerini açıklayıp yerine getirmekle "İncil'e İnananlar, Allah'ın İncil'de indirdiği hükümleri, Muham­med'in peygamberliğini tasdik hükmünü yerine getirsin­ler..." ve 5/47'deki İncil'e inananların Allah'ın İncil'de in­dirdiği hükümleri yerine getirmesi, bu hükümlerle amele devam mânâsını değil, buradaki Hazreti Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) ve Kur'an ile İslâm ile ilgili tali­matların yerine getirilmesi mânâsını içermektedir. Çünkü Ey ehl-i kitap, içinizdeki yahudiler gibi Meryem'e zina isnad ederek İsa'nın peygamberliğini tanımayarak; Hıristi­yanlar gibi İsa'nın ilâhlıgını iddia ederek, haddi aşıp sorum­luluk ve cezanızı artırmayın..." (4/171) buyurulmaktadır.

"Ey ehl-i kitap sorumluluğunuzu ve cezanız artırma­yın..." Allah'a ve Rasullerine iman edin ..." (5/77) buyurularak iman etmeye davet edilmektedir. Yaşadıkları haya­tın meşru bir din kabul edilmesi söz konusu olsaydı, böyle bir davete de Hazreti Peygamber'in tebliğine, Kur'an'daki "Ey ehl-i kitap, kendi mensuplarınızdan ve başkalarndan gizlemekte olduğunuz, kitaplarınızdaki hükümlerden bir çoğunu, size açıklayan bir çok hükmü de yürürlükten kaldı­ran Resulümüz, tebliğ ve davet görevi ile kesinlikle size gel­di. Allah'tan size bir nur, Muhammed, Allah, insan, kâinat ilişkilerini, ilâhî düzeni açıklayan, apaçık bir kitap Kur'an geldi." âyetine muhatap olmalarına gerek kalmazdı. Bura­da, şu âyetleri de zikretmekteyiz.

"Ehl-i kitaptan herbiri ölmeden önce onun, İsa'nın Rab olmadığına, insan neslinden bir Rasul olduğuna, ger­çek hüviyetine kesinlikle iman edecektir. İsa da, kıyamet günü onların aleyhine şahitlik edecektir" (4/159).

"Sana da, içinde önceki kitaplara ait olanları tasdik eden, doğrulayan, yürürlükte kalan hükümlerini içeriğine dahil edip koruyan, hakkı belirleyicilik vasfına sahip kitabı, Kuranı, gerekçeli, hikmete dayalı olarak, toplumda hakça düzeni gerçekleştirmen için indirdik. O halde onların, ehl-i kitabın arasında Allah'ın indirdiği emir ve hükümleri esas alarak hüküm ver, icraat yap. Sana gelen hakça düzenin, İslâm'ın, şeriatın kurallarından, doğrudan, Kur'an'dan ayrı­larak onların, ehl-i kitabın arzu ve ihtiraslarına, bâtıla uy­ma.

Biz sizden her biriniz için, her bir İslâm milleti için ara­larında cüz’i farklılıklar olan şeriatlar ve sizi Hakka götüren yollar, usuller, programlar ortaya koymuştuk.

Allah'ın sünneti, düzeninin yasaları içinde, iradesinin tecellisine uygun olsaydı, sizleri, İslâm milletlerini aynı uy­gulamayı paylaşan bir tek millet yapardı. Fakat lütfundan size verdiği maddi manevî nimetler, imkânlar içinde sizi denemek istedi.

Artık hayırlı hedeflere doğru, her iki dünyada da sizin için hayırlı olanda, Kur'an öğretmede, Kur'an ilkelerini ya­şamada, uygulamada, Allah'ın emirlerini yerine getirmede yarışın. Hepiniz hesap vermek üzere Allah'ın huzuruna getirileceksiniz. Allah ihtilâf çıkarmaya devam ettiğiniz ko­nuları, birer birer ortaya koyarak sizi hesaba çekecektir" (5/48).

"Biz, her millete kulluklarını ifa edecek ibadet tarzla­rı belirlemiştik. Geçmişten kalan kırık dökük bilgilere sahip insanların, tebliğ ettiğin din, uyguladığın plan ve yönetim konusunda, seni faydasız münakaşalar içine çekip meşgul etmelerine izin verme..." (22/67) âyetlerini de zikretmeli­yiz.

5/48'deki " Festebiku' 1-hayrât" ifadesi, hayırlarda, yani Kur'an hüküm ve ilkelerini uygulamakta yarış edin manasınadır. Kur'an burada hayra özel bir anlam yükle­mektedir (bk. 16/30).

"Biz, her millete kulluklarını ifa edecek ibadet tarzları belirlemiştik. Geçmişten kalan kırık dökük bilgilere sahip sanların, tebliğ ettiğin din, uyguladığın plan ve yönetim busunda, seni faydasız münakaşalar içine çekip meşgul etmelerine izin verme, sen bütün insanları Rabbine kulluğa ve ibadete, Rabbinin yoluna davete devam et. Sen doğru bilgilere sahipsin. Doğru, muhkem, güvenli yolda faaliyet göstermeye, görevini yapmaya, Islâmı yaşamaya, öğret­meye memursun." 22/67'de de, Hazreti Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)in davete devam etmesi gerektiği, doğru bilgilere sahip olduğu, doğru ve güvenli bir yolda bu­lunduğu ifade edilmektedir. Kur'an'da, İslâm'da, geçmiş Peygamberlerin şeriatlarından ibka edilen esaslar var (bk.42/13, 19/55, 98/4, 5). Bu gün bunların bir kısmını, Tevrat'ta, İncil'de görmekle beraber bir kısmını göremiyo­ruz.

