Şuanda 30 konuk çevrimiçi
Üyeler : 1
İçerik : 2311
İçerik Tıklama Görünümü : 116554
JoomlaWatch Stats 1.2.7 by Matej Koval

Countries

64.6% 
31.4% 
2.9% 
0.1% 
0.1% 
0.1% 
0.1% 
0% 
0% 

Visitors

Bu Gun  623
Dun  697
Bu Hafta  1980
Gecen Hafta  2126
Bu Ay  3263
Toplam  4549


Yazdır ePosta

Kur'an'ı Doğru Anlamanın Altyapısı ve Usulü

 

Kur'an-ı Kerim ilâhi âlemden insanlık âlemine, gök­ten yeryüzüne inen, okunması ibadet olan, son ilâhi mü­kemmel kutsal kitaptır. Kur'an-ı Kerim'den önce inen kut­sal kitapların bir kısmı ilga edilmiş, bir kısmı da Kur'an'ın bölümleri halinde yeniden te'yiden insanlığa vahy ile bildi­rilmiştir.

 Mükemmel olan, tam olan, eksiksiz olan Kur'an'dır. Kur’andan önceki kutsal kitaplar Kur'an'ın bir kısım hü­kümlerini ihtiva eder. O kitaplar sınırlı bir dönemde ve sı­nırlı bir bölgede, muayyen toplumların ihtiyaçlarını karşıla­mış; insanlığı Hz. Muhammed s.a.'in görevlendirileceği, Kur'an'ın indirileceği evrensel döneme hazırlamıştır. Kur’andan önceki kitaplarda helâl alanlar dar, hükümler ağır­dır. Kur’an ile bu hükümler hafifletilmiş, helâl alanlar geniş­letilmiş, haram alanlar daraltılmış, toplum düzenini sağla­yan hükümler esnekleştirilmiş ve evrenselleştirilmiştir. Ge­nel hükümler çoğaltılmış, özel ayrıntılı hükümlerin konuldu­ğu alanlar daraltılmıştır. Allah Teala sayısız peygamber ve farklı şeriatlarla insanlığın, belli alanların dışında genel ku­rallara göre kendi kurallarını koyacak, kendilerini yönete­cek olgunluğunu sağladığı için, Hz. Muhammed s.a. ve ona indirilen Kur’an ile vahye ve peygamberliğe son noktayı koymuştur.

 

İnanan inanmayan bütün insanlar Hz. Muhammed s.a.'e ümmet olmuş, inanan inanmayan bütün insan lar Kur’ana muhatap edilmiştir. Hz. Muhammed s.a. ve Kur’an ile Önceki peygamberlerin ve önceki kitapların dö­nemi kapanmıştır.

İnanan kendisini geliştirmek, Allah katındaki derece­sini artırmak, ilâhi rahmete ve lütfa mazhar olmak için Hz. Muhammed s.a.'i, sünnetini, Kur'an'ı anlamaya muhtaç­tır. İnanmayan da kendisini kurtarmak, ilâhî rahmete ve lütfa kavuşmak için Hz. Muhammed s.a.'i, sünnetini, Kur’an’ıanlamak tek seçeneğidir. Hz. Muhammed s.a.'in ha­yata geçirdiği ilkelerin, sünnetinin, Kur’anın rehberliğinin dışında, ilâhi rahmete, ilâhi lütfa kavuşturacak, ikinci üçüncü bir yol yoktur. Hz. Muhammed s.a.'in, Kur’an ile getirdiği yolun dışındaki herkesin kurtuluşu, yolundan, sis­teminden, mezhebinden uzaklaşıp arınarak, Kur’an ile öğ­retilen yola girmeleriyle mümkündür.

Bu gün Kur’an, Kur’an ile Hz. Muhammed s.a.'in sün­neti ile bağları kopuk, şeklen Kur’an yolunda olanlarla, her geçen gün Kur’ana karşı açılan cepheyi genişleten azılı düş­manları ve sureta mensupları arasında sıkıntılı bir zeminde ve zamanda varlığını korumaktadır. Kur’ana her türlü yak­laşımın mubah sayıldığı, samimi gözüken Kur’an ehlinin, Kur’anın azılı düşmanlarına hoşkişlik ettiği, lojistik sağladı­ğı bir zeminde ve zamanda Kur anı doğru anlamak daha büyük önem kazanmaktadır.

