TEK HAK DİN İSLÂM - 2
5. Bir peygamberi inkâr büîıin peygamberleri inkâr mânâsına gelir.
"Eğer senin peygamberliğini yalanlarlarsa, senden önceki bütün peygamberler yalanlanmış olur. Senden öncekiler de apaçık âyetlerle, mucizelerle, vahyin içeriğini açıklayan beyanlarla, tavsiyelerle, hak peygamber olduklarını tasdik eden delillerle, hikmet dolu sayfalarla, aydınlatıcı kitaplarla gelmişlerdi" (3/184).
"Eğer seni yalanlarlarsa, senden önceki bütün peygamberler de yalanlanmış, inkâr edilmiş olur..." (35/4).
"Ad kavmi de özgürce sorumluluklarını yerine getirmek üzere görevlendirilen Hûd'u yalanlayarak bütün peygamberleri inkâr etti" (26/123).
uLût kavmi de özgürce sorumluluklarını yerine getirmek üzere görevlendirilen Lût'u yalanlayarak bütün peygamberleri inkâr etti" (26/160).
"Nuh'un kavmi de özgürce sorumluluklarını yerine getirmek üzere görevlendirilen Nuh'u yalanlayarak bütün peygamberleri inkâr etti" (26/105).
"Semûd kavmi de özgürce sorumluluklarını yerine getirmek üzere kendilerine gönderilen Salih'i yalanlayarak bütün peygamberleri inkâr etti" (26/141).
"Eyke halkı da özgürce sorumluluklarını yerine getirmek üzere kendilerine gönderilen Şuayb'i yalanlayarak bütün peygamberleri inkâr etti" (26/176).
Hazreti Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)in, Hâtemü'l-Enbiyâ olması hasebiyle, onu inkâr, bütün peygamberleri inkâr olacağından ve dahi Hazreti Muhammed kitapları içinde müjdelenen peygamber olması dolayısıyla, onu inkâr, kitaplarını da inkâr demek olacağından ehl-i kitap denilen bu insanların durumu hayli müşkülleşmektedir.
"Önlerindeki Tevrat ve İncil'de adının yazılı olduğunu gördükleri Ümmî Rasule, Mekkeli aslı nesli belli, öğrenim görmeyen, idraklerin ötesini kavrayabilen peygambere, onun sünnetine tabi olanlara, o, iyiliği meşru olanı emreder; Kur'an'ın ve sünnetin hükümlerini, İslâmî kurallarla örtüşen örfü, ilmî verileri, müminlerin tasvip ettiği, icrasında hayır gördüğü planları, programları, adaleti uygulayarak, kamu düzenini sağlar. Şeriatın suç saydığı ve haram kıldığı, kamu vicdanının tasvip etmediği, müminlerin icrasında hayır görmediği şeyleri yasaklayarak, önleyici tedbirler alarak, kamu güvenliğini temin eder, temiz ve iyi şeyleri onlara helal kılar; murdar ve pis şeyleri de onlara haram kılar; omuzlarındaki ağır sorumlulukları, altından kalkılmaz katı hükümleri kaldırır, onları müsamahalı bir düzene kavuşturur. İşte o peygambere iman edip, ona saygı gösterenler, ona yardım edenler, onunla birlikte indirilen nura, Kur'an'a tâbi olanlar, işte onlar kurtuluşa ebedi nimetlerle mutluluğa erenlerdir" (7/157).
"Allah katından ellerindeki geçerli bilgileri tasdik eden kitaplar gelmişken, öteden beri kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah'a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar edenlere, kâfirlere, inanmayanlara karşı görevlendirilecek peygamberin adını kullanarak üstünlük sağlamaya, insanlardan tekrar tekrar geleceği ile ilgili haberleri öğrenmeye, mevcut kutsal kitaplardaki bilgileri yeniden değerlendirmeye alarak geleceğini teyide çalışırlarken, Allah'tan yardım ve zafer talebinde bulunmaya devam ederlerken, işte bu sırada bildikleri, tanıdıkları peygamber Muhammed ve tebliğ ettiği din ile yüz yüze gelince, Muhammed'i. Kur'an'ı, tebliğ ettiği dini, kendi kitaplarını inkâr ettiler. İşte bundan dolayı Allah'ın laneti, kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah'a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar edenlere, kâfirleredir.'' (2/89).
