TEK HAK DİN İSLÂM - 1
"Allah katında, Allah'tan gelen, tek ilâhî din, şeriat, düzen, medenî kurallar İslâm'dır. Kendilerine kitap verilenler, ehl-i kitap, kavimlerine gelen doğru bilgilerden sonra aralarında kural tanımamaya, hakka riayet etmemeye, tecavüze ve isyana devam etmeleri yüzünden ayrı baş çekerek ihtilâf çıkardılar.
Allah'ın âyetlerini Kur'anj, birliğini gösteren delilleri inkâr edenler, küfre giren ehl-i kitap bilmelidir ki, Allah çook çabuk hesap görür" (3/19).
"Göklerdeki ve yerdeki akıllı ve sorumlu varlıklar ister istemez ona boyun eğip, teslim olarak hükmüne rıza gösterdikleri, teşbih ile zikir halinde kanunlarına, kudretine boyun eğdikleri, İslâm'ı yaşadıkları halde, ehl-i kitap Allah'ın dininden, Allah'ın şeriatından başka din mi, düzen mi, medeniyet mi arıyor? Halbuki, sonuçta O'nun huzuruna götürülüp hesaba çekilecekler" (3/83).
"Kim İslâm'dan başka yaşayacağı bir din, bir düzen, bir medeniyet ararsa, bilsin ki, Allah huzurunda kendisinden böyle bir din, böyle bir düzen asla kabul görmeyecek, âhirette, ebedî yurtta da zarara uğrayanlardan olacaktır" (3/85).
Allah'ın dini uğrunda, samimiyetle, hakkını vererek, gerektiği gibi, hayatlarınızı ortaya koyarak, konuşarak, yazarak, hesapsız servet harcayarak cihad edin. O sizi seçti. Dinde, şeriatta, medenî kurallar arasında size ağır gelecek
hükümler koymadı. Atanız İbrahim'in dini, sünneti de böyleydi. Daha önce de, bu Kur'an'da da, bütün peygamberlerin ümmetlerine ve size İslâm'ı yaşayan müslümanlar adını verdi. Allah'ın, ilâhî hükümleri icraya, ülkeyi imara, dünya düzenini kurmaya, sağlamaya memur tek yetkili Rasûlü Kur'ân'ı bilen, size tebliğ eden, çözüm getiren güvenilir örnek önder, doğruları konuşan şahit olsun, siz de Kur'ân'ı bilen bütün insanlara tebliğ eden, çözüm getiren güvenilir örnek önderler, doğruları konuşan şahitler olasınız, istedi. O halde, namazı âdabına riayet ederek, aksatmadan kılın. Vicdanlarınızı, servetinizi, sosyal bünyenizi arındıran, berekete vesile olan zekâtı verin. Allah'ın kitabına, emirlerine sımsıkı sarılarak himayesine sığının. O sizin mevlânız, emrinde olduğunuz otorite ve koruyucunuzdur. O ne güzel mevlâ, ne güzel otorite ve koruyucu, ne güzel yardım edendir" (22/78).
Allah'ın koyduğu esaslar arasında, hıristiyanlık, yahudilik ve sâbiîlik diye de din veya dinler yoktur. Kur'an-ı Ker’im'de bunların geçmesi, vakayı tespit sadedindedir. Mâide sûresi 14. âyete "Biz hıristiyanız" diyenler ifadesi kullanılıyor.
uBiz hıristiyanlarız, diyenlerden de kesin sözlerini, taahhütlerini almıştık, ama onlar da kendilerine tebliğ edilenlerin, kitabın ve öğütlerin önemli bir bölümünü unuttular. Bu sebeple kıyametin kopacağı güne kadar aralarına düşmanlık ve kin saldık. Allah yapmaya devam ettikleri düzenbazlıkları birer birer ortaya koyarak onları hesaba çekecektir" (5/14) buyuruyor. Benim hıristiyanlar adını verdiklerini buyurulmuyor. Diğer kitap sahipleriyle bunlara "ehl-i kitap" adı veriliyor. Allah, iddia ettikleri inanç sisteminin din olmadığını bildiği için, din sahipleri olarak değil, kitap sahipleri, kitap okuyanlar olarak onları zikrediyor (bk.5/68).
Hazreti Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)in Kur'an ile tebliğe başladığı din olan İslâm, kemale ermiş olan İslâm'dır.
"... Kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah'a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar edenler, kâfirler, bugün dininizi, şeriatınızı, medeniyetinizi yok etmekten ümit kesmişlerdir. Artık onlardan korkmayın, benden korkun.