Kur’an, yakîn derecesinde kâmil imana sahip ehliyet­li kimselere mânalarını açan bir kitaptır. Müsteşrik kafasıyla İsrâ sûresinin sonuna kadar Kur’anı İngilizceye tercüme eden M. Marmaduke Picktall, müslüman olunca,

 

"Kur’an müsteşrik kafasıyla anlaşılmaz" diyerek yaptığı ça­lışmayı yırtıp yakmış, müslüman kafasıyla Kur’anı tercü­meye baştan başlamıştır. Kur’an üzerinde çalışmaya başlayanda, ilmî yeterlilikle birlikte müslümanların mesele­lerinin kendisini sancılandıracak kadar coşkun bir imana sahip olması da gereklidir.

Kur’an üzerinde çalışan bir zatta birinci derecede ara­nacak olan hem kaynak metnin dilini, Arapçayı, hem de hedef metnin dilini iyi bilmesidir. Kaynak dilin Arapça'dan Arapça'ya lügatları, ansiklopedik lügatları kullanılmalıdır. Hedef dilde de müellif, kendi lügatini şahitlendirerek anla­tabilecek bir seviye kazanmış olmalıdır. Arapçadaki sarf ve nahiv bilgisi ciddi medrese tahsili görenlerin seviyesini tutturabilmeli, hedef dildeki dilbilgisi kurallarına da en az kay­nak dilin dilbilgisi kurallarına vakıf olduğu kadar vukuf kesbetmiş olmalıdır. Anlayışlar ve yorumlar, Arap dilinin imkânları ve sınırları içinde kalmalıdır. Kur'an'ın nüzulü dö­neminde Arapların dildeki temel anlayışlarıyla uyuşmalıdır.

Kur’an üzerinde çalışan kaynak ve hedef dilin belagat kurallarını uygulamalı olarak iyi bilmelidir, ciddi metin tah­lilleri tecrübesine sahip olmalıdır.

Kur’an üzerinde çalışan ciddi bir matematik ve man­tık bilgisine ve bu bilgilerle meşbu bir kafaya sahip olmalı, tarihî, sosyolojik ve felsefî tahliller yapabilmeli, tabii ilimle­ri zorlanmadan anlayabilmelidir.

Kur'an'ın doğru anlaşılmasında en önemli alt yapılar­dan birisi sünnettir. Sünnet iyi bilinmeden Kur’an anlaşıl­maz. Nüzul sebepleri, fakih sahabilerin anlayışı da sünnet bilgisi kadar önemlidir.

Doğrudan Kur’an ilmi olan kıraat ilmi de Kur’anın doğru anlaşılmasını ve mâna zenginliğini sağlayan ilimler­den biridir. İlgili âyetlerde ve ilgili kelimelerde bu ilmî veri­ler gözönünde bulundurulmalıdır.

Usul bilgisi (fıkıh, hadis ve tefsir usulü) Kur’anı doğru anlamın olmazsa olmaz şartlarından biridir. Fıkıh ve dinî ilimler de bu vadide bilinmesi, zaman zaman tazelenmesi gereken ilimlerdendir. Bunlarla irtibatlı olarak Kur’anda ge­çen ilimlerin, konuların terminolojilerine vakıf olmak ve bunları yazılı metinlerde kullanma seviyesinde tecrübe sa­hibi olmak gerekir. Kur’anı doğru anlamanın alt yapısını teşkil eden konulardan biri de, kaynak dilin şiir dilini iyi bil­mek gereğidir. Kur’an-ı Kerim şiir değildir, şiirden üstün bir nesir olması sebebiyle şiir diline vukuf büyük önemi ha­izdir.

Bugünkü teknik imkanlar, ilim adamının önüne sayı­sız imkanlar sermekle birlikte, Kur’an üzerinde çalışan için, henüz demir hafızlığın yerini tutacak bir imkan geliş­tirilmemiştir. Yürürken, araba kullanırken, otobüste gider­ken, yatakta yatarken, gözleri yumup dinlenirken bir âyet­le meşgul olma sırasında kendiliğinden oluşan çağrışımlar sırasında hafızlığın sağladığı imkanı henüz sağlayacak bir alet icat edilmemiştir. Ayrıca hafız bir zihnin, gelişmiş, remleri yüksek bilgisaraya benzer bir zihin olduğu unutul­mamalıdır.