6. Ayrca Allah Teâlâ, yahudilerin ve hıristiyanların din diye bir esas üzerinde olmadıklarını, birbirlerini şahit tutarak söyletiyor:
"Hepsi de kitabı, Tevrat'ı,. İncil'i okumakta oldukları halde yahudiler 'hıristiyanlar, amellerine, ibadetlerine değer kazandıran doğru, hak bir yolda değildirler' dediler. Hıristiyanlar da 'yahudiler, amellerine, ibadetlerine değer kazandıran doğru, hak bir yolda değillerdir' dediler. Kutsal kitaplarla ilgili bilgilere sahip olmayanlar da, birbirleri hakkında onların söylediklerine benzer sözler söylediler. Allah, kıyamet günü onların arasında ihtilâf edegeldikleri konularda hükmünü verecektir" (2/113).
Bunun yanısıra yahudilerin ve hıristiyanların doğru yolda olmadıkları açıkça belirtiliyor. "Ey ehl-i kitab, Tevrat'ın ve İncil'in hükümlerini açıklayıp yerine getirmedikçe Rabb'inizden size indirilenleri, Kuran'ı gereğince uygulamadıkça, amellerinize, ibadetlerinize değer kazandıran doğru ve hak bir yolda değilsiniz..." (5/68).
Bu âyetler, "Eğer ehl-i kitap ve diğerleri de, sizin iman ettiğiniz esasların tamamına hakkıyla iman ederlerse, hak yola girmiş, hidayeti bulmuş olurlar. Eğer imandan yüz çevirirler, güç ve iktidarlarını kullanarak halkı yönlendirirlerse onlar hakikaten bir muhalefet, bir düşmanlık içindedirler. Onların şerrine karşı Allah sana yeter. O her şeyi işitir, her şeyi bilir" (2/137 ) âyetini teyit etmektedir.
Bu âyetteki 'küm' zamiri, Kur'an'ın hitap ettiği herkesi içine almaktadır. Müfessirlerin neredeyse tamamına yakını bu zamiri böyle anlıyor. 5/68 âyetindeki, Tevrat'ın ve İncil'in hükümlerini açıklayıp yerine getirmekle "İncil'e İnananlar, Allah'ın İncil'de indirdiği hükümleri, Muhammed'in peygamberliğini tasdik hükmünü yerine getirsinler..." ve 5/47'deki İncil'e inananların Allah'ın İncil'de indirdiği hükümleri yerine getirmesi, bu hükümlerle amele devam mânâsını değil, buradaki Hazreti Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) ve Kur'an ile İslâm ile ilgili talimatların yerine getirilmesi mânâsını içermektedir. Çünkü Ey ehl-i kitap, içinizdeki yahudiler gibi Meryem'e zina isnad ederek İsa'nın peygamberliğini tanımayarak; Hıristiyanlar gibi İsa'nın ilâhlıgını iddia ederek, haddi aşıp sorumluluk ve cezanızı artırmayın..." (4/171) buyurulmaktadır.
"Ey ehl-i kitap sorumluluğunuzu ve cezanız artırmayın..." Allah'a ve Rasullerine iman edin ..." (5/77) buyurularak iman etmeye davet edilmektedir. Yaşadıkları hayatın meşru bir din kabul edilmesi söz konusu olsaydı, böyle bir davete de Hazreti Peygamber'in tebliğine, Kur'an'daki "Ey ehl-i kitap, kendi mensuplarınızdan ve başkalarndan gizlemekte olduğunuz, kitaplarınızdaki hükümlerden bir çoğunu, size açıklayan bir çok hükmü de yürürlükten kaldıran Resulümüz, tebliğ ve davet görevi ile kesinlikle size geldi. Allah'tan size bir nur, Muhammed, Allah, insan, kâinat ilişkilerini, ilâhî düzeni açıklayan, apaçık bir kitap Kur'an geldi." âyetine muhatap olmalarına gerek kalmazdı. Burada, şu âyetleri de zikretmekteyiz.
"Ehl-i kitaptan herbiri ölmeden önce onun, İsa'nın Rab olmadığına, insan neslinden bir Rasul olduğuna, gerçek hüviyetine kesinlikle iman edecektir. İsa da, kıyamet günü onların aleyhine şahitlik edecektir" (4/159).