Bugün dininizi, şeriatınızı kemâle erdirdim, olgunlaştırdım. Üzerinizdeki nimetimi, dinimi tamamladım. Liyâkatinizden dolayı, hayatınızla içice, din olarak, şeriat olarak, medeniyet olarak size İslâm'ı layık gördüm..." (5/3).
Buna karşılık hristiyanların ve yahudilerin sahip oldukları inanç sisteminin hayli eksik olduğu zikrediliyor. " Kendilerine bu mükemmel kutsal kitaptaki bir kısım emir ve hükümleri uygulamakla sorumlu tutulan ehl-i kitap âlimlerini görmüyor musun? Dalâleti, sapıklığı başlarına belâ olarak satın alıyorlar, sizin de yoldan çıkmanızı, dalâlete düşmenizi istiyorlar" (4/44).
Ehl-i kitabın şeriatlarının ilga edildiği de zikrediliyor. "Ey geçmiş kitapları sahiplenenler, kendi mensuplarınızdan ve başkalarından gizlemekte olduğunuz, kitaplarınız* daki hükümlerden birçoğunu, size açıklayan birçok hükmü de yürürlükten kaldıran Rasulümüz, tebliğ ve davet görevi ile kesinlikle size de geldi. Allah'tan size bir nur, Muhammed, İslâm dini, Allah, insan, kâinat ilişkilerini, ilâhî düzeni açıklayan apaçık bir kitap Kur'an geldi" (5/15).
Kitablarının tahrif edilmiş olduğu da belirtiliyor. "Ey geçmiş kitapları sahiplenenler, ibrahim hakkında deliller getirerek niçin tartışıyorsunuz? Halbuki Tevrat ve İncil, kesinlikle ondan sonra indirildi. Hâlâ akıllanmayacak mısınız?1' (3/65). "Ehl-i kitaptan öyle bir grup da var ki, okuduklarını kitaptan sanasınız diye kitaptan okuyormuş gibi dillerini eğip bükerler. Halbuki okudukları kitaptan değildir. Bir de, bu Allah katındandır, derler. O Allah katından da değildir. Onlar bile bile Allah adına yalan söylüyorlar" (3/ 78). "Kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah'a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına itip örtbas ederek Allah'ın varlığını ve birliğini, kulluk ve ibadeti inkârda ısrar edenler, kâfirler, âyetlerimizi, indirdiğimiz kitapları yalanlayanlar, işte onlar kaynayan, köpüren cehennem azabına maruz olanlardır" (5/10).
Kitaplarının unutulduğu da ifade ediliyor. "Biz hıristiyanlarız, diyenlerden de kesin sözlerini, taahhütlerini almıştık, ama onlar da kendilerine tebliğ edilenlerin, kitabın ve öğütlerin önemli bir bölümünü unuttular. Bu sebeple kıyametin kopacağı güne kadar aralarına düşmanlık ve kin saldık. Allah yapmaya devam ettikleri düzenbazlıkları birer biter ortaya koyarak onları hesaba çekecektir" (5/14).
Bütün bu sebeblerle, sahibi olduklarını söyledikleri ttianç sistemine din ismi vermeyerek, kitap sahipleri, kutsal kitapları okuyanlar ifadesi kullanılıyor. Hazreti Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)in tebliğinin muhatabı oldukları açıkça ifade ediliyor. "Ey geçmiş kitapları sahiplenenler, kendi mensuplarınızdan ve başkalarından gizlemek olduğunuz, kitaplarınızdaki hükümlerden birçoğunu, size Çiklayan birçok hükmü de yürürlükten kaldıran Rasulümüz, tebliğ ve davet görevi ile kesinlikle size de geldi. Allah'tan size bir nur, Muhammed, İslâm dini, Allah, insan, kâinat ilişkilerini, ilâhî düzeni açıklayan apaçık bir kitap Kur'an geldi" (5/15).
uEy geçmiş kitapları sahiplenenler, Rasullerden sonraki fetret devrini, insanlığın peygambersiz kaldığı devri takiben hak dini, açıkça anlatan Rasulümüz tebliğ göreviyle size de geldi. Kıyamet gününde, bize rahmetini, merhametini, ihsanını, sevgini müjdeleyici ve sorumluluk, hesap ve cezayı hatırlatan, uyarıcı gelmedi, şeklinde itiraz edemeyesiniz diye size de geldi. İşte size müjdeci ve uyarıcı gelmiştir. Allah'ın her şeye gücü kudreti yeter" (5/19).