Kur’an üzerinde çalışan bir zat, iyi bir tercüme tecrü­besine sahip olmalıdır. Hayatlarında analarına mektup yazmamış olanların, tercüme etme veya meal yapma adı altında, bildiği kırık dökük Arapça ve o seviyedeki Türkçe ile meal yazması, tefsir yazması mümkün değildir. Bu iş için tercüme tecrübesi de yetmemektedir. Bu işin ehli ter­minolojiye vâkıf üslup sahibi yazar seviyesinde olmaladır.

Kur’an üzerinde çalışan, Kur'an-ı Kerim'in nazil oldu­ğu dönemin veya o dönemin birikimlerinin tedvin edildiği dönemin diline, kültürüne ve tarihine vâkıf olmalıdır. Hat­ta, konumuz Kur’an üzerinde çalışma olduğuna göre, cahiliyye döneminin dili, kültürü, edebiyatı iyi bilinmelidir.

Kur’an üzerinde çalışma yapılırken altyapı teşkiline esas olmak üzere en az ona yakın özgün tefsir başından so­nuna okunmalıdır. Bir veya iki Türkçe tefsirin dışında tef­sirlerin tamamı Arapça yazılanlardan seçilmelidir. Arapça'daki okuma hızı Türkçe okuma hızına ve anlayışına yakın olmalıdır.

Kur’an üzerinde çalışma yapan, hadis lügatlarını ya­nından ayırmamalı en az üç ayrı hadis şerhinden fayda­lanmalıdır. Tefsirler ve hadis şerhlerindeki harcıâlem bilgi­lerin dışındaki dil ve kültür temeline dayalı orijinal bilgiler büyük bir Kur'an'ı Kerim üzerine istenmelidir. Ayrıca en az iki ayrı ansiklopedik lügatta Kur’an kelimeleri taranmak, harcıâlem bilgilerin dışındaki lügat bilgileri de büyük boy Kur'an'a istenmelidir. Sadece Kur'an'a has lügatlar başucu kitabı olmalı, bunlar da tefsirler ve diğer lügatlarla kontrol edilerek kullanılmalıdır.

Vücuh ve nezâir kitapları da mutlaka gözden geçiril­meli, özgün mânalar, büyük boy Kur'an'a işlenmelidir.

Sarf ve nahiv tahlili yapan, farklı alternatifler sunan tefsirler ve Kur’an'daki edatların tahlillerini yapan "dirâsât" kitapları devamlı müracaat kitabı olarak kullanılmalıdır.

Kur’an-ı Kerin’deki deyimler tesbit edilmelidir. Bu tesbit hem Kur’an okuyarak, hem de, deyim lügatları ta­ranarak, dile vakıf müfessirlerin tefsirlerindeki anlayışlarıy­la mukayese ve kontrol edilerek yapılmalıdır. Bir metni mânalandırmak, o metindeki kelimelerin lügattaki karşı­lıklarını istif etmek değildir. O metinden kastedileni, o metnin bağlamına uygun, akla mülayim gelen mânayı ya­kalamaktır. Bakara sûresinin 92. âyetini, "kalplerine buza­ğı içirildi" şeklinde mânalandıranlar, mantığı olmayan bir kelime istifi yapmışlardır. "Kalplerine buzağı putu sevgisi yerleştirildi" şeklinde anlamlandıranlar da, bağlamda kas­tedilen mânayı yakalamışlardır.

Hem ilim, hem dil, hem teknik alanlarda, ciddi bir uzman kadroyla gerekli durumlarda istişare ihmal edilme­melidir. Gerektiğinde şehirlerarası veya milletlerarası tele­fon bağlantılarıyla uzmanlarla fikir alışverişinde bulunulma­lıdır.

Dillerin simetrik olmadığı hiç hatırdan çıkarılmamalı­dır. Arapçayı, Türce hızıyla okuyup anlayacak seviyeye gel­meyen. Kur’anı başkalarına anlatmak için değil, anlamak, öğrenmek için çalışmalıdır.