"Sana da, içinde önceki kitaplara ait olanları tasdik eden, doğrulayan, yürürlükte kalan hükümlerini içeriğine dahil edip koruyan, hakkı belirleyicilik vasfına sahip kitabı, Kuranı, gerekçeli, hikmete dayalı olarak, toplumda hakça düzeni gerçekleştirmen için indirdik. O halde onların, ehl-i kitabın arasında Allah'ın indirdiği emir ve hükümleri esas alarak hüküm ver, icraat yap. Sana gelen hakça düzenin, İslâm'ın, şeriatın kurallarından, doğrudan, Kur'an'dan ayrılarak onların, ehl-i kitabın arzu ve ihtiraslarına, bâtıla uyma.
Biz sizden her biriniz için, her bir İslâm milleti için aralarında cüz’i farklılıklar olan şeriatlar ve sizi Hakka götüren yollar, usuller, programlar ortaya koymuştuk.
Allah'ın sünneti, düzeninin yasaları içinde, iradesinin tecellisine uygun olsaydı, sizleri, İslâm milletlerini aynı uygulamayı paylaşan bir tek millet yapardı. Fakat lütfundan size verdiği maddi manevî nimetler, imkânlar içinde sizi denemek istedi.
Artık hayırlı hedeflere doğru, her iki dünyada da sizin için hayırlı olanda, Kur'an öğretmede, Kur'an ilkelerini yaşamada, uygulamada, Allah'ın emirlerini yerine getirmede yarışın. Hepiniz hesap vermek üzere Allah'ın huzuruna getirileceksiniz. Allah ihtilâf çıkarmaya devam ettiğiniz konuları, birer birer ortaya koyarak sizi hesaba çekecektir" (5/48).
"Biz, her millete kulluklarını ifa edecek ibadet tarzları belirlemiştik. Geçmişten kalan kırık dökük bilgilere sahip insanların, tebliğ ettiğin din, uyguladığın plan ve yönetim konusunda, seni faydasız münakaşalar içine çekip meşgul etmelerine izin verme..." (22/67) âyetlerini de zikretmeliyiz.
5/48'deki " Festebiku' 1-hayrât" ifadesi, hayırlarda, yani Kur'an hüküm ve ilkelerini uygulamakta yarış edin manasınadır. Kur'an burada hayra özel bir anlam yüklemektedir (bk. 16/30).
"Biz, her millete kulluklarını ifa edecek ibadet tarzları belirlemiştik. Geçmişten kalan kırık dökük bilgilere sahip sanların, tebliğ ettiğin din, uyguladığın plan ve yönetim busunda, seni faydasız münakaşalar içine çekip meşgul etmelerine izin verme, sen bütün insanları Rabbine kulluğa ve ibadete, Rabbinin yoluna davete devam et. Sen doğru bilgilere sahipsin. Doğru, muhkem, güvenli yolda faaliyet göstermeye, görevini yapmaya, Islâmı yaşamaya, öğretmeye memursun." 22/67'de de, Hazreti Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)in davete devam etmesi gerektiği, doğru bilgilere sahip olduğu, doğru ve güvenli bir yolda bulunduğu ifade edilmektedir. Kur'an'da, İslâm'da, geçmiş Peygamberlerin şeriatlarından ibka edilen esaslar var (bk.42/13, 19/55, 98/4, 5). Bu gün bunların bir kısmını, Tevrat'ta, İncil'de görmekle beraber bir kısmını göremiyoruz.
Ayrıca, Kur'an'da belirtilen İslâm'ın esaslarından taviz verilemez. İslâm'ın kıblesine dönmemek de hıristiyanların ve yahudilerin ehl-i necat olmalarına engeldir. Unutulmamalıdır ki, hidayete, necata götüren yol bir bütündür. Bütünlüğün bozulduğu yerde fısk, zülüm ve küfür başlar.
Müslümanlar, yahudi ve hıristiyanların hakimiyetlerini kabul edemezler. Onları kamu görevlerini icraya yetkili kılamazlar, ittifaklar kuramazlar. Aksine davrananları Allah zalimlikle damgalamaktadır. "Ey iman nimetine kavuşanlar, yahudileri ve hıristiyanları, kamu görevlerini icraya yetkili kılmayın. Candan dost, müttefik, veli edinmeyin..." (5/51).
"... Ancak onlar tarafından gelmesi muhtemel bir zarardan dolayı korunmak için yaptığımız dostluk ittifak müstesnadır..." (3/28).