Kitaplarının bir kısmını unutmuş, bir kısmını tahrif etmiş, bir kısmı ilga edilmiş kitap ehli hakkında "kitap ehlinden inkârda ısrar edenler..." oldukları belirtilmektedir. "Kutsal kitaplarda müjdelenen, oğulları gibi tanıdıkları âdil önder Allah'ın Rasulü Muhammed, hak delil Kur'an ile tebliğ görevine başlayıncaya kadar, ehl-i kitaptan ve müşriklerden küfürde ısrar edenler, görevlendirilecek hak peygambere iman ederek tâbi olacakları konusunda verdikleri sözden ve kararlarından vazgeçmiş değillerdi" (98/1).
"Ehl-i kitaptan ve ilâhlığında, otoritesinde, mülkünde, tasarruflarında Allah'a ortak koşan müşriklerden kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah'a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar edenler, Rabbinizden size bir hayır, Kurandan bir sûre, bir âyet indirilmesini arzu etmezler. Allah ise, rahmetini, peygamberliği ve hidayeti, sünnetine, düzeninin yasalarına uygun olarak, iradesinin tecellisine tâbi, akıllı ve sorumlu kimselere lütfeder. Allah çok büyük lütuf sahibidir.
(2/105) buyurulurken, küfür içinde oldukları, küfürde ısrar ettikleri belirtiliyor.
"Hakka ve tevhide yönelik inançları olanlar, sözde iman edenler, yahudiliğin takipçileri, hrıstiyanlar, sâbiîler, dinlerini terkedenler geçmişin kirlerinden arınarak Allah'a, Allah'a imanın gerektirdiği esaslara ve Âhiret gününe hakkıyla imân edip, gevşekliği bırakıp, hâlis niyet ve amaçlarla, İslâm esaslarını, İslâmî düzeni hayata geçirirler, iş barışı içinde bilinçli, planlı, mükemmel, meşru, faydalı, verimli çalışarak nimetin-ürünün bollaşmasını sağlarlar, yerinde, haklı çıkışlar yaparak, düzelmeye, iyiliğe, iyileştirmeye ön ayak olurlar, cârî-kalıcı hayırlar-sâlih ameller işlerlerse elbette Rableri katında mükâfatları vardır. Onlara her iki dünyada da korku yok. Geride bıraktıkları yakınları ve yapamadıkları şeylerden dolayı mahzun da olmayacaklar" (2/ 62) âyetlerinin eksik anlayışlarından hareketle, sadece Allah'a, âhiret gününe iman eden, amel-i salih işleyen hristiyanlara da korku ve hüzün yoktur, yani ehl-i necattır demek, sakat bir anlayışı sergiliyor, İslâm ümmetini ifsad gayesini güdüyor. Şöyle ki:
1. Kur'ân'ı Kerim bir bütündür. Bu bütünlüğü aşağıdaki âyetlerde net bir şekilde görüyoruz.
"Fâsıklar, kulluk sözleşmesinde kesin söz verdikten s°nra, Allah'a verdikleri taahhüdü bozanlar, koyduğu ilâhî düzene, şeriatına aykırı hayat yaşayanlardır. Allah'ın, riayet edilmesini, birleştirilmesini, bütün olarak düşünülmesini, uygulanmasını emrettiği, bütün peygamberlerin tek davet ve tebliğ konusu İslâm dinindeki devamlılığı sağlayan ükümleri bir kenara atarak, ayrı dinler icat edenler; şer'î balları, şer'î düzeni, Kur'an'ın bütünlüğünü bozarak, parçalayarak İslâm'ı tesirsiz kılmaya çalışanlardır. Yeryüzünde fesat çıkaranlardır, bozgunculuk yapanlardır. İşte asıl zarara, hüsrana uğrayanlar bunlardır" (2/27).
"Onlar, Allah'ın riâyet edilmesini, birleştirilmesini, bütün peygamberlerin tek davet ve tebliğ konusu İslâm dinindeki devamlılığı sağlayan hükümleri, Kur'an âyetlerinin irtibatlandırılarak bütünlük içinde düşünülmesini, uygulanmasını emrettiği şer'î kuralları, şer'î düzeni eksiksiz uygulayanlar, Rablerinden korkanlar, kötü bir hesaptan, ağır bir sorgulamadan endişe edenlerdir." (13/21).