Kur'an'daki sûre, âyet, kelime, mâna irtibatları. Kur­'an'ın bütünlüğü ve mantığı kavranmadan öğrenme niyeti­nin dışında, kalem, kâğıt üzerinde işlememelidir. Fatiha sûresini Nâs sûresi kadar, Nâs sûresini Fatiha kadar. Kur’andaki bir sûreyi bütün sûreler kadar iyi bilmeyen, Kur'an'ın bir veya birkaç sûresine odaklanarak doğru neticeler ala­maz, ciddi noksanlıktan kurtulamaz.

Kur'an-ı Kerim'deki kelimelere. Kur’anda yüklenilen mânalar, sık sık kısa sürede hatimler yaparak tesbit edil­melidir.

İslâm'ın doğusuyla birlikte, Arapça kelimelere yeni mânalar yüklendiği, Arapça'nın zenginleştirildiği unutul­mamalıdır.

Kur’andaki genel kayıtların, kaydın zikredilmediği ve­ya kısmî zikredildiği yerlerde de kullanılacağı devamlı gözönünde bulundurulmalıdır. İnsanın meşietinin, ilâhi meşîetle sınırlılığı yalnızca insanın meşietinin geçtiği yerler için­de de dikkatten uzak tutulmamalıdır.

Harf-i çerlerin kelimelere kazandırdığı mânalar iyi tesbit edilmeli; harf-i çerlerin müteallaklarıyla (ilgili olduğu kelimelerle) irtibatları sağlanarak mânalandırılmah; birden fazla müteallakı olan harf-i çerlerin (tenazu sanatı) başında bulunduğu kelimelerden doğan mânalar müteallakların her birinin mânaları içine dahil edilmelidir.

Kur'an-ı Kerim'deki, aynı kökten türeyen benzer la­fızlar veya müştaklarının tamamı biraraya getirilerek yerine göre hangi mânalarının tercih edileceği tesbit edilmelidir.

Teşbihlerde, cümlenin başına gelen teşbih edatının, cümle içinde ait olduğu kelime (müşebbehün bih) doğru ve mantıklı tesbit edilmelidir. Ayrıca müşebbehün bihin bir cümle veya birkaç cümleden müteşekkil cümleler gurubu olduğu durumlarda, edat-ı teşbih bir kelimeye hasredilerek kastedilen mâna fasit hale getirilmemelidir.Kelimelere mâna tercihi yaparken Kur’anın bütünlü­ğüne dikkat edilmelidir.

Hz. Peygamber s.a.'in bir kısım âyetlerle ilgili yaptığı tefsirler, hadisler taranarak çıkarılmalıdır.

Çok iyi bildiğimizi zannetiğimiz, lügata bakma ihti­yacı dahi duymadığımız kelimelerle  ilgili tekrar tekrar lügata bakmalı ve kelimeler irdelenmelidir. Kur’anın zorlu­ğunun, kolay gözükmesinde olduğu unutulmamalıdır. Ön­ceki tefsirlerde bulunan bilgilere, irdelenmeden gözü kapa­lı atıf yapılmamalıdır.

içeriğinde gerekçeleri de mündemiç olan kelimelere gerekçelerini de ifade eden mânalar tercih edilmeli veya gerekçeleri açıkça yazılmalıdır.

Mana verilirken şahısların ve muhatabın makamı dik­kate alınarak mâna tercih edilmelidir.

Sıfat-mevsuf, sıla-mevsul irtibatları bozulmamalıdır. Cümlede yalnızca sıfatları kullanılan mevsuflar doğru tak­dir edilmelidir. Mevsulü mahzuf olan çoğul ismi mevsullere bağlamdaki yerlerine uygun tercihler yapılmalıdır.

Mübtelaları (özneleri), mefulleri (tümleçleri) veya her­hangi bir öğesi mahzuf olan cümlelerde, bağlama göre mahzufu doğru takdir etmelidir. Bu takdir, ya Kur’an için­den alınmalı veya Kur’anın bütünlüğüne uygun olmalıdır.

Kur'an'daki gerekçe veya nihaî hüküm cümleleri, kendisinden önceki kelimenin veya cümlenin içeriğini tesbite ışık tutmaktadır. Cümlelere mâna verirken bu irtibat gözden uzak tutulmamalıdır.