Hıristiyan erkekler, mü'min kadınlarla evlenemez. Evli iseler evliliklerine son vermeleri gerekir. Ancak mü’min erkekler tevhid ehli, Hz. İsa a.s.'ı peygamber, İncin ilâhî vahiy kabul eden hıristiyan hanımlarla evlenebilirler. Bunların kestikleri ve yiyecekleri de helâldir. Hz. İsa'yı Rab abul edenlerin kestikleri de yenmez, kızlarıyla da evlenilmez. Bunlar, İslâmî esaslardan taviz vermeyi gerektirmemelidir. Taviz verilmesi halinde müslüman hüsrana uğrayanlardan olur (5/5).
Hazreti İsa'yı ve rahipleri Rab edinmeleri, ruhbanlık icad etmeleri, Hazreti İbrahim hakkında tartışmaları Allah'ın Hz.İsa'ya indirdiği vahy ile alakası olmayan şeylerdir. "Ey ehl-i kitap, İbrahim hakkında deliller getirerek niçin tartışıyorsunuz? Halbuki Tevrat ve İncil, kesinlikle ondan sonra indirildi. Hâlâ akıllanmayacak mısınız?" İbrahim ne yahudi, ne hıristiyandı. Fakat hakka ve tevhide yönelen İslâm'ı yaşayan bir müslümandı. Hiçbir zaman ilâhlığında, otoritesinde, mülkünde, tasarruflarında Allah'a ortak koşan, gizli şirki yaşayan müşriklerden de olmadı." (3/65-67).
Hülasa edersek tebliğe muhatap olan Hıristiyanlar ve yahudiler, ehl-i kitap, ehl-i necat değildirler. Ehl-i necat olabilmeleri, müslümanların iman ettiği esaslara iman, amel-i salih işleme şartına bağlıdır. uEğer ehl-i kitap ve diğerleri de, sizin iman ettiğiniz esasların tamamına hakkıyla iman ederlerse, hak yola girmiş, hidayeti bulmuş olurlar. Eğer imandan yüz çevirirler, güç ve iktidarlarını kullanarak halkı yönlendirirlerse onlar hakikaten bir muhalefet, bir düşmanlık içindedirler. Onların şerrine karşı Allah sana yeter. O her şeyi işitir, her şeyi bilir" (2/137).
Ehl-i kitabın elindeki mevcut kutsal kitabların Hz. Musa ve Hz. İsa'ya indirilen kitablarla alakasının asgariye inmesi, ehl-i kitabın şirke bulaşması sebebiyle bunlara ehl-i kitap demek bile müşkil gözükmektedir (bk.9/31, Tirmizî, Tac 4/255-256).
Din dahi olmayan hristiyanlık güçlü bir kilise organizasyonu, yetişkin bir papaz kadrosuyla ayakta durmaktadır. Buna rağmen hıristiyanların yarısı bu gün ya ateisttir veya arayış içindedir. Kilise ekonomik gücünü ve organizasyonunu kaybettiği an ise hıristiyanlık da bitmiş olacaktır.
Bu gün kendi saliklerini kilisede tutmak için gayret gösterecekleri yerde, Türkiye'de dahil İslâm ülkelerinde misyoner faaliyetleri yapmaları, yeni salikler peşinde koşmaktan çok karşılarında büyümekte olan güçleri,
İslâm'ı zayıflatma, yıkma gayesine matuftur. Ülkelerindeki koca koca
kiliseleri örümceklere terk etmiş olan hıristiyanların ve misyonerlerinin bu ülkede kilise tamir etmeleri, kilise açmaları apartmanlarda kilise evler kurmaları din ve kilise aşkından değil, Türk'ün milli biriğini tahrip hıncından kaynaklanmaktadır.
Misyoner faaliyetlerine karşı hristiyan aleminde açılan ateist ve arayış gediğinden İslâm'ı tebliğ faaliyetini canlandırarak karşı taaruz yapmak en güçlü savunmadır. Eğer bu gediklerden müslümanlar girerek mevcut boşluğu doldurmassa geçmişteki komşularımız Çinliler ve Hintliler dolduracaktır.
Hoca Ahmet Yeseviler'e, Hacı Bektaş-ı Veliler'e Mevlânâlar'a, Yunuslar'a dayanan devleti kuran irade, devleti yaşatmak için de bu tür mânâ erlerine dayanmaya mecburdur , muhtaçtır.
_________________________________________
Kur’an Düşmanı ve Tahrifatçısı : YAŞAR NURİ ÖZTÜRK