"Allah'a verdikleri sözü kulluk sözleşmesi ile belgeledikten, kesinleştirdikten sonra bozanlara, koyduğu ilâhî düzene, şeriata aykırı yaşayanlara, Allah'ın, riâyet edilmesini, birleştirilmesini, bütün olarak düşünülmesini, uygulanmasını emrettiği, bütün peygamberlerin tek davet ve tebliğ konusu İslâm dinindeki devamlılığı sağlayan hükümleri bir kenara atarak, ayrı dinler icat edenler; şer'î kuralları, şer'î hükümleri, şer'î düzeni, Kur'an'ın bütünlüğünü bozarak, parçalayarak İslâm'ı tesirsiz kılmaya çalışanlara, ülkede, yeryüzünde küfürle, zulümle, isyan ile, fitne ile fesat çıkaranlara lanet vardır, kötü bir yurt, cehennem vardır" (13/ 25).
"Andolsun ki, biz ilâhi kelâmı, birbiri ardınca onların lehlerine göndermeye devam ettik, şer'î ahkâmın, ahlâk1 ilkelerin, geçmiş örneklerin, örfün vaatlerin ve tehditlerin, müjdelerin ve uyarıların, Kur'an âyetlerinin birbirleriyle iril batlandırılarak, bir bütünlük içinde anlaşılmasını ve uygu' lanmasını emrettik. Ola ki bunun hikmetini düşünüp öğij alırlar." (28/51).
Kur'an'ın telifi, hafızana yerleştirilmesi, bütünlük kazandırılarak okunması ve okutulması bize aittir. Kur'ân'ı bütünlük kazandırarak okuduğumuz zaman, okunuşunu takip et, bütünlüğüne riayet et, Kur'an ile amel etmek (75/17, 18) âyetlerinde net bir şekilde görüyoruz. Bu bütünlüğü bozanların niyetlerinin ifsad ve yaptıklarının fasıklık olduğunu da görüyoruz. Kur'an'ın bütününü dikkate aldığımızda anlı şanlı profesörlerimizle taze müslüman nüelliflerin anladığı mânâların anlaşılması mümkün değil.
2. Kur'an insan mantığı ile indirilmiş ilâhî bir kelamdır. "Göğün ve yerin Rabbine andolsun ki, O Kur'an sizin kullandığınız düşünce usullerine, mantığınıza, konuşma üslubunuza benzer bir üslupla indirilen hakça düzeni içeren hak bir kitaptır" (51/23). Müslümana hitab eden, müslümanın muhatabı olduğu bir sözleşmede, İslâm'ın bütün esaslarını tanımayanlara imtiyaz tanımak, insan mantığına da sözleşme mantığını da aykırıdır. Kur'an, "Eğer ehl-i kitap ve diğerleri de, sizin iman ettiğiniz esasların tamamına hakkıyla iman ederlerse, hak yola girmiş, hidayeti bulmuş olurlar. Eğer imandan yüz çevirirler, güç ve iktidarlarını kullanarak halkı yönlendirirlerse onlar gerçekten hakka muhalefet ve bir düşmanlık içindedirler. Onların şerrine karşı Allah sana yeter. O her şeyi işitir, her şeyi bilir" (2/137) âyetiyle, ehl-i kitabın ve diğerlerinin de, müslümanların iman ettiği esaslara iman etmeleri halinde hidayete ereceklerini, ehl-i necat olacaklarını açıkça belirtiyor.
3. Aynı konudaki sonraki kanunların, önceki kanunları yürürlükten kaldıracağı, salim bir insan mantığının, önceki kanunların uygulanması üzerinde ısrar edemeyeceği bedahet derecesinde aşikârdır. Aynı şey Kur'an ile önceki kitaplar için de sözkonusudur (bk.5/15).
4. Bütün müfessirler, Allah'a imanı, "Allah'a ( Allah'a imanın gerektirdiği esaslara iman "şeklinde anlamışlardır. Doğru olan anlayış bu olduğu gibi, buradaki şart edatı olan "men" de, kendisinden önceki hali ve durumu ortadan kaldıran bir edattır. Yani, bir münafık, bir yahudi, bir hıristiyan, bir sâbiî sahibi olduğu inanç ve düşünceyi, içinde bulunduğu hali terk ederek Allah'a ve Allah'a imanın gerektirdiği esaslara, âhiret gününe iman eder ve amel-i salih işlerse demektir. Dolayısıyla, ehl-i kitaba mensup biri, bir taraftan içinde bulunduğu hali yaşarken, diğer taraftan Allah'a, ahiret gününe imanı ve amel-i salih işlemesi kendisini kurtarmaz.
Burada şunu da belirtmekte fayda var. Ayette "iman edenler..." şeklinde kelime mânâsı verebileceğimiz ifade, samimi ve kâmil mü'mini değil, sözde iman edenleri (bk. 5/ 41) ve gönüllerinde iman kırıntısı olanları içermektedir.
_________________________________________
Kur’an Düşmanı ve Tahrifatçısı : YAŞAR NURİ ÖZTÜRK