Kur'an-ı Kerim'deki zamirler ya mezkûra, ya melhuza râcidir. Ayrıca zamirin cinsi, râci olduğu kelimenin, özellik­le tekili-çoğulu, müzekkeri-müennesi aynı olan kelimenin tekil mi, çoğul mıj, müzekker mi, müennis mi anlaşılması gerektiğini ortaya çıkarır. Zamirlere dikkat edilmelidir.

Aynı âyet içinde tesniyeden çoğula geçilerek hüküm bina edilmesinin maksadı iyi anlaşılmalı, cümle bu anlayışa göre kurulmalıdır.

Kur'an'ın bütünlüğü dikkate alınarak, âyetlerdeki du­raklar irdelenmeli ona göre mâna verilmelidir. Verileh ma­nanın hem geçmişte hem bu gün Vakıa ile irtibatı gözönünde bulundurulmalıdır.

Kur'an-ı Kerim'deki, geçmiş kitaplar ve geçmiş pey­gamberlerle ilgili ifadelerde nesh, tadil ve ilga dikkate alın­malıdır.

Kur'an-ı Kerimdeki zaman kipleri, iyi irdelenmeli, geçmişte vuku bulanlar, bu gün gerçekleşen hadiselermiş gi­bi mânalandırılmamalı, te'kid için kullanılan kiplerle, zama­nı belirtmek için kullanılanlar, hâle ve geleceğe şâmil olan­lar, devamlılık ifade edenler birbirinden ayırt edilmelidir.

"Kâne"lerle birlikte kullanılan muzârîlerin alışkanlığı ve devamlılığı ifade ettiği gözönünde bulundurulmalıdır.

Nakıs fiillerin tam fiil olarak kullanıldığı yerler tesbit edilmelidir.

Genel ifadeler, önceki âyetlerle, veya Kur'an'ın her­hangi bir âyetiyle irtibatına bakılarak özel ifadeler haline getirilebilmelidir. 57/28'deki iman edenlerin, 57/27'deki özel bir gurubu ifade eden iman edenler mânasında olduğu dikkate alınmalıdır.

Tavsiye, emir ve hükümle, uygulamanın birlikte kas­tedildiği kelimeler doğru mânalandırılmalıdır (meselâ, Ba­kara, 2/270).

Kur'an'ın az sözle çok mâna ifade ettiği, vecizliği de­vamlı gözönünde tutulmalıdır.

Kur’andaki farklı kelimelerin, farklı kullanılma sebep­leri dikkate alınarak her kelimeye farklı karşılıklar bulun­malı, hepsine tek kelimiyle aynı karşılık vermekten kaçınıl­malıdır, takva, ihsan, birr kelimelerine erdem karşılığı ve­rilmemelidir.

Kur’andaki kelimeler seçilerek tesbit edilmiş kelime­lerdir. Kelimelerin içeriklerinden seçilecek mânalar iyi tes­bit edilmelidir.

Âyetlerde, öne ve sona alınarak mânalandırılması ge­reken kelimeler gözden kaçmamalıdır. Bunlar takdim te­hirli cümlelerden ayırt edilmelidir, mânalandırma, cümle yapılarına uygun olmalıdır.

Çok manalı kalıp halindeki ifadelere, yerine göre uy­gun mânalar verilmelidir.

Farklı bablardan mastar olabilen aynı kelimeye, yeri­ne göre ya doğru mâna tercih edilmeli veya her iki babtaki mânası da kullanılmalıdır.

Mastarların, kendi mânalarıyla birlikte, ismi fail ve is­mi meful mânasına da kullanılabileceği, başına lâm-ı tarif gelince çoğul olarak da anlaşılabileceği gözönünde bulun­durulmalıdır.

Bir kelimeye veya bir cümleye verilen bir mâna, cüm­leden anlaşılan diğer mânalardan müstağni kılıyorsa tek mâna ile yetinilebilir. Ama müstağni kılmıyorsa, diğer ma­nalar da cümleye konulmalıdır. Hatta bir kelimedeki haki­kat ile mecaz mânanın birlikte kullanılması halinde mâna tamamlanıyorsa, bakikajt ile mecaz mâna birlikte verilme­lidir.

Kalp, fuâd ve lübbün, akıl-kalp, akıl-gönül, akıl-vicdan mânaları gözönünde bulundurularak, bu kelimelerin geçtiği âyetlere dikkat edilmelidir.