Ayrıca, Kur'an'da belirtilen İslâm'ın esaslarından ta­viz verilemez. İslâm'ın kıblesine dönmemek de hıristiyanla­rın ve yahudilerin ehl-i necat olmalarına engeldir. Unutul­mamalıdır ki, hidayete, necata götüren yol bir bütündür. Bütünlüğün bozulduğu yerde fısk, zülüm ve küfür başlar.

Müslümanlar, yahudi ve hıristiyanların hakimiyet­lerini kabul edemezler. Onları kamu görevlerini icraya yet­kili kılamazlar, ittifaklar kuramazlar. Aksine davrananları Allah zalimlikle damgalamaktadır. "Ey iman nimetine ka­vuşanlar, yahudileri ve hıristiyanları, kamu görevlerini icra­ya yetkili kılmayın. Candan dost, müttefik, veli edinme­yin..." (5/51).

"... Ancak onlar tarafından gelmesi muhtemel bir zarardan dolayı korunmak için yaptığımız dostluk ittifak müs­tesnadır..." (3/28).

Hıristiyan erkekler, mü'min kadınlarla evlenemez. Evli iseler evliliklerine son vermeleri gerekir. Ancak mü’min erkekler tevhid ehli, Hz. İsa a.s.'ı peygamber, İncin ilâhî vahiy kabul eden hıristiyan hanımlarla evlenebilirler. Bunların kestikleri ve yiyecekleri de helâldir. Hz. İsa'yı Rab abul edenlerin kestikleri de yenmez, kızlarıyla da evlenil­mez. Bunlar, İslâmî esaslardan taviz vermeyi gerektirmemelidir. Taviz verilmesi halinde müslüman hüsrana uğra­yanlardan olur (5/5).

Hazreti İsa'yı ve rahipleri Rab edinmeleri, ruhbanlık icad etmeleri, Hazreti İbrahim hakkında tartışmaları Al­lah'ın Hz.İsa'ya indirdiği vahy ile alakası olmayan şeylerdir. "Ey ehl-i kitap, İbrahim hakkında deliller getirerek niçin tartışıyorsunuz? Halbuki Tevrat ve İncil, kesinlikle ondan sonra indirildi. Hâlâ akıllanmayacak mısınız?" İbrahim ne yahudi, ne hıristiyandı. Fakat hakka ve tevhide yönelen İs­lâm'ı yaşayan bir müslümandı. Hiçbir zaman ilâhlığında, otoritesinde, mülkünde, tasarruflarında Allah'a ortak ko­şan, gizli şirki yaşayan müşriklerden de olmadı." (3/65-67).

Hülasa edersek tebliğe muhatap olan Hıristiyanlar ve yahudiler, ehl-i kitap, ehl-i necat değildirler. Ehl-i necat ola­bilmeleri, müslümanların iman ettiği esaslara iman, amel-i salih işleme şartına bağlıdır. uEğer ehl-i kitap ve diğerleri de, sizin iman ettiğiniz esasların tamamına hakkıyla iman ederlerse, hak yola girmiş, hidayeti bulmuş olurlar. Eğer imandan yüz çevirirler, güç ve iktidarlarını kullanarak halkı yönlendirirlerse onlar hakikaten bir muhalefet, bir düşman­lık içindedirler. Onların şerrine karşı Allah sana yeter. O her şeyi işitir, her şeyi bilir" (2/137).

Ehl-i kitabın elindeki mevcut kutsal kitabların Hz. Musa ve Hz. İsa'ya indirilen kitablarla alakasının asgariye inmesi, ehl-i kitabın şirke bulaşması sebebiyle bunlara ehl-i kitap demek bile müşkil gözükmektedir (bk.9/31, Tirmizî, Tac 4/255-256).

Din dahi olmayan hristiyanlık güçlü bir kilise organi­zasyonu, yetişkin bir papaz kadrosuyla ayakta durmakta­dır. Buna rağmen hıristiyanların yarısı bu gün ya ateisttir veya arayış içindedir. Kilise ekonomik gücünü ve organi­zasyonunu kaybettiği an ise hıristiyanlık da bitmiş olacaktır.

Bu gün kendi saliklerini kilisede tutmak için gayret gösterecekleri yerde, Türkiye'de dahil İslâm ülkelerinde misyoner faaliyetleri yapmaları, yeni salikler peşinde koş­maktan çok karşılarında büyümekte olan güçleri,

İslâm'ı zayıflatma, yıkma gayesine matuftur. Ülkelerindeki koca koca

kiliseleri örümceklere terk etmiş olan hıristiyanların ve misyonerlerinin bu ülkede kilise tamir etmeleri, kilise açmaları apartmanlarda kilise evler kurmaları din ve kilise aşkından değil, Türk'ün milli biriğini tahrip hıncından kay­naklanmaktadır.

Misyoner faaliyetlerine karşı hristiyan aleminde açı­lan ateist ve arayış gediğinden İslâm'ı tebliğ faaliyetini can­landırarak karşı taaruz yapmak en güçlü savunmadır. Eğer bu gediklerden müslümanlar girerek mevcut boşluğu doldurmassa geçmişteki komşularımız Çinliler ve Hintliler dol­duracaktır.

Hoca Ahmet Yeseviler'e, Hacı Bektaş-ı Veliler'e Mevlânâlar'a, Yunuslar'a dayanan devleti kuran irade, dev­leti yaşatmak için de bu tür mânâ erlerine dayanmaya mec­burdur , muhtaçtır.

  

_________________________________________

Kur’an Düşmanı ve Tahrifatçısı : YAŞAR NURİ ÖZTÜRK

 
 

Necmettin Erbakan İsrail ile Kaç Askeri Antlaşma imzaladı?

Necmettin Erbakan İsrail ile Kaç Askeri Antlaşma imzaladı?