Tekili, çoğulu, müzekkeri, müennesi aynı olan keli­melere, kelimenin geçtiği bağlamı ve Kur'an'ın bütünlüğü dikkate alınarak mâna tercihi yapılmalıdır.

Abid ve hak benzeri zıt mânaları mündemiç kelime­lere, ya bağlama göre doğru tercih yapılmalı veya birbirine zıt iki mâna birlikte kullanılmalıdır.

Şart edatlarının, kendilerinden önceki cümlenin veya kelimenin içerdiği durumu tebdil ve tağyir ettiği devamlı gözönünde bulundurulmalıdır.

Fâ-i takibiyyeden önce bir ara cümlenin varolduğu veya olmadığı yerler iyice tesbit edilmelidir.

İsmi işaretleri genel kalıplarla anlamlandırma yerine, metinde veya hayatta işaret ettiği yerler açıkça yazılarak belirgin bir şekilde gösterilmelidir.

Kur’an'da birden fazla mânası olan kelimelere mâna tercihi yapılırken Hz. Peygamber s.a’in hayatındaki icraat gözönüne alınmalıdır.

Kur'an'ın bütünlüğü içinde, kelimeler ve âyetlerarası irtibatlar, Kur'an'da kelimelere yüklenilen mânalar ve âyet­lerin âyetlerle tefsiri, Kur'an'ı doğru anlamada en önemli hususlardır. Bir önceki âyetle bir sonraki âyetin irtibatı açıkça gösterilmelidir.

Atıflarda, matufun aleyh doğru değerlendirilmelidir.

Sûrelerin veya âyetlerin Mekke'de ve Medine'de nü­zulleri Kur'an'ı anlamada bir ölçü olmakla birlikte, bazı hü­kümlerin Medine'de uygulamaya geçirilmesi sebebiyle âyetlerin Medine'de indiği esas alınarak mâna verilmeme­lidir. Ayet Mekke'de inmiş olmakla birlikte imkân ve şartlar Mekke'de uygulama alanı bulamamış olabilir. Hz. Peygam­ber s.a. kendisinden 2-3 yıl önce Medine'ye hicret eden Musâb b. Umeyr r.a.'e Cuma namazı kıldırması ile ilgili talimat yazmıştır. Kendisi Mekke'de Cuma namazı kıldır­ma imkanı bulamamıştır.

Bir ismin başındaki lâm-ı tarifin marifelik veya kemal yahut çoğul ifadesi için mi kullanıldığı iyi tesbit edilmelidir.

Sıfat alan nekrelerin marifelik kazandığı gözden uzak tutulmamalıdır.

Birden fazla kelimeyle karşılanabilecek ifadelerde se­çilen kelimelerin seçiliş maksadı tahlil edilerek daha anlaşı­lır bir mâna elde etmek mümkündür.

Fiillerin kullanıldığı bablarda ortaya çıkan mânaları metne geçirilerek anlam zenginliği sağlanmalıdır.

Müteradif gibi görülen ve kullanılan kelimeler arasın­da mutlaka bir mâna farklılığı olacağı hesap edilerek irde­lenmeli, uygun mânalar bulunmalıdır.

Kur’an'da zaid hiçbir şeyin, zaid noktanın virgülün dahi olmayacağı düşüncesinden hareketle, bazı müfessirlerin zâid dediği şeyler üzerinde çalışılmalı, kafa yorulmalıdır.

Cümlenin başında kullanılmak mecburiyetinde olan soru edatlarının, cümlenin içindeki hangi kelimeyle irtibatlı olduğu iyi tesbit edilmelidir.

Kur'an'daki ahkâmın hem ferdî hukuku, hem de ka­mu hukukunu ifgilendirdiği devamlı gözönünde bulundu­rulmalı, âyetlerdeki mâna zenginliği, ilâhi kelâmın üstünlü­ğü ortaya konmalıdır.

Kelimeler Kur'an'a konuluş maksatlarıyla birlikte an­laşılmalıdır.

Kelimelerin, birlikte kullanıldığı kelimelerle farklı ma­nalar kazandığı gözönünde bulundurulmalıdır.

Muayyen konularla ilgili kısa sürede sık sık hatimler yapılarak ilgili konular, yeni mânalar doğrudan Kur'an'da aranmalıdır.

Hal cümleleri mutlaka tesbit edilmeli, ana cümle ile birlikte mânalandınlmalıdır. Hal cümlelerine ayrı mâna vermek, her iki cümlede de mâna zenginliğinin kaybolma­sına sebep olur.

İki meful alabilen fiillerle kurulan cümlelerde, meful ile zarfın karışmasına meydan verilmemelidir (bk. Kur'an'ın Anlaşılmasına Doğru, 17/12).

Cümlelerin başında ve ortasında kullanılan vavların, müste'nefe vavı mı, hal vavı mı, atıf edatı mı olduğu iyi tesbit edilmelidir.

Hem lâzım-geçişsiz, hem müteaddi-geçişli olarak kul­lanılan fiilerdeki mâna tercihi bağlama göre doğru yapıl­malıdır.

İstisna edatı ile müsbete dönen menfi cümleler par­çalanmadan mânalandınlmalıdır.

İstisna-i muttasıl ile istisna-i münkatı ayırımı doğru yapılmalıdır.

Müteşabih kelimelerin anlamlarından yerine göre doğru tercih yapılmalıdır.

Kur'an'ın mantığından, Kur’an ile nışşguliyetten zihin hiç ayrılmamalıdır. Kur’an üzerinde çalışan, yalnızca Kur’an’ıilgilendiren konularla ilgilenmelidir. Zamanını tama­men buna hasretmelidir.

Bir lâm-ı tarif takısının kelimeye ve cümleye kazandı­racağı anlam devamlı gözönünde bulundurulmalıdır, (bk. Kur'an 'm Anlaşılmasına Doğru, 3/37).

Mefûlü mutlakların cümleye, hükme sağladığı te'kit hedef dilin özelliklerine göre anlamlandırılmaladır.

Bir cümlede, kelimeleri sıralama mantığının, cümle­ye yeni bir mâna kazandıracağı unutulmamalıdır (bk. Kur­'an'm Anlaşılmasına Doğru, 24/56).

Mükâfat ve cezayı mutazammın cümlelerde müşte­rek olarak kullanılan kelimeler, cümlenin içeriğine uygun mânalandırılmalıdır.

Kelimelerde ilk aklan gelen karşılıklar yerine, o keli­medeki mündemiç mânalar içinden maksada uygun karşı­lıklar tercih edilmelidir.

Kaynak dilde ve hedef dilde müştereken kullanılan aynı kelimelerin, kaynak dildeki kullanılışına göre hedef dil­de mânalandırılmalıdır.

Kur'an'daki edatlara doğru tercihler, Kur anın bütün­lüğüne uygun tercihler yapılmalıdır(bk. Kur'an'm Anlaşılması­na Doğru, 28/68).

Kur'an, içinde geçen konuların çağdaş terimleriyle anlamlandırılmak, Islâmî terimler gözardı edilmeden terim birliği sağlanmalı, terimlerle oynanarak, müslümanın geç­mişle irtibatı kesilmemelidir.

Kur’andaki sayısal ifadelerin kullanılış maksatları doğ­ru tesbit edilmelidir.

Hedef dildeki kelimelerin kullanılışına, çağrıştırdığı mânalara, metin içinde taşıdığı misyona çok dikkat edil­melidir.

Nasîr, yardım eden olarak da kullanılabilir, yardım­cı olarak da kullanılabilir. Yardım edenle yardımcı arasın­daki fark görülerek Kur'an'daki kullanışlarında yardım eden tercih edilmelidir.

Bunlar kadar önemli olan bir husus da Kur’an üzerin­de çalışan her gün bu çalışmaya gusul ve zikirle yani maddi manevi temizlikle başlamalıdır.

Kur’an üzerinde çalışan, her türlü anlayışını ve tesbitini kâğıda geçirmeli, zorlayan konuları zamana bırakarak zihnin çözüm bulmasına imkan tanımalı veya istişarelerle çözerek yanlışlarını ayıklamâlıdır.

Kur’an, üzerinde çalışmayı düşünen, Kur'an'a kendi düşünceleri söyletmek üzere peşin hükümle yaklaşmamalıdır.

 
 

Necmettin Erbakan İsrail ile Kaç Askeri Antlaşma imzaladı?

Necmettin Erbakan İsrail ile Kaç Askeri Antlaşma imzaladı?